Güney Lübnan’da ekonomik bölge planı: Kalkınma vaadi mi, tuzak mı?

img
Güney Lübnan’da ekonomik bölge planı: Kalkınma vaadi mi, tuzak mı? YDH

El-İttihad Araştırma ve Geliştirme Merkezi tarafından yayımlanan yeni bir çalışma, Güney Lübnan'da kurulması planlanan ekonomik bölgelerin kalkınmadan ziyade İsrail'in güvenlik ve siyasi hedeflerine hizmet ettiğini ortaya koydu.


Yazar: Admin


YDH - Uluslararası tecrübeler, savaş halindeki devletler arasındaki sınır bölgelerinin genellikle birleşme ve kalkınma alanları olmaktan ziyade, güvenlik ve siyasi gerilim sahalarına dönüştüğünü gösteriyor.

Siyasi veya askeri nitelikteki sınır anlaşmazlıkları, bu bölgeleri sürdürülebilir ekonomik büyüme veya yatırıma uygun ortamlar olmaktan çıkarıp, her an parlamaya hazır temas hatları haline getiriyor.

Bu gerçeklik karşısında, siyasi ve iktisadi literatürde, tartışmalı sınır bölgelerinin "Özel Ekonomik Bölgeler" veya sınır ötesi ticaret koridorları kurularak işbirliği ve ortak kalkınma alanlarına dönüştürülmesi fikri öne çıkıyor.

El-İttihad Araştırma ve Geliştirme Merkezi tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, bu yaklaşım, iktisadi entegrasyonu ve çıkarların iç içe geçmesini, siyasi gerilimleri hafifletmek ve komşu devletler arasındaki egemenlik hassasiyetini azaltmak için bir araç olarak görüyor.

El-Ahbar gazetesinin aktardığına göre söz konusu model, karşılıklı ekonomik çıkarların daha istikrarlı bir ortam yaratabileceğini ve sınırları çatışma noktalarından ortak kazanç alanlarına dönüştürerek çatışma ihtimalini azaltabileceğini varsayıyor.

Ancak bu varsayım, ekonomik araçların birer yatıştırma yönteminden ziyade nüfuz ve baskı aracına dönüştüğü, tarafların eşit olmadığı karmaşık siyasi ve güvenlik gerçekleriyle çatışıyor.

Ortak ekonomik bölge modelleri

Çalışma, "Özel Sınır Ekonomik Bölgeleri"nin (SBEZ), yerel kalkınmayı teşvik etmek, istihdam yaratmak ve komşu ülkeler arasındaki ticareti canlandırırken yasa dışı faaliyetleri azaltmak için bir araç olarak pazarlandığını vurguluyor.

Fakat çatışma bölgelerinde bu fikrin büyük zorluklarla karşılaştığına dikkat çekiliyor.

Egemenlik ve yönetim konusundaki karmaşıklıklar, bu bölgeleri güçlü tarafın istismarına açık hale getiriyor.

Yatırımlar kırılganlaşırken, bölge gerçek bir işbirliği alanı olmaktan çıkıp nüfuzun pekiştirildiği ve oldu bittilerin dayatıldığı bir araca dönüşebiliyor.

Ortak kalkınma bölgeleri

Araştırmaya göre, ortak kalkınma bölgeleri modeli, Endonezya ile Malezya arasındaki Ambalat bloğunda veya Suudi Arabistan ile Kuveyt arasındaki tarafsız bölgede olduğu gibi, kaynakların yönetimi ve işletilmesi için ortak mekanizmalar oluşturarak arazi veya kaynaklar üzerindeki egemenlik meselesini ertelemek amacıyla kullanılıyor.

Bu model kaynakların geçici olarak kullanılmasına izin verse de, siyasi iklimin değişmesi durumunda anlaşmaların çökmesi ve egemenlik belirsizliği gibi riskleri beraberinde getiriyor. Ayrıca gelir paylaşımı konusunda anlaşmazlıklar doğabiliyor.

