HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ | GİZLİLİK POLİTİKASI |
02-06-2012 tarihinde, 18:51 saatinde eklendi
Türkiye'deki askeri kamp ve Suriyeli silahlı gruplar
Türkiye'deki askeri kamp ve Suriyeli silahlı gruplar
İsa Eren

YDH- Gazeteci İsa Eren, Türkiye’ye mülteci olarak gelen Suriyeli silahlı milisleri ve onların örgütlenme ve lojistik sağlama şartlarını Yakın Doğu Haber için araştırdı.

 

YDH-Gazeteci İsa Eren, Türkiye’ye mülteci olarak gelen Suriyeli silahlı milisleri ve onların örgütlenme ve lojistik sağlama şartlarını Yakın Doğu Haber için araştırdı.

Suriye'de Silahlı Mücadele

Suriye sınırında yaptığımız araştırma gezimizin ikinci aşamasında, Suriyeli muhaliflerin askeri kanadını oluşturan Özgür Suriye Ordusu ve selefi-cihadi grupları mercek altına aldık. Hatay'da bir araya geldiğimiz Suriyeli muhalif ve milislerle, Özgür Suriye Ordusu'nu ve selefi-cihadi grupların Suriye'deki eylemlerini konuştuk.

Apaydın Askeri Çadır Kenti

Suriye Ordusu'ndan ayrılarak Türkiye'ye sığınan subay ve askerler, bir süre geçici kamplarda yaşadıktan sonra Suriye sınırına 3 kilometre mesafedeki Apaydın köyüne kurulan kampa yerleştirilmişler. Apaydın kampında 575 barınma çadırı, 17 genel maksatlı çadır, 22 WC/banyo konteynırı, 400 battaniye, 170 yatak bulunuyor. Genel maksatlı çadırlar, diğer kamplarda olduğu gibi televizyon, mescit, toplantı vb amaçlar için kullanılıyor. Apaydın kampında diğer kampların aksine güvenlik tedbirleri daha üst düzeyde tutuluyor. Mesela yemek, diğer kampların aksine Apaydın kampına dışarıdan getirilmiyor; bu kamptaki yemekler kamp içerisinde pişiriliyor. Diğer kamplarda ise mültecilerin yemek ihtiyacı, anlaşmalı yemek fabrikaları aracılığıyla karşılanıyor.

Kamplarda kalan mültecilerin tepkileri sadece Ulusal Konsey’le sınırlı değil, görüştüğümüz mülteciler, Suriyeli asker ve subayların, ülkelerinde kalarak rejim güçlerine karşı savaşmak yerine kampta günlerini gün ettiklerini öne sürüyorlar. Bu tepki zaman zaman dışa da yansıyor. Örneğin Boynuyoğun kampındaki Suriyeli sivil mülteciler, kendi kamplarından çıkarak Apaydın’daki Özgür Suriye Ordusu liderlerinin kaldığı kampa doğru protesto yürüyüşü düzenlediler.

Mülteci kamplarında ve kamp dışında görüştüğümüz Suriyeliler, Özgür Suriye Ordusu'nun bir tabela örgütü olduğunda ittifak halindeler. Özgür Suriye Ordusu Komutanı Riyad Es'ad, ordudan ayrılan askerlerin sayısının 70 bini bulduğunu iddia ederken, ordudan ayrılarak Özgür Suriye Ordusu'na katılan askerlerin sayısının gerçeği yansıtmadığını söylüyorlar. Onlara göre “çünkü Suriye Ordusu'nda çok sayıda sünni asker olmasına rağmen hala, onlar ordudan ayrılmış değil.” Sünni askerlerin ordudan ayrılması kadar ayrılmaması da zor bir karar. Ordudan ayrılması halinde rejim güçlerinin ordudan ayrılmaması halinde ise silahlı grupların saldırısına maruz kalabiliyorlar. Örneğin bize açıklamada bulunan bir kaynağın bildirdiğine göre Suriye Ordusu içerisindeki bir sünni asker, bulunduğu birlikteki bir grup askerin ordudan ayrılma kararına uymadığı için kurşunlanarak öldürüldü.

Muhaliflere göre, 600 bin kişiden oluşan Suriye ordusunda subayların çoğunluğu alevilerden, erlerin çoğunluğu ise sünnilerden oluşuyor. Bununla birlikte ordudaki, üst düzey komutanlar arasında daha sonra muhaliflere katılan Tuğgeneral Mustafa eş-Şeyh ve Albay Riyad Es'ad gibi Sünniler de bulunuyor.

