Washington ve Tel Aviv o hileyi mi tekrarlıyor?

img
Washington ve Tel Aviv o hileyi mi tekrarlıyor? YDH

"Tel Aviv iç cephedeki hazırlık seviyesini yükseltmeye devam ediyor, füze yağmuru ve İHA saldırıları senaryoları üzerine tatbikatları sıklaştırıyor; tüm bunlar bir bütün olarak saldırının kesinlikle geleceğine dair 'içinin rahat' olduğunu gösteriyor."


Kasım Kasım


YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Kasım Kasım, Washington ve Tel Aviv'in İran'a yönelik askeri operasyonlarını meşrulaştırmak ve İran'ın savunma reflekslerini zayıflatmak amacıyla koordineli bir "anlaşmazlık ve diplomasi" tiyatrosu sergilediğini, bunun Haziran 2025'teki saldırıda kanıtlandığını belirtiyor. Günümüzde de benzer bir psikolojik savaş taktiğinin devrede olduğunu; görünürdeki çelişkili mesajlara ve erteleme haberlerine rağmen, İsrail'in ABD liderliğinde gerçekleşecek bir saldırı için hazırlıklarını ve hedef belirleme çalışmalarını sürdürdüğü ifade eden Kasım, Mossad başkanının ABD'ye yaptığı nadir ve tekil ziyaretin, 2007'deki Suriye reaktörü saldırısı öncesine benzeterek, bu hazırlığın ciddiyetine ve saldırının kaçınılmazlığına işaret eden en güçlü delil olduğunu vurguluyor.

Haziran 2025'te İran'a yönelik İsrail saldırısından önce Tel Aviv, sadece uçakları ve mühimmatı hazırlamakla kalmıyor, aynı zamanda operasyonlarını meşrulaştırmak adına ihraç etmek istediği anlatıyı da kurguluyordu.

O dönemde İsrail, hem kendi kamuoyu hem de müttefikleri nezdinde İran kaynaklı tehdit uyarısının seviyesini yükseltirken, diğer yandan ABD'nin harekete geçmesini engellediğine dair paralel bir hikâye pompaladı.

Nitekim ABD Başkanı Donald Trump, İran ile diplomatik çözümü tercih ettiğini vurgulayan açık bir demeç verdi.

Eş zamanlı olarak, üst düzey İsrailli yetkililerin Washington'da yapacağı iddia edilen bir toplantıya dair haberler sızdırıldı ve 15 Haziran'da yapılması öngörülen yeni bir nükleer müzakere turu duyuruldu.

Böylece manzara, sanki Tel Aviv ve Washington iki ayrı rotadaymış gibi göründü: İlan edilmiş anlaşmazlıklar, siyasi ayrışmalar, "diplomasi" beyanları ve düşman hükümeti lideri Benyamin Netanyahu'nun Beyaz Saray'ın kararıyla elinin kolunun bağlandığına, Beyaz Saray sakininin ise askeri seçenek yerine müzakereyi tercih ettiğine dair sızıntılar...

Tahran'a yönelik saldırı gerçekleştikten sonra, "koordinasyon eksikliği" ve "anlaşmazlıklar" hikâyesi çöktü.

Tüm bunların, İranlıların dikkatini dağıtmayı, Tahran'daki teyakkuz seviyesini düşürmeyi ve saldırının yakın olmadığı varsayımına itmeyi amaçlayan bir güvenlik aracı olduğu ortaya çıktı.

Trump, açılış saldırısının hemen ardından bunun İsrail'in kamuflaj operasyonunun bir parçası olduğunu söyleyerek bu durumla bütün pervasızlığıyla övünmüştü.

Ateşkesin ardından Batı'dna gelen haberler, sızıntılar ve tanıklıklar da kamuoyu önündeki anlaşmazlıkların aldatma planının bir parçası olduğunu, medyadaki gürültünün ise organize bir şaşırtmacadan ibaret olduğunu doğruladı.

Batı medyasındaki haberlere göre planlama sürecine katılanlardan biri, Netanyahu ile Trump arasındaki mesafeyi görünür kılmanın, "pek çok kişi fark etmeden planlamada ilerlemeye yardımcı olduğunu" ifade etti.

İsrail medyası da bu dezenformasyon dinamiklerinin bir kısmını ifşa etti; Kanal 13, "Haziran'ın 12 Günü" adlı, savaş sırasındaki Kabine toplantı tutanaklarını ve geçen eylül ayında Tel Aviv Üniversitesi'nde düzenlenen (saldırının planlanmasında rol alan üst düzey ordu subaylarının katıldığı) "Yükselen Aslan" konferansındaki görüşmeleri içeren bir belgesel yayınladı.

Kanalın parlamento muhabiri Moria Asaf, Netanyahu'nun ofisinin eski sözcüsü ve asıl amacı İran saldırısını onaylamak olan Kabine toplantısı haberini "Gazze dosyası" görüşülecek bahanesiyle sızdıran Omer Dostri ile yüzleştiğini belirtti.