Başarılı olması için şeffaflığı sağlayacak ve riskleri dağıtacak karmaşık yasal ve idari çerçeveler gerekiyor; aksi takdirde yatırımlar başarısızlığa uğruyor.

Sınır ötesi koridorlar ve ekonomik bölgeler

Çalışma, sınırlı ekonomik bölge kavramını aşarak birden fazla ülkeyi birbirine bağlayan geniş altyapı ve ticaret ağlarını içeren sınır ötesi ekonomik koridorlar modelini de ele alıyor.

Bu projeler, bölgesel entegrasyonu güçlendirmek ve pazarları birbirine bağlamak için birer araç olarak sunuluyor.

Ancak bu koridorlar mevcut siyasi çatışmaları sona erdirmediği gibi, büyük güçler arasında jeopolitik rekabet alanlarına dönüşebiliyor.

Genellikle borçlanma yoluyla finanse edilen bu projelerin yüksek maliyeti, projelerin dengeli getiriler sağlamaması durumunda daha zayıf ülkeleri ciddi ekonomik risklerle karşı karşıya bırakıyor.

Demografik mühendislik aracı olarak ekonomik bölge

El-İttihad Merkezi'nin çalışması, Lübnan örneğinde, işgal altındaki Filistin ile olan güney sınırında tampon bir ekonomik bölge kurulması fikrinin sıkça gündeme getirildiğini kaydediyor.

Araştırma, bu önerilerin Güney'deki demografik ve güvenlik dengelerini yeniden şekillendirme hedeflerinden bağımsız olmadığını ortaya koyuyor.

Çalışmaya göre, Güney Lübnan'daki köylerin ve dağların, dış koruma altında ve fiilen karşı tarafın yasalarına tabi olan lisanslı yatırım ve sanayi platformlarına dönüştürüleceği, tampon bir ekonomik bölge oluşturulmasından bahseden Amerikan ve İsrail raporları dolaşımda.

Bu fikirler kalkınma projeleri olarak pazarlansa da, özünde bölgeyi yeni güvenlik ve egemenlik şartlarına tabi kılmayı amaçlıyor.

Araştırma ayrıca, ABD'li yetkililerin bu fikri, direnişin silahlarını teslim etmesi karşılığında tazminat verilmesiyle ilişkilendirdiğini ve ekonomik bölgeyi Güney'deki güvenlik ve siyasi gerçekliği yeniden şekillendirmek için bir ön adım olarak gördüklerini belirtiyor.

Genişlemeci projeler nasıl pazarlanıyor?

Çalışma, çatışma ortamlarında ekonomik bölgelerin pazarlanmasının; kalkınma vaatleri, siyasi ve güvenlik baskıları ve hedef tarafın zayıf noktalarının istismar edilmesinden oluşan bir karışıma dayandığını vurguluyor:

Kalkınma ve iktisadi kalkınma kisvesi: Ekonomik bölgeler, istihdam sağlayan ve yaşam standartlarını iyileştiren yatırım projeleri olarak sunuluyor. Ancak "Gazze Rivierası" projesinde olduğu gibi, nüfus ve siyasi dengeleri değiştirme hedeflerini gizleyebiliyor.

Mali ve demografik teşvik: Gazze ve Güney Lübnan örneklerinde görüldüğü üzere; kalkınma kisvesi altında sosyal yapıyı çözmek amacıyla, göçü teşvik etmek veya silahtan vazgeçirmek için ekonomik teşvikler ve araziler kullanılıyor.

Güvenlik ve siyasi baskı: Ekonomik teklife, projenin uygulanması için bir şart olarak silahsızlanma veya silahtan arındırılmış bölgeler oluşturulmasını dayatan bir güvenlik söylemi eşlik ediyor.

İç kırılganlığın istismarı: Dış destekçiler, Lübnan'da yaşandığı gibi, kalkınma sloganlarının arkasına gizlenen siyasi hedefleri görmezden gelerek projelerin tanıtımını yapmaları için yerel seçkinleri devreye sokuyor.