Antakya'da, Suriye'deki ayaklanmanın askeri seyrine ilişkin olarak bilgisine başvurduğumuz “selefi-cihadi gruba” mensup “F.” adlı bir Suriyeli, Suriye Ordusu'nda subay ve askerlere dini baskının olduğunu söyledi. Ona göre Suriye ordusundaki subaylar içki içmeye teşvik ediliyor ve namaz kılmaları engelleniyor. Böylesi bir ordudan ayrılan üst düzey subaylara aslında pek de güvenmediklerini belirten “F.” bununla birlikte ordudan ayrılan askerlerden bazılarının sakal bırakmalarının ve operasyon öncesi tekbir getirmelerinin, kendileri açısından olumlu bir gelişme olduğunu ifade ediyor ve Hums'taki Halid Bin Velid Tugayları Komutanı Abdurrazak Talas’ı, örnek olarak gösteriyor.

“Selefi-cihadi” grupların Özgür Suriye Ordusu’nu benimsememekle birlikte, uluslararası toplumdan destek bulabilmek için uzun bir süre Özgür Suriye Ordusu, çatısı altında savaştığını belirten “F.” ancak bir kaç ay önce “selefi cihadi grupların” Özgür Suriye Ordusu'ndan bağımsız olarak eylemler yapma kararı aldığını söyledi.

“Selefi cihadi gruplar”dan bazılarının daha önce kaçırdığı asker veya sivil kişileri fidye karşılığında serbest bıraktığını ve özellikle sünni askerleri öldürmediklerini belirten “F.” ancak artık safların netleştiğini öne sürerek sünni askerleri de tövbe etmelerini dikkate almaksızın öldürme kararı aldıklarını söyledi.

Kendisi de bir selefi-cihadi gruba mensup olan “F.” Bu karara örnek olmak üzere kişisel bilgisayarından Sünni askerlerin tövbesini kabul etmeyen Süleyman el-Mukatile Tugayı’nın, 10 gün önce esir aldığı 7 Sünni askeri, ellerini arkadan bağladığını ve kafalarına ateş ederek idam ettiğini gösteren bir video izletti. Videoda Tugayın Komutanı Ebu Süleyman, artık tövbe kapısının kapandığı için rejim saflarında mücadele eden Sünni asker dahil herkesin öldürüleceğini ifade ediyordu. “F.”, izlettiği videodan sonra rejimin yanında savaşan askerlerin mezhebine bakılmaksızın ya kurşuna dizildiğini ya da Irak'ta daha önce örneklerine sıkça rastlandığı gibi boğazları kesilerek öldürüldüğünü söyledi.

“F.”nin anlatımına göre “Idlib başta olmak üzere Suriye genelindeki “selefi-cihadi” grupların Özgür Suriye Ordusu'na bakışları oldukça olumsuz. Kimisi Özgür Suriye Ordusu'nu fasık, kimisi kafir, kimisi ise mürtet olarak görüyor. Çünkü, Özgür Suriye Ordusu, Hıristiyan’ından, Alevi’sine kadar gayri İslami kesimlerin bir araya gelmesiyle kurulan Suriye Ulusal Konseyi'ni tanıdı.” Suriye Ulusal Konseyi’ne Özgür Suriye Ordusu’ndan daha tepkili olduğunu gördüğüm “F.”ye Ulusal Konsey’in içinde İhvan’ın da bulunduğunu hatırlatınca “F.” İhvan’ın Konsey’deki varlığının siyasi olduğunu belirterek İhvan’ı diğerlerinden ayrı tuttukları izlenimini verdi.

“Selefi-cihadi” grupların Özgür Suriye Ordusu Askeri Konsey Başkanı Mustafa eş-Şeyh'e karşı ise şüpheli olduklarını belirten “F.” Şunları söyledi: “Çünkü eş-Şeyh'in kardeşi, Türkiye'ye sığınıncaya kadar İdlib şehrindeki Baas Partisi'nin başkanlığını yapıyordu. Mustafa eş-Şeyh'in amcaoğlu ise Suriye'deki ayaklanmanın ilk haftalarında Lazkiye'ye vali olarak atandı, hala bu görevine devam ediyor. Mustafa eş-Şeyh'in kendisiyle birlikte Suriye ordusundan ayrılarak Türkiye’ye sığınan teğmen rütbesindeki bir diğer amcaoğlunun da 3 ay önce Suriye'ye döndüğü ve rejimle görüştüğü iddia ediliyor. Bütün bunlardan ötürü "mücahitler" eş-Şeyh'e "hain" ve "rejimin adamı" gözüyle bakıyor.”

Suudi Arabistan'da yaşayan Hamalı Şeyh Adnan Arur’a olan yakınlıklarından bahseden “F.”ye Şeyh Arur’un Özgür Suriye Ordusu üzerindeki nüfuzunu hatırlatıp, kendisinin söyledikleriyle Arur’un tutumu arasındaki çelişkiyi hatırlattım.

