CIA bağlantılı düşünce kuruluşu Stratfor analizinde, Türkiye’nin desteğine rağmen HTŞ rejiminin askeri kapasitesinin iç bölünmeler ve entegrasyon sorunları nedeniyle sınırlı kaldığı belirtildi.
YDH- Stratfor’un “Worldview” platformunda yayımlanan analizde, Türkiye’den alınan eğitim ve silahlara rağmen Suriye’deki HTŞ yönetiminin askeri kapasitesinin sınırlı kalacağı belirtildi.
Bunun temel nedeninin, geçici yönetimin “sadık müttefiklerine” bağımlılığı ve güç merkezlerini kendi kontrolü altında toplama çabaları olduğu kaydedildi. Bu yaklaşımın, “azınlık milislerin” Savunma Bakanlığı’na entegrasyonunu yavaşlattığı ve rejimi İsrail ile “kapsamlı bir güvenlik anlaşması” arayışına itebileceği ifade edildi.
Geçtiğimiz aylarda HTŞ rejiminin orduyu yeniden inşa etmeye yönelik adımlar attığı belirtildi. Bu kapsamda, eski devlete bağlı kalan askeri liderlerin görevden alındığı ifade edildi.
Haziran ayı itibarıyla yeni ordunun hedeflenen 200 bin kişilik gücün yaklaşık yarısını topladığı, bu kadronun büyük bölümünü HTŞ ve Aralık 2024’te Beşşar el-Esed yönetiminin devrilmesine destek veren “müttefik silahlı grupların” oluşturduğu kaydedildi.
Türk-Suriye askeri işbirliği ve eğitim
Ekim 2025’te Türkiye Savunma Bakanlığı’nın, Suriyeli askerlerin Türkiye’deki kışlaları kullanmasına ve “askeri yeteneklerini geliştirmek üzere eğitim almasına” izin vereceğini açıkladığı hatırlatıldı. Halihazırda 49 Suriyelinin Türk askeri akademilerinde eğitim gördüğü ve ilerleyen süreçte Suriye ordusunda “subay olarak görev yapmasının hedeflendiği” aktarıldı.
Buna karşılık, 11 Aralık 2025 tarihli New York Times haberine atıfla, HTŞ’ye yakın isimlerin orduda “üst düzey görevlere” getirildiği belirtildi. Bu atamaların, askeri tecrübe veya yeterlilikten ziyade “ideolojik bağlılık” ve Colani ile “kişisel ilişkiler” temelinde yapıldığı ifade edildi.
Ağustos 2025’te Türkiye ile HTŞ rejimi arasında askeri işbirliği anlaşması imzalandığı, bu çerçevede Türkiye’nin “askeri eğitim, lojistik destek ve silah sağlama” taahhüdünde bulunduğu aktarıldı. Bu adımın, merkezi yönetimin kapasitesini güçlendirmeyi ve Ankara’nın Suriye’deki “etkisini genişletmeyi” amaçladığı belirtildi. Taraflar arasında, Türkiye’nin daha önce ilgi gösterdiği orta Suriye’de “askeri üs kurulması” ve “hava savunma sistemleri ya da insansız hava araçlarının konuşlandırılması” konularının da ele alındığı kaydedildi.
Eğitim programlarının önemli bir bölümünün “ideolojik içerikli İslami derslerden” oluştuğu, bunun askeri kabiliyetleri geliştirmeyle “doğrudan bir bağlantısının bulunmadığı” ifade edildi. Bu sürecin, Colani’nin Suriye ordusunu yeniden yapılandırma ve gücü “devlet kurumları altında merkezileştirme” hedefiyle eş zamanlı ilerlediğine dikkat çekildi.
Suriye ordusunun askeri kapasitesinin, 2024 sonu ile 2025 başı arasında düzenlenen “İsrail hava saldırılarıyla” ciddi ölçüde zayıflatıldığı belirtildi. Söz konusu saldırıların, Esed dönemine ait “silah depolarını” ve kalan “deniz ile hava unsurlarını” hedef aldığı, yeni kurulan askeri yapının bu kapasiteyi İsrail’e karşı kullanma ihtimalini “azaltmaya dönük olduğu” yönünde değerlendirmeler aktarıldı.
SDG ve Kürt katılımı
Aralık 2024’te Beşşar Esed yönetiminin çöküşünün ardından, İsrail ordusunun hava saldırılarının Suriye’nin kalan stratejik kapasitesinin “yüzde 70 ila 80’ini” tahrip ettiği yönündeki değerlendirmeye yer verildi. Bu kapasitenin “savaş uçakları, deniz unsurları ve hava savunma sistemlerini” kapsadığı aktarıldı.
Mayıs 2025’te ABD destekli ve Kürtlerin öncülük ettiği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), Colani ile anlaşma imzalayarak kuzeydoğuda kontrol ettikleri kurumları “devlete entegre etmeyi kabul ettiği” hatırlatıldı. Ancak bu süreçte “somut ilerlemenin sınırlı kaldığı” ifade edildi.
Aralık 2025’te imzalanan ön anlaşmada, SDG’nin Savunma Bakanlığı kontrolündeki “federal ordu içinde üç birlik oluşturmasının öngörüldüğü”, ancak bu yapıların görev ve organizasyonuna ilişkin “ayrıntıların netleşmediği” kaydedildi.
Orduya sadakat ve azınlıkların katılımı
Önümüzdeki yıllarda Colani’nin, rejimin istikrarını korumak amacıyla “üst düzey askeri kadrolarda sadakati” önceliklendireceği değerlendirildi. Bu yaklaşımın, ordunun “profesyonelleşmesini” ve etnik ile dini azınlıkların “entegrasyonunu yavaşlatacağı” belirtildi.
