İslam’ı kurban eden darbe: Hac trajedisi

img
İslam’ı kurban eden darbe: Hac trajedisi YDH

Muhammed el-Mısri, el-Safha’daki yazısında, bu yıl hac sırasında yaşanan kazaların ve Mina faciasını Suudi prenslerin iktidar mücadelesiyle ilişkilendiriyor.




Arabistan’da Kral Abdullah bin Abdulaziz’in ölümü ve Kral Salman bin Abdulaziz’in iktidara gelmesiyle birlikte, Arabistan kraliyet rejiminde ciddi değişiklikler yaşandı.

Öyle ki Kral Salman yaptığı geniş çaplı değişiklikleri ile eski veliaht Prens Mukrin bin Abdulaziz, eski deneyimli Dışişleri Bakanı Suud Faysal ve Mat’ab bin Abdullah’ın iktidardan uzaklaştırılmalarına zemin hazırladı.

Bu değişikliklerin sayesinde ve Muhammed bin Naif’in yeni veliaht prensi ve Muhammed bin Salman’ın da savunma bakanı ve veliaht prensi halefi olarak atanması ile birlikte, Kral Salman Arabistan’da siyaset ve güç arenasını altüst etti. Kral Salman Bakanlar ve Bakan yardımcıları düzeyinde yaptığı geniş değişikliklerle beraber gücü Sudeyri hanedanına devretti.

Ancak iktidarın bu şekilde el değiştirmesi, saraydaki diğer prenslerin tepkisi ile karşılaştı. Bu yüzden iktidardan uzaklaştırılan akımların her yolu kullanarak bu durumu telafi etmeye kalkışmaları muhtemeldi. Hac sırasında yaşanan faciaların derinliği ise, bu hadiselerin tesadüfi olmadığı ve Arabistan’da iktidar üzerindeki iç rekabetlerin sonucu olabileceği ihtimalini akıllara getirdi.

Bu planlı hadiselerin en önemli yansımalarından biri olarak, “prenslerin anlaşmazlığı ve saltanat düzeninde iç hesaplaşmaları” örnek vermek mümkün. Bu anlaşmazlıkların sonucunda ise Mekke ve Mina hadiselerinin şekillenmesi ile sonuçlanan sürtüşme yaşandı.

Bu yüzden hadiselerin perde arkasındaki sebepleri kolay kolay gözardı etmemek gerekir.

Arabistan’da prenslerin anlaşmazlıklarını ve güç düzenini iki seviyede ele almak mümkün. Birinci seviye, rejimin Arabistan’ın siyaset ve güç arenasından bir kenara ittiği Mukrin bin Abdulaziz ve Mat’ab bin Abdullah eksenindeki eski ve iktidardan uzaklaştırılan prenslerle olan anlaşmazlıklarıdır.

Ortadaki verilere göre, bu kesimin bu olaya karışmış olabileceği pek muhtemel gözükmüyor. Ancak ikinci seviyede, iktidarda yer alan grubun iç rekabetlerine göre, sebebi şimdiki hakim rejimin arenasındaki rekabetlerinde aramak mümkün.

Veliaht Muhammed bin Naif ve 2. Veliaht ve Savunma Bakanı Muhammed bin Salman arasındaki ciddi rekabet, ikinci seviyedeki anlaşmazlık kategorisinde yer alıyor.

Nitekim siyaset uzmanları Arabistan’da iktidarın yıldırım hızı ile el değiştirmesi ve kralın savunma bakanına (yani oğluna) sınırsız yetki vermesi, Muhammed bin Salman’ı Arabistan’da siyasi açıdan büyük hedeflere yönelttiğini ve bu meseleden kaynaklanan gururun Arabistan’ın dış politikasını ciddi sorunlarla karşı karşıya getirdiğini belirtiyor.

Nitekim Muhammed bin Naif veliaht ve içişleri bakanı olarak, Muhammed bin Salman’ın başına buyruk hareketlerine karşı en önemli engeli oluşturuyor. Dolaysıyla şimdi Arabistan’ın iç ve dış politika arenası bu iki prensin rekabet arenasına dönüştüğü gözleniyor, öyle ki bu rekabetin sonuçları kendini çeşitli alanlarda da göstermeye başladı.

Bir çok strateji uzmanına göre, Hac ve Mina olayları, bu iki kişinin sıkı rekabet alanlarından biri olarak nitelenebilir. Bu bağlamda gündeme gelen varsayımlardan biri, Arabistan’da güç rekabeti, Naif’i veliahtlık mevkiinden silmek üzere olduğu varsayımıdır.