Bugün, aynı yanıltma yönteminin tekrar sahneye çıktığı görülüyor; "i24news" kanalının siyasi muhabiri Amihay Stein'ın "hasmı uyutma" operasyonu olarak tanımladığı bir psikolojik savaş çerçevesinde... Bu eğilim, bir yandan daha sağlam bir ABD-İsrail ittifakından söz edilirken, diğer yandan çelişkili mesajların (İran'a saldırı var, sonra saldırı iptal edildi) yayılmasıyla kendini gösteriyor.

Bu durum bize, farklı koşullar ve değişik kamuflaj araçlarıyla da olsa, "Haziran öncesi"nin ikinci bir versiyonuyla karşı karşıya olduğumuzu hissettiriyor.

Hükümet kararlarına tepki olarak patlak veren son gösteri dalgasından önce, İsrail'in söylemi Tahran'ın "balistik füze tehlikesi" üzerine yoğunlaşmıştı; Tahran'ın küçük bir nükleer bombaya eşdeğer patlayıcı başlıklara sahip olduğu iddia ediliyor, hatta bazı İbranice medya organları İran'ın İsrail'i hedef almak için kimyasal silah ürettiğine dair haberler sızdırıyordu.

Fakat İran'ın çeşitli şehirlerinde gösterilerin başlamasıyla birlikte anlatı hızla değişti; "askeri tehlike" yerini "ahlaki tehlike"ye bıraktı ve "dünyanın özgür insanlarını" İran halkını rejimden "kurtarmaya" çağıran bir söylem öne çıktı.

Şubat 2025'in başına, Netanyahu'nun Washington'da Trump ile görüştüğü zamana dönüldüğünde, o dönemdeki sızıntılar Netanyahu'nun ABD Başkanı'na İran'ın nükleer programına yönelik olası saldırılar için dört senaryo sunduğunu aktarmıştı: Tek başına bir İsrail saldırısı, sınırlı ABD desteğiyle bir saldırı, tam kapsamlı ortak bir operasyon veya temel olarak ABD'nin liderlik ettiği bir operasyon.

Buradaki en önemli işaret, senaryoların çeşitliliği değil, "Haziran Savaşı" seçeneğinin o zamandan beri masada ve planlanmış olması, ani bir dürtüyle gerçekleşmemiş olmasıdır.

Aynı durum, Netanyahu'nun geçen yılın sonunda Trump ile Florida'daki tatil köyünde yaptığı görüşme için de geçerlidir; bu görüşmenin amacı kesinlikle Gazze'de "ikinci aşamaya" geçişi tartışmak veya Lübnan'a saldırmak için yeşil ışık almak değil, İran ile nasıl başa çıkılacağını karara bağlamaktı.

İsrail'in askeri kapasitesinin sınırlarını, İslam Cumhuriyeti'ni devirme gücüne sahip olmadığını ve ona karşı yapabileceği tek şeyin bazıları acı verici olabilecek darbeler indirmek olduğunu bildiğinden, ABD'yi bu işi bizzat üstlenmeye ikna etmek için çalıştı ve çalışmaya devam ediyor.

Bu bağlamda düşman medyası, Mossad Başkanı David Barnea'nın ABD'li yetkililerle görüşmek üzere Miami'ye indiğini ve tatilini kendi tesisinde geçiren Trump ile görüşmesinin muhtemel olduğunu belirtti.

Burada dikkate değer olan husus, Mossad başkanının, doğrudan amiri olan düşman hükümeti başkanı yanıda olmadan ABD Başkanı ile görüşmesinin nadir bir durum olmasıdır.

Buna benzer son örnek 2007 yılında, eski Mossad Başkanı Meir Dagan'ın, daha sonra bombalanacak olan Deyr ez-Zor'daki Suriye'ye ait el-Kibar nükleer reaktörü hakkında bilgi vermek üzere George Bush ile görüşmesiydi.

Yukarıda anlatılanlar, Bibi'nin ABD'li yetkilileri bilgilendirmek üzere yola çıkmasına neden olan bilgilerin niteliği hakkında soru işaretleri yaratıyor.

Bu gelişme, İsrail'in, "kısa" ve "hava riskleri açısından sınırlı" olması hedeflenen olası bir ABD saldırısı için özel bir "hedef bankası" oluşturduğu ve aynı zamanda İran'ın izleme, savunma ve erken uyarı ağlarının "zayıflığının" propagandasını yaptığı bir dönemde yaşanıyor.

Eş zamanlı olarak, medyada saldırının ertelendiğine dair haberler yer alsa da İsrail, ABD saldırısını ve ardından beklenen İran misillemesini beklediğini hissettiren bir teyakkuz halini sürdürüyor.

Tel Aviv iç cephedeki hazırlık seviyesini yükseltmeye devam ediyor, füze yağmuru ve İHA saldırıları senaryoları üzerine tatbikatları sıklaştırıyor, önleme ve erken uyarı sistemlerini güçlendiriyor; tüm bunlar bir bütün olarak saldırının kesinlikle geleceğine dair "içinin rahat" olduğunu gösteriyor.

Çeviri: YDH