Venezuela: Batı anlatısı ve saklanan gerçekler

img
Venezuela: Batı anlatısı ve saklanan gerçekler YDH

Eski İngiliz diplomat ve gazeteci Craig Murray, Batı medyasının Venezuela’ya ilişkin anlatısının tarihsel bağlamı, yaptırımların etkisini ve sahadaki toplumsal gerçekleri büyük ölçüde dışarıda bıraktığını yazdı.



YDH – Eski İngiliz diplomat ve gazeteci Craig Murray, kendi bloğunda kaleme aldığı “Venezuela ve Gerçek” başlıklı yazısında, Batı medyasının Venezuela’ya ilişkin haberlerinde sistematik biçimde “bağlamı dışladığını ve belirli bir anlatıyı dayattığını” ifade etti.

Batı medyasının çerçevesi

Murray, hafta sonu boyunca ana akım medyanın Venezuela’yı aralıksız biçimde gündeme taşıdığını, bu haberlerde sık sık Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez’in adının geçtiğini belirtti.

Bunun gerekçesinin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rodríguez’in artık ülkenin başında olduğunu söylemesi olduğunu aktaran Murray, ancak “medyanın önemli bir tarihsel gerçeği tamamen görmezden geldiğini” vurguladı.

Murray, 2026 yılının Delcy Rodríguez’in babası olan sosyalist aktivist Jorge Rodríguez’in, Venezuela’da ABD ile müttefik Pérez rejiminin CIA destekli güvenlik güçleri tarafından “işkenceyle öldürülmesinin 50. yıldönümü” olduğunu hatırlattı.

Bu bilginin haberlerde yer almamasının, kamuoyuna dayatılan “kötü komünistler ve iyi demokratlar” anlatısını bozacağını ifade etti.

Chávez dönemi ve toplumsal kazanımlar

Murray, Batı medyasının Hugo Chávez dönemine ilişkin verileri de aktarmadığını belirtti. Yazısında, Chávez liderliğinde seçilmiş hükümetlerin “aşırı yoksulluğu yüzde 70’in üzerinde azalttığını, yoksulluğu yüzde 50 oranında düşürdüğünü, işsizliği yarıya indirdiğini, devlet emekli maaşı alanların sayısını dört katına çıkardığını ve yüzde 100 okuryazarlık sağladığını” kaydetti.

Chávez’in, Venezuela’yı Latin Amerika’da gelir dağılımının en eşitsiz olduğu ülkeden “en eşit ülkeye” dönüştürdüğünü söyledi.

Murray ayrıca, muhalefetin öne çıkan isimlerinden María Corina Machado’nun Venezuela’nın “en zengin” ailelerinden birine mensup olduğunu, bu ailenin millileştirme öncesinde elektrik ve çelik sektörlerine hakim olduğunu belirtti.

Machado’yu destekleyen çevrelerin ise geçmişte CIA kontrolündeki “öldürücü rejimlerin” arkasında duran aileler olduğunu ifade etti.

Yaptırımlar ve ekonomi

Yazıda, Batı tarafından uygulanan ekonomik yaptırımların Venezuela üzerindeki etkisine de değinildi.

Murray, Batı’nın bu yaptırımlarının yanı sıra Birleşik Krallık’ın Venezuela hükümetine ait “2 milyar sterlinden fazla varlığa el koyduğunu” belirtti. Bu koşulların, Maduro hükümetinin Chávez döneminde elde edilen kazanımları korumanın ötesine geçmesini zorlaştırdığını kaydetti.

Uyuşturucu iddiaları ve Maduro

Murray, Venezuela’nın ABD’ye giren uyuşturucular için önemli bir üretim veya geçiş noktası olduğu iddialarını “tamamen saçmalık” olarak nitelendirdi.

Nicolás Maduro’nun hataları olabileceğini ancak “bir uyuşturucu baronu olmadığını” söyledi ve bu yöndeki suçlamaların “tam anlamıyla uydurma” olduğunu ifade etti.

Murray ayrıca, Maduro’nun Caracas’taki son seçim mitingine “bir milyondan fazla kişinin katıldığını” aktardı. Kurumsal medyanın bu tür görüntüleri asla göstermediğini, bunun Venezuela’nın bir diktatörlük olduğu yönündeki anlatıyı yıktığını belirtti.

Batı’nın tepkisi ve uluslararası hukuk

Murray, hafta sonu boyunca neredeyse tüm Batılı hükümetlerin, Trump’ın Venezuela’ya yönelik bombardımanını ve kaçırma eylemini “onaylayan” açıklamalar yaptığını belirtti.