“F.” Şunları anlattı: “Şeyh Arur gibi alimler, bu kişilerin devrim karşısında olmasındansa rejime karşı kullanılması amacıyla bu subayları destekledi. Şeyh Arur, 3-4 ay önce Türkiye'ye geldi, subayların yaşadığı Apaydın köyündeki kampa girerek Mustafa eş-Şeyh'le Riyad Es'ad arasındaki krizin çözümü için çalıştı. Şeyh Arur, kısmen başarılı oldu; ancak, eş-Şeyh'le Riyad Es'ad arasındaki sorun 4-5 gün sonra yeniden patlak verdi. Çünkü, taraflar arasındaki sorunun merkezinde "koltuk" kavgası bulunmaktaydı.”

“F.”nin söylediği gibi Şeyh Arur, daha önce de Özgür Suriye Ordusu komutanları arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde doğrudan rol almıştı. Şeyh Arur, 2011 yılının ağustos sonunda Hüseyin Harmuş'la Riyad Es'ad arasındaki krizin de çözümü için girişimde bulunmuştu. Şeyh Arur'un krizi çözmesine fırsat kalmadan daha sonra açıklandığı üzere Harmuş'un “MİT görevlileri tarafından Suriye istihbaratına satılması”, Riyad Es'ad'ı silahlı muhalif kanatta tek lider olarak bırakmış, böylece kriz geçici suretle çözülmüştü.

Suriye'de “selefi cihadi” gruplar

“F.”, kendisinin de mensubu olduğu “selefi-cihadi” grupların Suriye’deki silahlı eylemlerdeki rolüyle ilgili olarak şunları söyledi: “Selefi-cihadi gruplar, Suriye'de ayaklanmanın başlamasından hemen sonra harekete geçtiler ve Mayıs 2011'de organize oldular.

Mayıs ayı ortalarında Idlib şehrinin önde gelenleri aracılığıyla Idlib'deki emniyet güçlerine çekilmeleri çağrısında bulunarak, aksi takdirde savaşacakları tehdidinde bulundular. Emniyet güçlerinin çekilmemesi üzerine 5-6 Haziran'da  Cisr eş-Şugur kentinde 120 polis ve askerin öldürüldüğü eylemi gerçekleştirdiler.

Fakat uluslararası düzlemde eylemin meşruiyet kazanması için eylemi Yarbay Hüseyin Harmuş'un üstlenmesine karar verdiler. Çünkü Harmuş, Suriye Ordusundan ayrılmış bir subaydı ve eylemi onun üstlenmesi, olayın el-Kaide ile bağlantılı olarak görülmesini uluslararası toplumda olumsuz karşılanmasını önlemişti. Nitekim aynı günlerde Türkiye'ye sığınan Yarbay Harmuş, el-Cezire ve el-Arabiya televizyonlarına yaptığı açıklamalarla eylemi üstlenmişti.

Türkiyeli yardım gönüllüleri, Cisr eş-Şuğur olayından hemen sonra Hatay’a gelen mültecilerle ilgili olarak şunları anlattılar: “Haziran 2011'de Cisr eş-Şuğur'da yaşanan olaylar sonrasında vücutlarında dövmeler bulunan, 50 kadar kişi Antakya Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Bizler, Suriye’den gelen mültecilerin ihtiyaçlarını tespit etmek için hastaneye gittik. Bize, herhangi bir ihtiyaçlarının olmadığını söyleyip; başlarından geçenleri anlatmak istediklerini bunun içinde kendilerine medya mensuplarını getirmemizi istediler. Bizlere, kendilerine Suriye ordusunun değil Hizbullahçıların ve İranlıların saldırdığını söylediler. Kendilerine "Siz, Hizbullahçıları ve İranlıları gördünüz mü?" şeklindeki sorumuza ise "Hayır. Fakat bize, böyle söylediler" şeklinde yanıt verdiler.”

Hatay'daki yardım gönüllülerinden edindiğimiz bilgiye göre 120 Suriye güvenlik görevlisinin öldürülmesinden bir ay önce sınırın Suriye tarafında Cisr eş-Şuğur operasyonu için planlar yapılırken sınırın Türkiye tarafında ise Cisr eş-Şuğur başta olmak üzere İdlib şehrinden Türkiye'ye kaç kişinin sığınacağının ön raporları hazırlanıştı. Yardım gönüllülerine göre olaydan bir ay kadar önce Hatay’a gelen Suriye asıllı iyi Türkçe bilen kişiler, Türkiye'deki muhataplarına, Suriye sınırındaki köylerde kaç kişinin yaşadığına, köy halkının kaçta kaçının Türkiye'ye sığınacağına dair bilgi vermişti.

“F.”nin ifadesine göre mülteci akınının başlamasına sebep olan Cisr eş-Şuğur eylemini gerçekleştiren Suriye'deki “selefi cihadi” gruplar, başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez sermayesi tarafından desteklenmektedir. Üstelik Suudiler sadece paralarıyla Suriye'deki cihada katılmıyor, aynı zamanda savaşçı olarak da cihat saflarında yerlerini alıyorlar.

