ICE ve İsrail aynı şiddet yöntemlerini kullanıyor

img
ICE ve İsrail aynı şiddet yöntemlerini kullanıyor YDH

ICE’nin Minneapolis’teki infazı ile İsrail’in Filistinlilere yönelik uygulamaları arasında benzerlik kurulurken, her iki durumda da devlet şiddeti “terör” söylemiyle meşrulaştırılıyor.



YDH – Mondoweiss’ta yayımlanan yazıda, ABD’de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) ile İsrail ordusunun, devlet şiddeti ve cezasızlık temelinde aynı yöntemleri kullandığı belirtildi.

Yazıda, Minneapolis’te ICE ajanları tarafından öldürülen Renee Good ile işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail askerleri tarafından vurulan Filistinli genç Ahmed Recebi’nin öldürülme biçimleri arasında doğrudan paralellik kuruldu.

Minneapolis’te öldürülme ve “terörist” suçlaması

Haberde, 7 Ocak’ta Minneapolis’te ICE ajanlarının, araç içinde bulunan Renee Good’u otomobilinin camından üç el ateş ederek vurduğu aktarıldı. Good’un, ajanlardan uzaklaşmaya çalıştığı sırada hedef alındığı belirtildi. Ajanların, olayın ardından ambulansların Good’a ulaşmasını yaklaşık 15 dakika boyunca engellediği, Good’un sürücü koltuğunda kan kaybından hayatını kaybettiği kaydedildi.

Olaydan saatler sonra İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in, federal bir ajan tarafından “güpegündüz infaz edilen” Good’u “iç terörist” olarak nitelediği aktarıldı. Noem’in, ajanın meşru müdafaa kapsamında hareket ettiğini ve Good’un aracıyla ajanı ezmeye çalıştığını öne sürdüğü bildirildi.

İsrail ordusunun Filistinlilere yönelik uygulamalarıyla benzerlik

Yazıda, bu anlatının İsrail’in Filistinlileri öldürdüğü olayların ardından kullandığı söylemle birebir örtüştüğü savunuldu.

Buna örnek olarak, 6 Aralık’ta işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki el-Halil’de 17 yaşındaki Ahmed Recebi’nin öldürülmesi gösterildi.  

Haberde, İsrail askerlerinin Recebi’ye aracını durdurma talimatı verdiği, Recebi’nin durmasına rağmen vurularak öldürüldüğü ve acil sağlık ekiplerinin olay yerine ulaşmasının engellendiği aktarıldı. Sağlık ekiplerine de ateş açıldığı ifade edildi.

Recebi gibi çok sayıda Filistinlinin benzer gerekçelerle öldürüldüğü belirtilirken, İsrail’in onlarca yıldır kontrol noktalarında öldürülen Filistinlileri “askerleri ezmeye çalışmakla”, basın yeleği giyerken vurulan gazetecileri “silahlı gruplarla bağlantılı olmakla” suçladığı hatırlatıldı.

Yazıda, çocuk ölümlerinin dahi “yakın tehdit” gerekçesiyle meşrulaştırılmaya çalışıldığı kaydedildi.

“Aynı devlet şiddeti sistemi” vurgusu

Mondoweiss’ta yer alan yazıda, ICE ile İsrail ordusunun aynı “devlet şiddeti ve beyaz üstünlükçü sistem” tarafından şekillendiği vurgulandı.

Bu sistemin, Filistin’de geliştirilen ve daha sonra bilinçli politikalar ve şirket kârları aracılığıyla ABD şehirlerine taşınan “ırksallaştırılmış kontrol mekanizması” olduğu belirtildi.

Yazıda, hukukçu Noura Erakat’ın “emperyal bumerang geri döndü” tespitine atıf yapıldı.

Dijital gözetim ve ortak şirketler

Makalede, sadece silahlı güçlerin değil, dijital gözetim sistemlerinin de benzer biçimde kullanıldığı kaydedildi.