Türkiye’nin sağladığı askeri eğitim ve desteğin etkisinin, Colani’nin “kilit görevlere kendi müttefiklerini ataması” nedeniyle sınırlı kalacağı ifade edildi. Bu kişilerin bir kısmının HTŞ kontrolündeki İdlib bölgesinde “tecrübe” sahibi olduğu, ancak düzenli bir orduda görev yapmadığı veya “sınırlı savaş deneyimine” sahip olduğu aktarıldı.
Üst düzey askeri kadrolarda yer alan bazı “yabancı savaşçıların ve komutanların” ideolojik olarak “Sünni çizgide” olduğu, etnik ve dini azınlıklardan “temsil bulunmadığı” kaydedildi. Bu ideolojik homojenliğin, daha seküler unsurlar ile azınlık gruplarını “dışlayabileceği” ve SDG, Dürziler ile Alevilerin entegrasyonunu “zorlaştırabileceği” ifade edildi. Bu durumun, bazı asker adaylarının “ordudan ayrılmasına yol açabileceği” belirtildi.
Yabancı savaşçılar ve güvenlik endişeleri
Suriye ordusunun 84. Tümeni’nde, büyük bölümü “Uygur kökenli” olmak üzere binlerce yabancı savaşçının yer aldığı aktarıldı. Çin’in, bu savaşçıların entegrasyonu ve ortaya çıkabilecek “güvenlik riskleri” konusunda kaygılarını dile getirdiği belirtildi.
ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın, söz konusu savaşçıların sisteme dahil edilmesine yönelik Washington’un “sessiz onayını” dile getirdiği aktarıldı.
Barrack’ın, bu yaklaşımı Colani’ye “bağlılık” ve dışlanmaları hâlinde doğabilecek “güvenlik riskleriyle” gerekçelendirdiği kaydedildi.
HTŞ ordusunun sınırlı kapasitesi ve İsrail ile güvenlik arayışı
İç bölünmeler ve Türkiye gibi ülkelerden gelen dış askeri desteğin “sınırları”, önümüzdeki yıllarda Suriye ordusunun kapasitesini kısıtlayacak faktörler arasında gösterildi. Bu durumun, yönetimi milisleri “zorla entegre etmekten kaçınmaya” ve İsrail ile daha “kapsamlı bir güvenlik düzenlemesi” arayışına yöneltebileceği ifade edildi.
Türk işbirliğinin “radar sistemleri, insansız hava araçları ve zırhlı araçlar” gibi alanlarda bazı kabiliyet artışları sağlayabileceği, ancak Suriye’nin erişebileceği “silah ve savunma sistemlerinin türünün sınırlı kalacağı” kaydedildi. İç istikrarsızlık riskinin, “hassas silah sistemlerinin kontrolsüz biçimde el değiştirmesi” ihtimalini gündeme getirdiği belirtildi.
2025 boyunca Türkiye ile İsrail arasındaki “gerilimin yüksek seyrettiği”, bu nedenle Ankara’nın İsrail’e karşı kullanılabilecek “gelişmiş savaş uçakları veya hava savunma sistemlerini” Suriye’ye vermekten kaçınacağı ifade edildi.
Bu çerçevede, Suriye ordusunun “sınırlı kapasitesinin”, İsrail’e karşı daha iddialı bir askeri politika izlenmesini zorlaştıracağı ve önümüzdeki “iki ila üç yıl içinde” tarafları daha kapsamlı bir “güvenlik düzenlemesi” arayışına itebileceği değerlendirildi. Böyle bir anlaşmanın “İsrail lehine sonuçlar” doğurabileceği, ancak ABD’nin yaptırımların kaldırılmasını bu sürece bağlamaması nedeniyle Şam’ın “bazı tavizlerden kaçınma alanı” bulabileceği belirtildi.
Aynı zamanda, ordunun mevcut kapasitesinin milisleri zorla “Savunma Bakanlığı’na entegre etmeye” yönelik geniş çaplı operasyonları sınırlayacağı, özellikle SDG veya Dürziler’e karşı atılacak adımların “ABD ya da İsrail müdahalesi riski” barındırdığı ifade edildi. Buna karşın, ABD’nin SDG’ye verdiği desteğin “zayıfladığı” ve Türkiye’nin güçlü siyasi ve askeri destek sinyalleri vermesi hâlinde “entegrasyon baskısının artabileceği” kaydedildi.
Bu süreçte silahlı grupların, Suriye’nin “belirsiz geçiş döneminde” kendi kapasitelerini tahkim etmeye odaklanacağı ve bu nedenle iç savaşın hemen ardından yeni bir “tam ölçekli çatışma ihtimalinin düşük olduğu” belirtildi. Ancak merkezi yönetim ile azınlık gruplar arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle, “düşük yoğunluklu çatışmaların sürmesinin muhtemel olduğu” ifade edildi.
İsrail ve Suriye arasında “güvenlik” görüşmeleri
İsrail ile Suriye arasında, ikili gerilimi azaltmaya dönük bir “güvenlik düzenlemesi” için aylardır temaslar yürütüldüğü aktarıldı.
6 Ocak’ta tarafların, “istihbarat paylaşımı ve gerilimi düşürmeyi amaçlayan bir ortak mekanizma” üzerinde uzlaştığı kaydedildi. Ancak daha kapsamlı bir anlaşmanın, Colani’nin İsrail’in Esed yönetiminin çöküşünün ardından Suriye topraklarında “kontrol altına aldığı bölgelerden tamamen çekilmesini” talep etmesi nedeniyle henüz sağlanamadığı belirtildi.