Selefi Cihad saflarında yerlerini alan gönüllü savaşçıların askeri eğitimi, dışarıdan gelen "mücahitler" tarafından sağlanıyor.

“F.”, “cihadi-selefi” grupların askeri eğitimi ve komutası hakkında da şu bilgileri verdi: “Selefi-cihadi gruplara katılan gönüllülerin askeri eğitimi; Irak, Yemen ve Libya gibi cihat bölgelerinden gelen mücahitler tarafından veriliyor.  Çünkü bizim askerler sadece bir tek silahı kullanmasını biliyor; ama onlar birçok silahı kullanmasını biliyor ve bomba yapımında da uzmanlar.”  

Hatay'da Suriye'deki “selefi cihad” üzerine görüştüğümüz “F.” 14 Libyalılarla nasıl temas kurduklarını ise şöyle anlattı: “Libyalılar, Türkiye'den Idlib'e girdi ve “mücahitlerin” durumunu yerinde gördü. Mücahitlerin elindeki silahların, Suriye rejimine karşı mücadelede yetersiz olduğunu gören Libyalılar, Suriye'ye daha modern silahların sokulması kararına vardı. Libya'dan Suriye için silah gönderilmişti. Lübnan üzerinden Suriye'ye sokulmak istenen silahlara Lübnan Ordusu tarafından el konuldu.” Suriye'ye sokulmak üzere Libya'dan Lübnan'a gönderilen ancak Lübnan ordusu tarafından yakalanan silah yüklü gemi olayı “F.”nin bu anlattıklarını doğruluyor.

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde görüştüğümüz “A. K.” adlı başka bir muhalif ise Libyalıların Suriye’ye Türkiye üzerinden geçtikleri yönündeki bilgiyi doğrulayarak, Zintan şehrindeki Libyalı savaşçıların komutanının Hatay'a geldiğini, kendisinin de Libyalı komutanla görüştüğünü söyledi.

Hatay'da görüşlerine başvurduğumuz yardım gönüllüleri de şehirde çok sayıda Libyalıya rastladıklarını, bazılarıyla yüz yüze görüştüklerini, kendisini "Mehdi" olarak tanıtan bir Libyalının "Kaddafi'yi vuran ekip içerisinde yer aldığını" söylediğini belirttiler.

Görüştüğümüz “F. ” Suriye'deki “selefi-cihadi” gruplar arasındaki farklara ilişkin de şu bilgileri verdi.

Cebhetun Nusra: (Nusret Cephesi)

El-Fatih Ebu Muhammed el-Colani liderliğindeki Cebhetun Nusra'da biat esastır. Nusra'ya giren mücahitler, komutanlarına biat ederler. Burada talimatların yerine getirilmesi zorunludur. Söz gelimi, doğrudan el-Kaide’ye bağlı olan Cebhetun Nusra'nın lideri, mücahitlerin birisinden "canlı bomba" olmasını istemişse, mücahidin bu talimatı yerine getirmesi gerekmektedir.

Aralık 2011'de ismini ilan ederek operasyonlara başlayan Cebhetun Nusra, Şam ve Halep'te güvenlik güçlerini hedef alan canlı bomba eylemleri düzenledi. Eylemlerde aralarında sivillerin de bulunduğu 200'e yakın Suriyeli öldü, yüzlercesi de yaralandı. Cebhetun Nusra ayrıca İdlib, Dera ve Deyr Ez Zor'da da rejim güçlerine yönelik saldırılar düzenledi.

Ahraruş Şam: (Şam'ın Özgürleri)

Selefi Cihad'ın Suriye'deki önde gelen örgütlerinden Ahraru’ş- Şam, Idlib şehrinde rejim güçlerini hedef alan etkili saldırılar düzenliyor.Diğer örgütlerin aksine Ahraru’ş- Şam'ın liderinin kim olduğu bilinmiyor. Ahraru’ş-Şam, Halep'teki güvenlik güçlerinin karargahlarını hedef alan bombalı saldırıda olduğu gibi zaman zaman Cebhetun Nusra'yla ortak eylemler de yapıyor. Ahraru’ş-Şam savaşçıları, Özgür Suriye Ordusu'na bağlı olanların aksine kameralar karşısında tıpkı Cebhetun Nusra'da olduğu gibi maskeli görünüyorlar.

Ahraru’ş-Şam'ı, Cebhetun Nusra'dan ayıran en önemli fark, Ahraru’ş-Şam'da biatın olmaması. Ahraru’ş-Şam'da biatın yerine "anlaşma" var. Söz gelimi, güvenlik güçlerine yönelik bir eylem gerçekleştirilecekse eylemi yapanlar ve planlayanlar, eylem hakkında anlaşma yapıyor.

Sukuru’ş-Şam Tugayı:(Şam Kartalları)

Sukuru’ş-Şam'ın Komutanı Ahmed İsa eş Şeyh. Uzun bir süre Irak'taki selefi cihat saflarında savaşan eş-Şeyh, Suriye'ye dönüşü sırasında tutuklandı. Eş-Şeyh, Suriye’deki devrim sürecinde serbest bırakıldı. Nisan ayında Suriye Ordusu'nun düzenlediği operasyonda oğlunu kaybeden eş-Şeyh, zaman zaman Cebeli Zaviye'deki bir camide cuma namazında hutbe okuyor.

Sukuru’ş-Şam Tugayı, Idlib genelinde Suriye Ordusu'nu hedef alan "canlı bomba" eylemleri gerçekleştiriyor. 16 Mayıs'ta Idlib'teki minibüs kullanan bir kişinin askeri kontrol noktasına geldiğinden aracı havaya uçurması, Sukuru’ş-Şam'ın gerçekleştirdiği eylemlerden sadece bir tanesi. Sukuru’ş-Şam, rejim güçleriyle bire bir çatışmaya girmek yerine yollara yerleştirdiği bombaları, tank ya da rejime bağlı sivil ya da askeri araçların geçişi sırasında patlatma eylemleri gerçekleştirmeyi tercih ediyor.

Sukuru’ş-Şam'ın merkezi Idlib olmakla birlikte Idlib dışında da birlikleri bulunuyor. Sukuru’ş- Şam'a bağlı olarak Halep'te “Şuheda Birliği”, Şam'da “Ammar Bin Yasir Birliği” bulunuyor. Idlib'teki el-Hanse Birliği'ne Albay Beşşar el-Hatib, Yarbay Mustafa Süleyman ise “el-Muhacirin ve’l-Ensar” Birliği'ne komuta ediyor.

Süleyman el-Mukatile Tugayı:

Liderliğini Şeyh Ebu Süleyman'ın yaptığı Süleyman el-Mukatile, Idlib genelinde etkin olan ve aşırılık yanlısı uygulamalarıyla biliniyor. El-Mukatile, bir kaç hafta önce  Idlib'de girdiği çatışmada, esir aldığı 7 Sünni askeri, ellerini arkadan bağladı ve sonra askerlerin başlarını kurşun yağmuruna tutarak katletti. Başka bir görüntü de ise 8 kişinin idama hazır hali, internet ortamında yayınlandı.

Süleyman el Mukatile'nin hedefinde, kendi safında yer almayan herkes var. Bunlardan birisi de Idlib'e bağlı Maarrat Mısrin'deki Sünni davetçilerinden “Şeyh Abdulgani Qassab” ve Halep Üniversitesi'nde lisans ve lisansüstü eğitimine devam 13 öğrencisi yer alıyor. “El-Mukatile”, Şeyh Qassab'a devrime karşı tutumunu değiştirmesi çağrısında bulundu. Şeyh Qassab da tutumunu değiştirmeyince evine ağır silahlarla saldırdılar, yaktılar. 13 öğrencisini de kaçırdılar. Bu öğrencilerden şu ana kadar haber alınabilmiş değil.

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
murat tarafından 02-06-2012 20:00:16 Tarihinde yazıldı.
batının uşakları sapkın vahhabiler
Neyin cihatçısı bunlar. İsrail'e karşı mı savaşıyorlar, yoksa Afganistan veya ırak gibi işgal altındaki topraklar için işgalcilere karşı mı savaşıyorlar. Libya gibi Suriye'nin de haçlı orduları tarafından bombalanması için çırpınanlar ne zaman cihatçı oldu. Batının uşağı olmaktan ileri gidemezler. Kullan ve at.
tahir toprak tarafından 03-06-2012 20:33:48 Tarihinde yazıldı.
yan gelip yatmak
Apaydın kampında kalan mültecilerin olanlardan haberi yok galiba..komutanların kaldığı kampa doğru protesto yürüyüşü yapacaklarına ,bir gece pusuya yatıp,"özgür suriye ordusunun" elemanlarının kamptan çıkışını izlesinler; kahraman katillerin,ellerinde en gelişmiş abd-israil silahlarının yanında,suudda yapılmış en yeni satırlarla ,suriye içlerinde halkın kafasını kesmeye gittiklerine şahit olacaklar !"özgür orduya " haksızlık yapmasınlar;.......demiyormu,askerlik yangelip yatma yeri değildir ! malum bu tedhiş güçleride .........bağlıdır !onları boş boş yatırırmı hiç?!
a.fuad tarafından 03-06-2012 23:36:55 Tarihinde yazıldı.
Problem bizde ama çarede bizde
Hz. Aliyi şehid eden ibni mülcem haricilerdendi . Rivayetler,anlında secdeden nasır izleri olduğundan ve daha bir çok islami ritüellere olan düşkünlüğünden bahseder. Gelinen nokta ise , keyfiyet-kemiyet ilişkisini gözler önüne serme açısandan izaha hacet bırakmıyor. Suriye olaylarının kurgusunun küresel istikbar tarafından önceden planlandığı bir tarafa ; bir şekilde silahlanıp olayların içinde kendini bulan müslümanlar ibni mülcemden farklı kişiler değilki. Allah rızası için tağutu devirmeye ,Allahın kitabını hakim kılmaya çalışıyorlar.İbni mülcemin Hz. Aliyi öldürme niyetide Allahın rızasının dışında bir amaç taşımıyordu. Çünkü onlar,Hz.Alinin dinden çıktığını Kur'anın hükümlerini çiğnediğini düşünüyorlardı. Oysa Ali,onlar boncuklayıp elde edilmek üzere olan zaferi engellemeye başladıklarında; Allahdan korkun! ben sizin imamınız,halifeniz,komutanınızım ve ben CANLI KURANIM demişti. Buna rağmen onlar hararetle Allahın hükmüne Kur'anın hakemliğine gidelim diye ısrar ettiler. Sonuç malum...O gün bugün hala söylediklerini yapmadılar. Neden ? Çünkü Ali onların bu tavırları için ; "onlar doğru sözü dilleriyle söylediler ama, hak sözle batılı murad ettiler" demişti. Böyle olduğunuda zaten amelleriyle gösterdiler.Elbette bunun dışında bir netice olmadığını herkes itiraf ediyor. Küresel istikbarın eliyle senaryolaştırılıp,islamın sırtından geçinen bölge diktatörlerinin işbirliğiyle beslenen,bunların sofralarının müdavimi saray mollalarının icazetiyle start alan devasa oyunda sahne alacak oyuncuların bir bölümü elbette günümüz harici kafalılarınından oluşacaktı. İşin ilginç yanı Kur'anın hakemliğine giden o muttakiler ( ! ); Kur'ana göre Alinin ,muviyenin ve birkaç kişinin daha katline ferman çikarmışlardı. İşin daha ilginci Ali infaz edilmişti ama her nedense muaviye sağ kalabilmişdi ???Nasıl oluyorsa bu ilginç sonuç hakkında, hala kimse bir şey bilmiyor ??? Dün bunları yazıp çizerken arkalarında küresel istikbar yoktu,çünkü o rolüde kendi iç bünyesinde icra edenler zaten mevcuttu. Bugün, küresel sistemle aynı alanda rahatca iş ve güç birliği ortamı oluşturanlar ; dün sahneledikleri oyunun tekrarını, ellerindeki imkanları makyavelist bir anlayışla kullanarak icra etmede hiç zorluk çekmiyorlar. Böylesine ucuz figüran bolluğu ise cesaretlerini artırdığı gibi oyunun uzamasınada ayrı bir katkı sağlıyor. İslam devleti dediğiniz irana ve o coğrafyada oturmak dışında alternatifi olmayan imama danışmadan istişare etmeden silahlanıp/silahlandırılıp savaş kararı alacaksınız,İran-suriye stratejik ittifakının siyonist işgalciler karşısında alındığını,filistin direnişinin hamasın yanındaki en büyük destekcileri olduğunu bileceksiniz, üstelik Esad ve sisteminin kendini savunup mukavemet göstereceğini bildiğiniz halde, hep beraber suriyeyi kan gölüne çevirip kaos ortamı oluşturacaksınız ; sonrada