Buna göre, Palantir şirketinin, ICE’in göçmenleri izlemek ve hızlandırılmış sınır dışı işlemleri yürütmek için kullandığı dosya yönetim sistemlerini sağladığı, aynı şirketin İsrail ordusuna Filistinlilerin hedef alınmasında kullanılan yapay zekâ temelli platformlar sunduğu aktarıldı. Bu sistemlerin, Gazze’deki Filistinlilerle ABD’de yaşayan Filistinli Amerikalılar arasındaki özel iletişim verilerini de kapsadığı ifade edildi.

İsrailli Elbit ve Paragon şirketlerinin, radar, gözetleme ve casus yazılımları doğrudan ICE ve ABD İç Güvenlik Bakanlığı’na sağladığı belirtildi.

Anti-Defamation League’in (ADL) ise ABD’li polislerin İsrail’e giderek kontrol noktası yönetimi, kalabalık bastırma ve toplulukları “güvenlik tehdidi” olarak sınıflandırma konularında eğitim aldığı programlara sponsor olduğu aktarıldı.

Cezasızlık ve hukuki koruma

Yazıda, ABD’deki “nitelikli dokunulmazlık” uygulamasının, İsrail askerlerinin Filistinlileri öldürdükten sonra fiilen hesap vermemesine benzer bir yapı oluşturduğu ifade edildi.

Bu doktrinin, her yeni öldürmenin emsal oluşturmasını engelleyerek hesap verilebilirliği yapısal olarak imkânsız hale getirdiği savunuldu.

İsrail ordusunun Filistinlileri öldürmesinin ardından genellikle “göstermelik” soruşturmalar açıldığı, bu soruşturmaların aylar ya da yıllar sonra sessizce kapatıldığı ve neredeyse hiçbir zaman cezai kovuşturmaya dönüşmediği aktarıldı. Bu bağlamda gazeteci Şirin Ebu Akile’nin öldürülmesi hatırlatıldı.

ICE gözetiminde ölümler ve bütçe

Haberde, Renee Good’un ICE tarafından öldürülen ilk kişi olmadığına dikkat çekildi. 2025 yılında ICE gözetiminde en az 30 kişinin hayatını kaybettiği, bunun 2004’ten bu yana en ölümcül yıl olduğu belirtildi.

Good’un öldürülmesinin kamuoyunda yankı bulduğu, ancak aynı yıl içinde çok sayıda “esmer bedenin” isimleri dahi bilinmeden ortadan kaybolduğu ifade edildi.

Yazıda, bu sistemin yalnızca Trump yönetimine özgü olmadığı, Demokratların da bu yapının oluşumunda rol oynadığı savunuldu.

ICE’in Obama döneminde benimsendiği ve askeri bir güce dönüşme sürecinin bu dönemde başladığı hatırlatıldı. ICE’in, dört yıl için 170 milyar dolarlık bütçesiyle “dünyanın en büyük on üçüncü ordusu” büyüklüğünde olduğu kaydedildi.

“Minneapolis’ten Filistin’e” ortak kader

Mondoweiss yazısında, Renee Good ve Ahmad Rajabi’nin, “paramiliter otoriter güçlerin yaşamaya layık görmediği” kişiler oldukları için öldürüldüğü belirtildi. Bu güçlerin hesap vermemesini sağlayan hukuki ve siyasi yapıların özellikle inşa edildiği ifade edildi.

Yazının sonunda, adaletin ancak aktif direnişle mümkün olacağı vurgulandı. Bunun, Renee Good’u öldüren ajanın Minnesota eyalet yasaları kapsamında yargılanmasını talep etmeyi, ICE’in bütçesinin kesilmesini ve kurumun tamamen lağvedilmesini savunmayı içerdiği dile getirildi.

Ayrıca, Filistin mücadelesinin diğer toplumsal mücadelelerle bağlantılı olduğu ifade edilerek, “Minneapolis’ten Filistin’e kadar işgal tamamen ve bütünüyle ortadan kaldırılmadıkça öldürmeye ve yayılmaya devam edeceği, bu durumun kimseyi güvende bırakmayacağı” görüşü aktarıldı.