ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun İran’daki protestolara destek vererek müdahale sinyali vermesi, Tahran’daki tüm siyasi kanatlarda ortak bir tepkiyle karşılandı.
YDH - ABD Başkanı Donald Trump'ın İranlı protestocuların "imdadına yetişmek" için ülkesinin müdahalede bulunacağına dair tehditleri ve İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun İran halkına koruma ve destek sağlama iddiaları, Tahran'daki siyasi ve medya çevrelerinde etkisini sürdürüyor.
Kimileri bu tutumu, protestocuları kışkırtma, kargaşa çıkarma ve iç şiddeti körükleme çabası olarak görüyor; ayrıca bu kişiler, Washington ile Tel Aviv'in ortak bir plan dahilinde, İslam Cumhuriyeti'ndeki iç karışıklıkları kullanarak geçen haziran ayındaki savaşı tamamlamaya çalıştığı ihtimalini de göz ardı etmiyor.
İran'da iktisadi ve yaşamsal koşullar nedeniyle devam eden protestoların ortasında, ABD Başkanı önceki gün İran hükümetini göstericilere karşı şiddet kullanmamaları konusunda uyararak gazetecilere şunları söyledi:
"İran, eskiden olduğu gibi kendi halkını öldürmeye geri dönmek isterse, ABD'den kararlı bir yanıt görecektir."
Trump, bu ifadeyi geçen cuma günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden paylaştığı bir gönderide de tekrarlamıştı.
ABD'den gelen açıklamalar İranlı yetkililerden sert tepkiler alırken, Netanyahu önceki gün protestoculara "kararlı" desteğini ilan ederek "İsrail, İran halkının yanındadır" dedi. Netanyahu sözlerini şöyle sürdürdü:
"İsrail hükümeti ve devleti olarak, İran halkının mücadelesiyle, özgürlük ve adalet özlemleriyle dayanışma içindeyiz. Muhtemelen İran halkının kendi kaderini tayin edeceği bir andayız."
El-Ahbar gazetesinden Muhammed Havacai'nin aktardığına göre gelişmeleri yorumlayan Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü İbrahim Muttaki, İtimad gazetesindeki makalesinde şu değerlendirmelerde bulundu:
"Kargaşa ve huzursuzluk çıkarmak ve krizi tırmandırmaya çalışmak, güvenlik savaşının göstergelerinden biridir. Herhangi bir ülkedeki sosyal krizlerin ekonomik bir temeli vardır; bu temel İran toplumunda kademeli olarak oluşmuş ve sınıf çatışması, siyasi ayrımcılık ve dönemsel krizler gibi diğer sosyal zorluklarla birleşmiştir. Toplumsal hoşnutsuzluğun ekonomik krizle paralel olarak geliştiği bir dönemde, Trump ve Netanyahu'nun İran'daki istikrarsızlaştırıcı bağlamlara ilişkin paylaşımları için zemin hazırlanmış oluyor."
Araştırmacıya göre, "İsrail ve Amerikan güvenlik birimleri, İran toplumunun karşı karşıya olduğu sosyal ve ekonomik zorlukların farkında. Bu nedenle, İran'ın siyasi ve sosyal yapısına karşı yeni bir operasyonel eylem aşamasını gündemlerine aldılar... İran'daki ekonomik ve sosyal krizin genişlemesi, Amerika ve İsrail'in haziran savaşından sonra İslam Cumhuriyeti'nin siyasi yapısına karşı siyasi ve stratejik tedbirlerin ikinci aşamasını uygulamak için duydukları stratejik ve güvenlik ihtiyacının bir parçası olarak görülebilir."
Aynı bağlamda, hem inkılapçı hem de "reformcu" kanattan siyasiler Trump'ın müdahaleci tutumunu değerlendirdi. İslami Koalisyon Merkez Konseyi üyesi Muhammed Kazım Enbarlui, protestolar ile şiddet eylemleri arasında bir ayrım yaparak ABD Başkanı'nın açıklamasına atıfta bulundu:
"Son günlerde tutuklanan kişilerin piyasa ve çarşı esnafıyla uzaktan yakından ilgisi yok; bunlar Tahran'da ve bazı şehirlerde kamu güvenliğini bozmak amacıyla protesto dalgasını kullanmakla görevlendirilmiş eğitimli unsurlardır. Trump'ın bu akımlara verdiği destek tam da bu çerçevede analiz edilebilir: Bu destek samimiyetten veya halk sevgisinden değil, İslam Cumhuriyeti düşmanlarının ülke içindeki güvenlik ve istihbarat projelerinin bir uzantısı olarak geliyor ve çarşının gerçek talepleriyle hiçbir ilgisi bulunmuyor."
Halkın İradesi partisi Genel Sekreteri Ahmed Hekimipur ise dış fırsatçılığın bertaraf edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
"Gergin ortamlarda, hem yurt içinde hem de yurt dışında her zaman hoşnutsuzluk dalgasını kullanmaya çalışan gruplar olur. Bu dalga sörfçüleri, halkın sorunlarını çözme konusunda samimi değildir; aksine çoğu kendi siyasi amaçlarını veya çıkarlarını gerçekleştirmeyi hedefler. Bu gerçeğe kayıtsız kalmak, haklı talepleri tırmanışa, çatışmaya ve istikrarsızlığa sürükleyebilir. Bana göre temel çözüm, genel taleplerin dile getirilmesi için hukuki ve yasal mekanizmaların güçlendirilmesi ve işletilmesidir. Sorunların ve anlaşmazlıkların sokak çatışmalarına veya maliyetli kavgalara dönüşmemesi için bu yolun toplumdaki tüm kesimler, gruplar ve meslekler için açık ve şeffaf olması gerekir."
Dış müdahaleye karşı duruş, yalnızca hükümete yakın isimler ve medya organlarıyla sınırlı kalmadı; hükümete yönelik eleştirel ve muhalif duruşuyla bilinen bazı isimler de Trump'ın tavrına itiraz ederek İran'ın iç işlerine dış müdahaleyi "kırmızı çizgi" olarak nitelendirdi.
Hükümete yönelik sert eleştirileriyle tanınan Tahran Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Sadık Zibakelam bunlardan biriydi:
"Mevcut duruma yönelik halk protestolarının, İran vatandaşlarının en medeni ve doğal hakkı olduğunu her zaman vurguladım. İnsanların gelecekleri, geçimleri ve ülkenin yönetim şekli konusunda protesto hakları vardır. Ancak benim için kırmızı çizgi, bu taleplerin dış müdahaleyle ilişkilendirilmesidir. Netanyahu gibi kişilerin yanında durmadığımızı söylerken tam olarak bunu kastediyorum. Bu tutum, mevcut durumu düzeltmeye yönelik her türlü çabanın bizzat İranlılar tarafından ve İran toplumunun içinden gelmesi gerektiği anlamına gelir."
Aynı doğrultuda, yine muhalif isimlerden olan ve İran-Irak savaşı sırasında Devrim Muhafızları bünyesinde yer alan Muhammed Bakır Bahtiyar da şu görüşü savundu:
"Barışçıl ve adil protestolarınızı savunmaya özen göstermeli, dolayısıyla dış müdahaleyi ciddiyetle reddetmeli ve vatana, onun onurlu halkına yönelik iç ve dış planlara karşı uyanık olmalısınız. Zira bir dönem halkın, özellikle de pek çok inançlı gencin, halkı, topraklarını ve ülkelerini savunmak ve saldırganlığı püskürtmek için temiz ve şerefli canlarını nasıl ortaya koyduklarına bizzat şahit oldum."