Pazarlık kozu: Ekonomik projeler, işbirliği adımı olarak sunulsa da, bölgesel sahneyi yeniden şekillendirmek ve Lübnan'a şartlar dayatmak gibi siyasi hedeflere hizmet ediyor; siyasi veya güvenlik tavizleri karşılığında bir pazarlık aracı olarak kullanılıyor.

Lübnan kabule nasıl zorlanıyor?

El-İttihad Merkezi, İsrail'in doğrudan Amerikan desteğiyle, Lübnan'ı ekonomik bölge projesini ve bunun siyasi ve güvenlik şartlarını kabul etmeye zorlamak için uyguladığı bir dizi baskı aracını tespit ediyor:

Askeri ve sahadaki baskı: İsrail, Güney Lübnan'ı hedef alan sürekli hava saldırıları, topçu ateşi ve bombardımanlarla Lübnan'ı taviz vermeye zorlayacak siyasi ve güvenlik baskısı yaratıyor.

Lübnan topraklarının süregelen işgali: İsrail'in Güney Lübnan'daki beş noktayı işgali devam ediyor. Bu durum, kalıcı bir baskı unsuru oluşturuyor ve önerilen herhangi bir ekonomik çözümün fiili işgal altında gerçekleşeceğini teyit ediyor.

Diplomatik ve iktisadi baskı: ABD, Hizbullah'ın silah bırakması karşılığında ekonomik kolaylıklar sağlanması yönünde baskı yapıyor. Belirli zaman dilimleri koyarak ve uluslararası yaptırım ve izolasyonla tehdit ederek Lübnan'ı İsrail ve Amerika'nın zorlayıcı şartlarını kabul etmeye itmeyi hedefliyor.

Ekonomik bölgeden İsrail'in beklentileri

Araştırmaya göre, Güney Lübnan'da ekonomik bölge önerisi, İsrail'in ulaşmaya çalıştığı stratejik hedeflerden bağımsız düşünülemez:

Direnişin silahsızlandırılması ve sınır güvenliği: İsrail'in ilan ettiği hedef, Hizbullah'ın askeri varlığını sona erdirmek ve kapasitesini ortadan kaldırmaktır. İsrail, herhangi bir ekonomik işbirliğinden önce silahsızlanmayı şart koşuyor.

Ekonomik ve bölgesel kazanımlar: İsrail, su ve enerji kaynaklarının yönetiminde olası ortaklıklara odaklanarak Lübnan kaynaklarına erişmeyi veya bunların yönetiminde söz sahibi olmayı amaçlıyor.

İç ve dış siyasi kaldıraç: İsrail hükümeti, ekonomik öneriyi içeride imajını güçlendirmek, dışarıda ise kendisini ekonomik istikrarı destekleyen bir taraf olarak pazarlamak için kullanıyor. Oysa proje, İsrail'in Lübnan sınırları ve suları üzerindeki kontrolünü garanti altına alacak ve Lübnan'ın nüfuzunu sınırlandıracak yeni bir güç dengesi dayatmayı hedefliyor.

El-İttihad Araştırma ve Geliştirme Merkezi'nin çalışması, Lübnan ile İsrail arasındaki herhangi bir ekonomik projenin, çatışmanın siyasi ve güvenlik bağlamından koparılamayacağı sonucuna varıyor. Özel ekonomik bölgeler veya sınır ötesi koridorlar, kalkınma araçlarından ziyade; örtülü tampon bölgelere, İsrail'in güvenliğini tahkim eden alanlara veya kademeli egemenlik tavizlerine açılan kapılara dönüşüyor.

Güç dengesindeki bozukluk, bu projeleri çatışmayı güçlü tarafın şartlarıyla yeniden üreten stratejik bir tuzağa çeviriyor ve ulusal kaynakları şantaja açık hale getiriyor.

Proje ekonomik olarak pazarlansa da, özünde sınır bölgelerinde siyasi, demografik ve güvenlik mühendisliği yapmayı amaçlayan bir araç niteliği taşıyor.