utanmadan, "yeni basraların harab olmasına" sebep olmanıza rağmen iranı, imamı, hizbullahı sorumlu ilan etme aymazlığıyla ortalığı velveleye vereceksiniz.Mezhepcilik yaptıklarını,acem kurnazlığıyla ulusalcılık oynadıklarını söyleyip,perde arkasında abd'yle israille danışıklı döğüş içinde oldukları iftiralarıyla at izini it izine karıştırmaya çalıçacaksınız.Bazıları fırsattan istifade,1982 hama olaylarını ısıtarak,aslında İmam Humeynininde yanlış yaptığını katliama sessiz kaldığını söyleyerek kendilerinin nekadar haklı olduklarını ispatlamaya çalışırken, bazılarıda içine düşdükleri çıkmaza, sendelennmeye kılıf bulma adına İmam Humeyni olsaydı böyle olmazdı kamuflajıyla şark kurnazlığı yapmaya çalışıyorlar.Efendiler efendisinin diliyle " Bütün bir küfrün bütün bir imana karşı saldırması misali; tehditlerin,ambargoların,yanlızlaştırmaların,komploların,suikastlerin,iftiraların,nükleer enerji elde etmesin diye oynanmadık senaryo bırakmayan habis zihniyet ve koalisyon ortaklarının hedefinde, neden İran ve Hizbullahın olduğunu hala derk edemeyen müslümanların varlığı, aslında her şeyi izah ediyor.Fıtri olarak izzet içinde yaşaması gereken islam aleminin neden sefahat ve zillet içinde yaşadığı daha bir netleşiyor. Gerçekten heyhaat ki; bugün İmam Humeyni yaşasaydı,imam Ali yaşasaydı ve hatta Muhammed (saa) yaşasaydı bu kafanın sahipleri farklımı davranacaklardı? Hasılı kelam ; bini bir para entrikaların çevrildiğini,ak'ın kara kara'nın ak diye pazarlandığını bildiği halde susan veya bilmiyor gibi davranan ümmet,özelliklede ümmetin önde olanları asla bu vizr-u vebalden kurtulup mazur olamazlar. Heyhaat ki korkunç akıbete doğru hızla gittiklerinin de farkında değiller. Ölüpde gerçeklerle yüz yüze geldiğimizde, "Rabbimiz ne olur bizi geri döndür,bize biraz mühlet ver" diye feryad eden bedbahtlardan olmamamız en büyük temennimizdir. Akleden,fehmeden,araştıran,kime,nasıl,niçin inanmamız gerekir diye tefekkür eden güzel insanlara selam olsun.En hayırlı en güzel akıbet,(içselleştirilmiş anlamıyla)sakınanların, muttekılerindir.
Necati tarafından 04-06-2012 01:41:18 Tarihinde yazıldı.
kendi düşen ağlamaz
İnsanın aklına şöyle düşünesi de geliyor, komşularla sıfır sorun diye iran,ırak,helede suriye ile sarmaş dolaş olmalar, yoksa truva atı kurnazlığımıydı? Sistaniyle Hamaneiyle görüşmeler,arka planı olan taktiksel manevralarmıydı? Henüz ortada fol ve yumurta yokken hazırlanan çadırlar kamplar, mülteci akınına zorlanan yıldırılan mustazaf halkların çaresizliği,bu kamplarda barınan milisler silah geçişleri ve daha bilmen ne herzeler, her şeyi kabak gibi ortaya çıkarmıyormu? Suriye halkına çok acıdıklarını, timsah gözyaşlarıyla her fırsatta dillendirenlerin,aslında akan kanların,işlenen cinayetlerin gerçek failleri olduğunu ispat etmiyormu? Bundan böyle bizde masada olacağız bizde küresel aktörüz sözlerinden millet adaleti bağımsızlığı beklerken ne hallere düştük? Özellikle suriyede akrabaları olan antakyalıların anlattıklarına kimse itibar etmiyor,ekranlarına sayfalarına taşımıyor işlerine gelmediği için. Ama birkaç kurgulanmış zavallınıın düzmeceleri kanal kanal dolaştırılıyor. Bilemiyoruz belkide bu dostluklar gerçekti, insaniydi, islamiydi, tüm bölge halklarının hayrı içindi. Ama ne olduysa birdenbire bir şeyler oldu. Bu bir şeylerle ilgili söylenebilecek bir çok şey var elbette, ancaak öncelikle dostluk kardeşlik adına hatırlatılması gereken şey,Ankara ister bilerek ister bilmeyerek düştüğü bu girdaptan kurtulmak istiyorsa hala vakti var.Değilse geçmiş olsun,kendi düşen ağlamazı söylemeye hazır olsun.
Yavuzhan Karagöz tarafından 05-06-2012 04:24:57 Tarihinde yazıldı.
AKP Ya Türkiye de köşeye sıkıştığında Suriye de yaptıklarını burada da yaparsa?
