“Raporlar, İran’ın Starlink sistemini etkisizleştirmek amacıyla iki aşamalı önlem aldığını gösteriyor...”
Ali Avad
YDH- El-Ahbar yazarlarından Ali Avad, Batı kamuoyunda ve stratejik çevrelerde oluşmuş olan “Starlink engellenemez” algısını tartıştığı yazısında, başarı ya da başarısızlığın teknolojiden çok, o teknolojiyi kuşatan devlet kapasitesine bağlı olduğunu savunuyor; Starlink gibi merkeziyetsiz görünen teknolojilerin devlet egemenliği karşısında mutlak dokunulmazlığa sahip olmadığını gözler önüne seriyor.
İran İslam Cumhuriyeti’nin karışıklık ve protesto dönemlerinde iç internet ağlarını kapatmasının ardından, Batı, dijital karartmayı sona erdirmek için Starlink sisteminin devreye girmesini bekliyordu. Milyarder Elon Musk’a ait olan bu sistem, yıllardır uzaydan yayın yapan, merkezi olmayan bir internet hizmeti sunarak hükümetlerin erişimi engellemesini veya aksatmasını zorlaştırıyor.
Starlink, alçak Dünya yörüngesinde (LEO) faaliyet gösteren devasa bir uydu ağına dayanıyor. Bu uydular sinyali doğrudan Dünya’ya iletiyor ve söz konusu sinyal, şirket tarafından satılan, geleneksel uydu televizyon alıcı antenlerinden çok daha küçük bir çanak anten aracılığıyla alınıyor.
Bu uydu antenleri, uydu sinyalini telefonlar ve bilgisayarlar tarafından kullanılabilen yerel bir internet ağına dönüştüren bir Wi-Fi yönlendiricisine bağlanıyor.
Starlink’in küresel önemi, 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Ukrayna’da yaygın biçimde kullanılmaya başlanmasıyla belirginleşti. Bu süreçte hizmet, hem Ukrayna ordusu hem de sivil altyapı için hayati bir iletişim ağı işlevi gördü.
İlk aşamalarda Rusya’nın elektronik karıştırma girişimlerine ilişkin belgelenmiş kanıtlar bulunmasına rağmen, şirket yazılımını başarıyla güncelledi ve iletişim yöntemlerini değiştirdi. Bu sayede hizmet sürdürülebilirliğini korudu ve savaş yönetimi ile lojistikte gerçek bir operasyonel ağırlık kazandı.
Bu bağlam, Starlink’i engellemenin neredeyse imkânsız olduğu yönünde bir algı oluşturdu. Ancak İran deneyimi, şu soruyu yeniden gündeme getirdi: Sistem Ukrayna’da Rusya’nın saldırılarına dayanabildiyse, İran kendi topraklarında Starlink’in etkinliğini nasıl azaltmayı başardı?
Elektromanyetik kuvvet testi
Raporlar, İran’ın Starlink sistemini etkisizleştirmek amacıyla iki aşamalı önlem aldığını gösteriyor.
İlk olarak, Starlink antenleri uyduları tespit etmek ve onlarla iletişim kurmak için Küresel Konumlandırma Sistemi’ne (GPS) dayanıyor. “12 Günlük Savaş”tan bu yana İran, insansız hava araçları ve hava tehditlerine karşı alınan güvenlik önlemlerinin bir parçası olarak yaygın GPS sinyal bozma uygulamalarını devreye soktu. Bunun sonucunda, İran’a kaçak yollarla sokulan Starlink antenleri, uydularla tutarlı ve etkili bir bağlantı kurmakta ciddi zorluklar yaşamaya başladı.
İkinci olarak, uydu iletişim uzmanlarına ve İsrail kaynaklı raporlara göre, İran son dönemde iletişimi aksatmak amacıyla elektromanyetik alanı kontrol etmeye yönelik gelişmiş araçlar kullandı. Elektromanyetik alan; elektrik ve manyetik dalgaların hareket ettiği, iletişimden radara, navigasyondan kablosuz sinyallere dayanan tüm teknolojilerin temelini oluşturan bir ortamdır.
Tartışmalar, İran’ın belirli frekans bantlarında çalışan; iletişim, navigasyon ve uydu bağlantı sinyallerini hedef alan karıştırma ve yönlendirilmiş elektromanyetik girişim sistemlerini konuşlandırması etrafında yoğunlaşıyor. Bu sistemler, elektromanyetik gürültü seviyesini artırarak cihazların uzaydan gelen sinyalleri alma kapasitesini zayıflattı. Sonuç olarak, hizmetin istikrarı ve kalitesi doğrudan etkilendi ve kesinti oranları en yüksek seviyelerinde %80’e kadar ulaştı.
Askerî literatürde “elektronik savaş” veya “elektromanyetik savaş” olarak tanımlanan bu yöntem, frekans spektrumunun yönetimi ve kontrolüne dayanıyor. Kullanılan araçlar; yüksek güç kapasitesi, hassas hedefleme ve geniş alanlarda ya da belirli noktalarda çalışma yeteneğiyle öne çıkıyor.
Bu yaklaşım, orijinal sinyali bozarak veya cihazların konumlandırma ve iletişim için güvendiği sinyallere müdahale ederek iletişim dalgalarını kontrol altına almayı amaçlayan teknolojilerin bir kombinasyonunu içeriyor.
Bu ekipmanlar zaman zaman farklı konumlardan ve kısa sürelerle çalıştırılıyor; bu da kaynaklarının tespit edilmesini veya izlenmesini zorlaştırıyor. Temel hedef, ilgili sistemi bozmak ve hizmeti istikrarsız hâle getirmek, ancak bozma mekanizması ya da zamanlamasına dair net kanıtlar bırakmamaktır.
Bu çerçevede İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü (INSS), İran’ın elektromanyetik kabiliyetlerini geliştirmesinin askerî doktrininin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğine dikkat çekiyor. Enstitü, elektromanyetik alanı, doğrudan askerî müdahaleye başvurmadan düşmanların teknolojik altyapısını sekteye uğratabilecek operasyonel bir alan olarak değerlendiriyor.
İsrail’in değerlendirmeleri, İran’ın hava savunması, elektronik savaş ile uydu televizyon yayınlarını ve iletişimini engelleme konularındaki geçmiş deneyimlerinden yararlanarak, gelişmiş karıştırma, elektromanyetik saldırı ve kinetik olmayan bozma teknolojilerine yaptığı kümülatif yatırımlara işaret ediyor.
Buna ek olarak, Starlink sisteminin etkinliğini en aza indirmek amacıyla henüz açıklanmayan başka araç ve teknolojilerin de kullanılmış olması muhtemel görülüyor. Siber savaşın doğası; ekipman türü, işletim yöntemleri ve kullanım kapsamına ilişkin yüksek düzeyde gizlilik gerektiriyor. Bu yetenekler, ulusal güvenlik kapsamında hassas alanlara giriyor ve çoğu zaman ya hiç açıklanmıyor ya da ancak uzun bir süre sonra kamuoyuna yansıyor.
Elektronik savaş, hem askerî hem de teknolojik açıdan çatışma alanları içinde en hızlı gelişen başlıklardan biri olmaya devam ediyor. Devletler, sürekli deneme, test ve karşı önlemlere uyum süreçleriyle sistemlerini güncelleyerek; değişken ve düşmanca teknolojik ortamlarda etkinliklerini sürdürebilmek için kesintisiz bir rekabet içinde bulunuyor.
Çeviri: YDH