Bu eylemlerin “uluslararası hukuka açıkça aykırı” olduğunu kaydeden Murray, aynı açıklamalarda uluslararası hukuka bağlılık iddiasında bulunulmasını “ölçüsüz bir ikiyüzlülük” olarak nitelendirdi. Batılı güçlerin, Gazze’deki soykırımı destekleyen güçlerle “aynı aktörler” olduğuna dikkat çekti.

Murray, Gazze’de yaşananların, uluslararası ilişkilerde hukukun, çıplak güç kullanımına üstün geleceğine dair umutların sonunu simgelediğini ifade etti.

Maduro’nun kaçırılması, Batılı devletlerin bunu hızla kabullenmesi ve dünyanın geri kalanının buna karşı hiçbir şey yapamamasının, “uluslararası hukukun fiilen öldüğünü” gösterdiğini savundu.

Nobel Barış Ödülü eleştirisi

Murray, Nobel Barış Ödülü’nün María Corina Machado’ya verilmesini sert biçimde eleştirdi. Bu ödülün, ABD’nin Venezuela’ya yönelik “emperyalist saldırısını teşvik etmek” amacı taşıdığını öne sürdü.

Yazısında, Nobel Barış Ödülü tarihindeki en kötü kararlardan birinin Henry Kissinger’a verilen ödül olduğunu hatırlattı; ancak Kissinger örneğinde bunun, Paris Barış Anlaşması’nı teşvik etme iddiasıyla yapıldığını kaydetti.

Murray, Machado’ya verilen ödülün ise “bir savaşı sona erdirmeye değil, bilinçli olarak bir savaşın başlatılmasını teşvik etmeye” yönelik olduğunu söyledi. Obama’ya verilen Nobel ödülünü de Irak işgalinin ardından doğan “yanlış bir umut anı” olarak tanımladı.

Bu örnekler arasında çizdiği ayrımın ince olduğunu kabul eden Murray, ancak artık bir çizginin açık biçimde aşıldığını ifade etti. Nobel Komitesi Başkanı Jørgen Watne Frydnes’in, ödülün Venezuela’da “şiddet içermeyen eylemler” için verildiğini söylemesini, Trump’ın Venezuela açıklarında Irak’tan bu yana en büyük işgal gücünü topladığı bir anda “ahlaki iflasın göstergesi” olarak nitelendirdi. Benzer duyguları BM Genel Sekreteri Antonio Guterres için de dile getirdiğini aktardı.

Venezuela’da bundan sonra ne olacak?

Murray, Venezuela’nın geleceğine ilişkin değerlendirmesinde, en iyimser senaryoda Trump’ın hamlesinin “gösteri amaçlı” olduğunu söyledi. Venezuela açıklarında toplanan büyük askeri gücün ardından Trump’ın bir şey yapmak zorunda kaldığını ve “çok az şeyi değiştiren bir gösteri” ortaya koyduğunu ifade etti.

Bu çerçevede ABD’nin, İran’da yaptığı gibi, “liderliği hedef alan saldırıların iç isyanı tetikleyeceği” yanılgısına düşmüş olabileceğini belirtti. İran örneğinde bu tür hamlelerin hükümete desteği artırdığını hatırlattı.

Murray, cumartesi öğleden sonra itibarıyla Caracas’taki Bolivarcı hükümetin, Maduro’nun kaçırılmasının nasıl gerçekleştiğini, orduda ne ölçüde işbirliği olduğunu ve ordunun kontrolünün sürüp sürmediğini henüz bilmediğini aktardı.

Trump’ın ABD’nin Delcy Rodríguez’i ülkenin başında gördüğüne dair açık mesajının ve María Corina Machado’yu küçümseyici biçimde dışlamasının, ABD destekli bir darbe beklentisi içinde olanlar açısından “caydırıcı” olabileceğini söyledi.

Guaidó örneği

Murray, Maduro’nun bir tiran olduğu iddialarına karşı, 30 Nisan 2019’daki Juan Guaidó girişimini hatırlattı. Guaidó’nun Batılı devletler tarafından, hiçbir zaman aday olmamasına rağmen Venezuela Devlet Başkanı ilan edildiğini ve silahlı adamlarla Caracas’ta dolaşarak darbe girişiminde bulunduğunu belirtti. Ordu, polis ve halk tarafından ciddiye alınmadığını ve alay konusu olduğunu kaydetti.

Murray, dünyanın herhangi bir ülkesinde Guaidó’nun ömür boyu hapse mahkum edileceğini, hatta pek çok yerde idam edileceğini savundu. Buna karşılık Maduro’nun Guaidó’ya dokunmadığını ve ülke dışına gönderdiğini belirterek, “işte kötü diktatörlük” ifadesini ironik biçimde kullandı.