Bu meseleleri dini söylemlerle algılayan, bu şekilde doğruyu bulacağını sanan yorumcular beni daha da korkuya düşürdüler. İnsan, vatandaş millet olma özelliklerimizi kaybediyoruz. 1400 yıl önceki anlamsız saçma anlaşmazlıkların pençesine itiliyoruz. Halk ise HÜKÜMET tarafından organize edilmiş yeni bir medya ve ona bağlı bazı tarikatlarca sürekli terörize ediliyor. Şii Sünni savaşı Türkiye ye Alevi Sünni diye yansıyor. Ülkelere ABD adına, İslamı kullanarak Nüfuz eden Nur cemaatince ortalık Azerbaycan, Irak, İran Suriye düşmanlığına boğuluyor. Ya AKP kaybedeceğini anladığında, Yüklendikleri zenginliklerini de alıp Ülkeyi ALEVİ-SÜNNİ diyerek bölüp ateşe verirse? Dini aşırı düzeyde hayata adapte edip, siyasi meseleleri buna bağlayan her tarafın yobazları eline aldığı silahlarla tıpkı SURİYE de olanlar gibi, ülkenin menfaatini düşünen herkesi katletmeye başlarsa? Dindarlık şovu yapan kitleler kendi ordusuna karşı savaşa girerse?
a.fuad tarafından 06-06-2012 00:45:29 Tarihinde yazıldı.
yavuzhan kardeş'e
Meselelerin dini söylemlerle sizi rahatsız etmemesi gerekir zira bu sitede islami yorum yapanlar Muhammedi islam ekseninde yorumlamaya çalışıyorlar.Kendilerine müslüman dedikleri halde kafalarına göre islamı yorumlayanlarla olan aradaki farkı görmeniz gerekir. İnsan,vatandaş,millet olma,yurtsever olma zaten dinin teşvik ettiği şeyler. Siz Muhammedi islamı tanıma gayretinde olursanız kafanızdaki birçok sorunun cevabını da alırsınız. Muhammedi islam ; doğru kaynak,doğru bilgi,doğru kişi,doğru referans,doğru rehber kılavuzluğunda,akıl-nakil ve duygularıda harmanlayarak , insanlık için en sağlıklı sonuca ulaşma ilkesinin adıdır. Mutlak adalete ulaşmanında adı olan bu ilkeli yolda taraf tutulmaz,iltimas-torpil olmaz,kimseye haksızlık yapılmaz. Kimseyede zorla din dayatılmaz. Sözünüzde haklı olduğunuz yönlerin oluşu, insanlığın fıtratı olan din'den kaynaklanmıyor,onu yanlış veya işine geldiği gibi anlayıp anlatanlara bakmanızdan kaynaklanıyor. İnsanlığı sömürmeye karşı aynı kulvarda buluşan insanlar ; "ortak akıl" "aklın yolu" "fıtri tepki" dediğimiz refleksleri gösteriyorlarsa,bu sevindirici bir haldir. Medeni bir şekilde ötekileştirmeden,birbirini anlamaya çalışarak çözülmeyecek hiç bir problem yoktur. Yeterki maksat bağcıyı döğmek değil üzüm yemek olsun. Kısacık Dünya, azık toplama yeri olarak önümüze konulmuş. Gerçek din ve dindarlar, insaniyet mektebinden yana olan herkesin hakkının savunucusudur ; dinine,ırkına,mezhebine,meşrebine....bakmaksızın. Selam ve dua ile..
Diğer İlgili Başlıklar
Belarus ve renkli “devrim”e dair — 2 01-09-2020 tarihinde eklendi
Belarus ve renkli “devrim”e dair — 1 01-09-2020 tarihinde eklendi
Belarus’taki gelişmeler üzerine 16-08-2020 tarihinde eklendi
Rusya’da anayasa değişikliği. Ne öngörülüyor? 29-06-2020 tarihinde eklendi
Suriye'deki örgütlerin şifreleri 16-04-2020 tarihinde eklendi
Emirliklerin Yemen nüfuzu 26-02-2020 tarihinde eklendi
Suriye’deki gerginlik Rusya'yı nasıl tehdit ediyor? 12-02-2020 tarihinde eklendi
Rusya'da Türkiye kuşkusu derinleşiyor 10-02-2020 tarihinde eklendi
Putin, Lenin’le ilgili ne dedi? 12-12-2019 tarihinde eklendi
ABD, Suriye’de petrolü çalmak için Blackwater’ı ve teröristleri kullanıyor 04-12-2019 tarihinde eklendi
Güncel
23:12 (08.03.2021)
Rey el-Youm: İsrail rejimi, Hizbullah'a istihbarat sızdıran bir vatandaşını 5 yıl hapse mahkum etti.
23:08 (08.03.2021)
SANA: Irak'ın batısında Amerikan güçlerinin bulunduğu Ayn el-Esed üssüne roket saldırısı düzenlendi.
23:07 (08.03.2021)
El Menar: Lübnan ordusu, Meys Cebel'deki merkezinin üstünden uçan İsrail insansız uçağına ateş açtı.
23:33 (05.03.2021)
Unews: Deyr Zor'a bağlı Şahil beldesinde kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısı sonucu bir SDG militanı öldü, birkaçı da yaralandı.
15:59 (03.03.2021)
Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi: Irak'taki İran müttefiki güçler, Suriye'nin el-Bukemal bölgesine askeri yığınak yapıyor.
12:26 (03.03.2021)
Güney Sudan'da uçak düştü 10 ölü.
12:26 (03.03.2021)
Sputnik Arapça: Katar, Türkiye ile 3 yeni askeri anlaşma imzaladığını açıkladı.
22:59 (02.03.2021)
El Cezire: ABD Dışişleri Bakanlığı: Blinken, Afganistan'daki barış operasyonunu kolaylaştırması ve Körfez'in birliği konusundaki desteği hususunda Katarlı meslektaşı ile bir telefon görüşmesi yaptı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım