"Süreç, gelinen noktayla sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Suudi Arabistan'ın, birbirini tamamlayan iki paralel hatta planını sürdürmesi muhtemel."
Lokman Abdullah
YDH - Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri'nin Yemen'in doğusundaki nüfuzunu kendi ulusal güvenliğine tehdit olarak görerek, bölgedeki BAE varlığını ve vekili Güney Geçiş Konseyi'ni (GGK) tasfiye etmeye yönelik kapsamlı bir strateji başlattı. Riyad yönetimi, Vatan Kalkanı güçleriyle sahada askeri kontrolü ele alırken, siyasi baskı ve "ehlileştirme" politikalarıyla GGK liderliğini izole ederek örgüt içinde çözülmelere yol açtı. El-Ahbar gazetesi yazarı Lokman Abdullah'ın değerlendirmesine göre, Suudi Arabistan'ın Aden dahil olmak üzere güneydeki tüm kritik bölgelerde kontrolü yeniden şekillendirdiğini ve BAE destekli ayrılıkçı projelere müsamaha göstermeyeceğini ortaya koyuyor.
Gözlemciler ve analistler, Birleşik Arap Emirlikleri'ni (BAE), Riyad'ın tepkisini hassas bir şekilde hesaplamadan, Suudi Arabistan'ın kendi hayati güvenliğinin bir parçası olarak gördüğü doğu bölgelerine doğru riskli bir genişlemeye iten nedenleri tartışmaya devam ediyor.
Bu konuda henüz tatmin edici bir yanıt ortaya çıkmış değil. Ancak ilk değerlendirmeler, Abu Dabi'nin stratejik bir hesap hatası yaptığına işaret ediyor.
BAE, Krallığın göreli bir siyasi içe kapanma sürecinden geçtiğini ve çok cepheli bölgesel baskılarla karşı karşıya olduğunu, dolayısıyla kendisine yönelik herhangi bir hamleye hızlı ve kararlı bir yanıt verme kapasitesinin kısıtlı olacağını varsaydı.
Öte yandan BAE, kendisine yönelik artan hasmane tutumlara rağmen, Suudi Arabistan'ın ortaklığı bozma konusundaki tereddüdünün, Güney Yemen'de 10 yıldır kökleşmiş nüfuz düzenlemelerinin karmaşıklığı nedeniyle devam edeceğine güvendi.
Hatta bazı gözlemciler daha da ileri giderek, BAE'nin bu hamlesinin, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun vaat ettiği Orta Doğu mimarisine bağlı bölgesel veya uluslararası uzlaşılardan önce sahada bir emrivaki oluşturma çabası olduğunu belirtiyor.
Amaç, ister Yemen dosyasında isterse Sudan, Somaliland, Libya ve Suriye gibi bölgesel dosyalarda olsun, daha kapsamlı Amerikan projesinde Abu Dabi'nin eline ilave güç kozları geçmesiydi.
Fakat bu beklentiler, Krallığın yaklaşımındaki değişim karşısında tutunamadı. Suudi Arabistan, kısa vadeli taktiksel hesapları aşarak "ihtilafları yönetme" politikasından "ortaklığı ve sınırlarını yeniden tanımlama" politikasına geçti.
Bu bağlamda, İngiliz Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (Chatham House), Suudi Arabistan'ı kararlı bir şekilde harekete geçmeye iten unsurun, son gelişmelerin "özellikle dünyanın en kötü insani felaketine yol açmakla suçlandığı yıkıcı Yemen savaşından sonra Krallık için aşağılayıcı bir dönüm noktası oluşturması" olduğunu vurguluyor.
Enstitü ayrıca, Riyad'ın tek derdinin bu aşağılanmayı hafifletmek olmadığını, "Krallık ile derin kabile, ekonomi ve güvenlik bağlarına sahip Hadramut başta olmak üzere, güney sınırı boyunca yaklaşık 700 kilometrelik bir hatta ayrılıkçı bir otoritenin ortaya çıkmasının, Riyad'daki karar alıcılar için gerçek bir stratejik şok yarattığını" belirtiyor.
Muhtemelen bu şok, Krallığı Güney'deki BAE varlığını sona erdirme ve yerel vekillerin sınırlarını katı bir şekilde yeniden çizme kararı almaya itti.
Bu doğrultuda, "siyasi ehlileştirme" sürecine boyun eğmeyen herkes denklem dışı bırakıldı; hatta ihanetle suçlandı, Başkanlık Konseyi üyeliği düşürüldü ve adaletten kaçan bir firari olarak nitelendirildi.
Güney Geçiş Konseyi (GGK) Başkanı Aydarus ez-Zubeydi'nin durumu tam da buna örnek.
Zubeydi'nin Dali vilayetindeki kalesinin bombalanması, Krallığın, güvenlik bütünlüğünü ve güney sınırlarını tehdit eden her türlü ayrılıkçı süreci sona erdirme konusundaki tercihini netleştirdiğine dair açık bir mesajdı.
Süreç, gelinen noktayla sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Suudi Arabistan'ın, birbirini tamamlayan iki paralel hatta planını sürdürmesi muhtemel.
Birincisi askeri hat: Vatan Kalkanı güçleri, doğu vilayetlerindeki yayılmasını sürdürürken, Krallığın önceliklerini ve doğrudan nüfuzunu yansıtan yeni bir saha denklemini pekiştirmek amacıyla güneybatı vilayetlerine (Aden, Ebyen, Lahic ve Dali) geçiş hazırlığında olduğuna dair net sinyaller veriyor.
İkinci hat ise siyasi: Suudi Arabistan, Güney liderliğini henüz tarihi belirlenmemiş "Kapsamlı Güney Diyaloğu" konferansına davet ediyor. Bu girişim, uzlaşmacı bir adımdan ziyade, Güney'deki sadakat ve nüfuz dengelerini yeniden düzenlemeyi amaçlayan bir siyasi baskı aracı olarak değerlendiriliyor.
Tüm bu gelişmeler ışığında GGK bugün kendini iki seçenek arasında sıkışmış buluyor: Ya özellikle geleneksel müttefiklerinin ve hatta kendi içindeki önde gelen isimlerin yeni düzenlemelerde yer kapmak için Riyad'a sadakat bildirdiği bir ortamda Suudi taleplerine zoraki itaat edecek; ya da BAE'den şu ana kadar mevcut görünmeyen doğrudan siyasi, mali ve askeri desteği gerektiren bir askeri çatışmaya girecek.
GGK'nin bu iki seçenek arasındaki bocalaması, yapısındaki hızlı iç çözülmeyi ve Hadramut ile Mahra'daki güçlerinin ani çöküşünün batıdaki kaleleri üzerinde yarattığı sarsıntının şiddetini yansıtıyor.
Bölgede askeri bir zafiyet ve açığa düşme durumu hızla ortaya çıktı. Vatan Kalkanı güçlerinin Şebve vilayetinde kontrolü sağladıktan sonra batıya doğru ilerleyişini sürdüreceği bilgileri dolaşırken, özellikle yerel liderlerin yeni denklemi memnuniyetle karşıladıklarını açıklamasının ardından, Abyan vilayetine doğru ilerleyiş kuvvetli bir ihtimal haline geldi.
Aden'de ise GGK'ye bağlı medya organları, Konseye ait hassas noktalara yönelik olası Suudi hava saldırılarını gündeme taşıdı. Suudi uçaklarının Mohur bölgesini hedef aldığı söylentisi bile GGK liderliği saflarında geniş çaplı bir panik havası yaratmaya yetti; öyle ki Zubeydi'yi korumakla görevli muhafızlar mevzilerini terk etti.
Bu gelişme, Koalisyon liderliğinin, şehrin güvenliğini sağlama görevini Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı ve Selefi "Amalika Tugayları" Komutanı Ebu Zara el-Muharrami'ye verdiğini duyurmasının hemen ardından yaşandı.
Hatırlatmak gerekir ki Muharrami, "batan BAE gemisinden" atlamadan önce, Hadramut ve Mahra'ya yönelik askeri yayılma ve buraların ele geçirilmesi sürecinde Zubeydi ile birlikte hareket eden en önemli saha aktörlerinden biriydi.
Çeviri: YDH