Muhammed bin Naif ülkenin içişleri bakanı ve hac merasimini düzenlemenin baş sorumlusu olarak hacıların güvenliğini temin etmekten sorumludur. İktidar yapısının içindeki rekabetlerin sonucu olarak Muhammed bin Salman’la bağlantılı olan Arabistan’ın güvenlik teşkilatının bir bölümü, Hac hadisesini (vinçin düşmesi) ve Mina olayını (4000 hacının katliamı) Naif’i Arabistan’da iktidar arenasından silme senaryosu çerçevesinde tasarlamıştı.

Bu plan Muhammed bin Naif’in siyasi ve güvenlik kifayetini zedeleyebilir ve zemini onun kral Salman tarafından veliahtlik koltuğundan azledilmesine hazırlayabilir ve Arabistan’da ikinci iktidar darbesini ve Muhammed bin Salman’ın güç kazanmasını sağlayabilirdi.

Öte yandan Muhammed bin Naif zekice, Muhammed bin Salman’ın Mekke hadisesi ile ilgili planını (veliahdi kifayetsiz gösterme) çok iyi bir şekilde etkisiz hale getirmeyi başardı.

Nitekim Mina faciası ve hacıların facia boyutunda katliamı, bu kez Naif’in savunma Bakanı’nın konvoyunun görüntülerini yayınlaması ve Mina’ya uzanan güzergahın kapanmasında esas etken olarak göstermesinde sergilediği zeka, İçişleri Bakanı’nın üzerindeki psikolojik baskıları hafifletti.

Öte yandan gözler en becerikli güvenlik güçlerinin Arabistan’dan çıkışı ve savunma bakanının gözetiminde Yemen savaşına sevkedilmesine çevrilerek, bu baskıların bir bölümünü Kral Salman ve oğluna yöneltti.

Sonuçta, Naif’i devirmek amacıyla tasarlanan Mekke ve Mina hadiseleri başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak bu rekabetin sonucunda 4700’ü aşkın hacı hayatını kaybetti. Nitekim müslüman ülkelerin Arabistan rejimini hacılarının kurban olması yüzünden sorgulaması ve hesap sorması, bu ülkeyi ciddi sorunlarla karşı karşıya getirdi.

Amerika’nın ‘Demokrasileri Savunma Vakfı’ üst düzey üyesi ve strateji uzmanı John Hanna, Foreign Policy için yazdığı yazıda şu uyarıda bulundu:

Eğer Ortadoğu’da kaygılanmak için yeterli sorun olmadığını düşünüyorsanız, şunu söylemek gerekir ki, Arabistan belki de bir sorun olmaya doğru ilerliyor. Dünya piyasalarında petrol fiyatlarının düşmesinden tutun ta (Riyad’ın) dış politika hataları ve İran ile artan gerginliklere kadar ve yaşanan son hadiselerin üst üste yaşanması, Suud rejimi için ciddi sorunları beraberinde getirmektedir.

Eğer bu sorunlar doğru biçimde yönetilemezse, yavaş yavaş büyük bir fırtınaya dönüşebilir ve kraliyet içinde istikrarsızlık tehlikesini önemli ölçüde arttırabilir ve bu konu, dünya petrol piyasaları ve Ortadoğu’da güvenlik üzerinde dillendirilmeyen olumsuz tesirleri olacaktır.

Amerikalı uzmana göre, kraliyet ailesi içinde çatlaklar, Yemen savaşı, ekonomik sorunlar, Hac trajedisi, İran ile gerginliğin şiddetlenmesi ve Amerika’nın Ortadoğu işleri üzerinde yatırımları ve müdahalelerinin azalması, Arabistan’ın önünde bulunan ciddi tehditlerdir, öyle ki bu tehditler çöküşünü beraberinde getirebilir.

Şimdi eğer iktidar savaşını ve prenslerin kralın oğlu ile rekabetini, veliahd ile halefinin çok güdümlü rekabetlerini, kralın hastalığını ve Sudeyri prenslerin kaygılarını da bu maceraya ekleyecek olursak Arabistan, İslam dünyası ve Ortadoğu bölgesinin ne gibi gelişmelerle karşı karşıya geleceğini tahmin etmek mümkündür.

El-Safha'dan Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel