Filistin kırsalı haritadan siliniyor

img
Filistin kırsalı haritadan siliniyor YDH

İsrail ordusunun desteğini alan yerleşimci saldırıları sonucu Batı Şeria’da onlarca Filistinli köy yok edilirken, binlerce kişi yerinden edildi.



YDH- Mondoweiss’ta yayımlanan bir makalede, 2025 yılının, İsrail ordusunun desteğini alan İsrailli yerleşimciler tarafından Filistinli kırsal toplulukların “emsalsiz” biçimde yerinden edilmesine sahne olduğu belirtildi.

Makalede, Batı Şeria’da en az 13 Filistinli kırsal topluluğun haritadan “tamamen” silindiği, bunun en az 190 aileyi ve 1.090 kişiyi etkilediği bildirildi.

Yerleşimci saldırıları dalgasının 2026 yılına da taşındığı; geçen hafta Eriha yakınlarındaki Ras Ayn el-Auca topluluğunun yerinden edilmesinin bunun son örneği olduğu aktarıldı.

“İkinci Nakba” olarak görülen sessiz sürgün

Makalede, İsrailli yerleşimcilerin Filistin kırsalına yönelik şiddetinde 7 Ekim 2023’ten sonra “dramatik bir tırmanış” yaşandığı ifade edildi. Bu durumun, özellikle Ürdün Vadisi’ndeki, Batı Şeria’nın doğu yamaçlarındaki ve Güney el-Halil Tepeleri’ndeki Bedevi topluluklar açısından “yıkıcı sonuçlar” doğurduğu belirtildi. Bu bölgelerde yaşayan Filistinlilerin, sessiz biçimde yerlerinden edilmelerini “ikinci Nakba” olarak gördükleri aktarıldı. Filistinlilerin, bu süreci İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımın bir uzantısı olarak değerlendirdikleri kaydedildi.

Geçen hafta, Filistin Yönetimi’ne bağlı Duvar ve Yerleşim Direnişi Komisyonu Başkanı Muayyed Şaban’ın, 2025 yılına ilişkin bulguları bir basın toplantısında açıkladığı aktarıldı.

Rapora göre, Ocak–Aralık 2025 arasında İsrailli yerleşimciler Filistinlilere karşı 892 saldırı gerçekleştirdi; Batı Şeria’da 14 Filistinli hayatını kaybetti.

Yerleşimci saldırılarının 434 yangına yol açtığı; bunların 127’sinin tarım arazilerini, 307’sinin ise diğer Filistin mülklerini etkilediği bildirildi. Saldırıların Ramallah, Nablus, el-Halil ve Tulkerim çevresinde yoğunlaştığı ifade edildi.

Raporda ayrıca, 2025’te 35.273 ağacın yok edildiği veya zehirlendiği, bunların 26 bin 988’inin zeytin ağacı olduğu belirtildi. Bu tahribatın özellikle Selfit, Nablus, Ramallah, Beytüllahim ve el-Halil bölgelerinde yaşandığı aktarıldı.

Aynı yıl İsrail ordusunun yürüttüğü yıkımlar kapsamında 1.400 Filistin yapısının yerle bir edildiği; bunlar arasında 304 içinde yaşanılan ev, 74 boş ev, 4.900 tarımsal yapı ve 270 geçim kaynağına yönelik yapı bulunduğu bildirildi. Yıkımların Ramallah, Nablus, Tubas, el-Halil ve Kudüs’te yoğunlaştığı kaydedildi.

“İlhak politikasının bir kolu”

Makalede, Şaban’ın bir yıl önce Mondoweiss’a yaptığı açıklamada, yerleşimci şiddetini “İsrail’in ilhak politikasının bir kolu” olarak tanımladığı hatırlatıldı.

Şaban’ın, komisyonun bu politikalara karşı sahada insani bir varlık oluşturma stratejisi izlediğini, özellikle yerel topluluklardan gönüllülerin seferber edilmesine odaklandığını söylediği aktarıldı.

Komisyonun, 2024 zeytin hasadı sezonunda yerleşimci şiddetiyle tehdit edilen köylerin yaklaşık yüzde 60’ında, Filistinli çiftçilerin topraklarına erişimini desteklemek amacıyla gönüllülerin görev aldığını belirttiği bildirildi. Ancak makalede, Batı Şeria kırsalındaki koşulların o tarihten bu yana “ciddi biçimde kötüleştiği” ifade edildi.

Filistin Yönetimi Tarım Bakanlığı ve diğer Filistinli araştırma merkezlerinin tahminlerine göre, geçen ekim ayında zeytin hasadının rekor düzeyde düşük kaldığı; yalnızca 7.000 ton zeytinyağı üretildiği, oysa bir önceki yıl bu miktarın 27.000 ton olduğu aktarıldı.

2025’teki düşük üretimin, 7 Ekim olaylarının hasat döneminin zirvesine denk geldiği ve hemen ardından yerleşimci şiddetinin sert biçimde arttığı 2023 yılına yakın seviyelerde olduğu belirtildi.

Bugün uluslararası ilginin Gazze, İran ve Lübnan’a yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail’in Batı Şeria’da “fiili ilhak” stratejisini tırmandırmayı sürdürdüğü; Filistin topraklarının “azami ölçüde” hedef alındığı, Filistin nüfus yoğunluklarının ise izole edildiği ifade edildi.

Filistinli toplulukların yerinden edilmesinin, yerleşim inşaatlarının hızla genişletilmesi ve daha önce İsrail yasalarına göre yasa dışı olan karakolların yasallaştırılmasıyla eş zamanlı ilerlediği kaydedildi.

Çarşamba günü İsrail hükümetinin, Filistin toprakları üzerine inşa edilmiş beş yeni yerleşim karakolunu yasallaştırdığını açıkladığı bildirildi. Geçen yıl ise İsrail’in, onlarca yılın en büyük yerleşim genişleme planlarından biri olarak 22 yeni yerleşim için inşaat izinleri verdiği hatırlatıldı.

Kırsal yaşamın çöküşü

Makalede, bu şiddet ve sömürgeleştirmenin Filistinlilerin günlük yaşamında derin yaralar açtığı belirtildi. Kırsal alanlarda toplumsal dokunun bozulduğu; Bedevi ailelerin hayvancılıkla geçimlerini sürdüremediği, otlaklara erişimi kaybettiği ve köylerin ile kasabaların eteklerinde hayatta kalabilmek için sürülerinin bir kısmını satmak zorunda kaldığı aktarıldı. Bu bölgelerin de 7 Ekim’den bu yana toprak kaybına uğradığı ifade edildi.

Muarracat topluluğundan Filistinli Bedevi Yusuf Halayfe, Ekim 2023’te İsrailli yerleşimciler tarafından topraklarından sürüldükten sonra ailesiyle birlikte Ramallah yakınlarındaki Rammun köyünün kıyısında yaşadığını Mondoweiss’a anlattı.

Halayfe, “Hayvanlarımızı nesiller boyunca yaptığımız gibi besleyip geçimimizi sağlayabildiğimiz meralarımızı kaybettik” dedi. Yerlerinden edildikten sonra, sığındıkları dar alanın tüm sürüler için yeterli olmaması nedeniyle hayvanlarının büyük bölümünü satmak zorunda kaldıklarını belirtti.

Halayfe, “Buraya taşındıktan sonra bile, daha güvende olduğumuzu düşündüğümüz yerde İsrailli yerleşimciler bize saldırmaya devam etti.” dedi ve “Gözlerimizin önünde koyunlarımızı çaldılar; geriye çok az sermaye bıraktılar.” ifadelerini kullandı.

Elinde kalan az sayıdaki hayvanı köye daha da yaklaştırmak zorunda kaldığını söyleyen Halayfe, bunun yerel köylülerle sürtüşmelere yol açtığını; küçük sürüsünün özel arazilere girerek bazı zeytin ağaçlarına zarar verdiğini aktardı.

Zeytinliklerin yok edilmesi

Ramallah’ın kuzeydoğusundaki Muğayyir köyünde, İsrailli yerleşimci şiddetinin hasat mevsiminde köyün doğu ovasını sahiplerine kapattığı belirtildi. Ardından geçen yılın ağustos ayında İsrail ordusunun, Muğayyirli bir gencin İsrail güçlerine taş attığı iddiasıyla köyü toplu cezalandırmaya tabi tuttuğu aktarıldı. Bu kapsamda ovadaki 8.000 ila 10.000 zeytin ağacının sökülüp yok edildiği, köyün zeytin üretiminin fiilen sona erdirildiği bildirildi.

Muğayyirli çiftçi Feyz Ebu Aliye, Mondoweiss’a yaptığı açıklamada, binlerce zeytin ağacının buldozerlerle yok edilmesiyle ailelerin çiftçi olarak yaşamlarının altüst olduğunu söyledi. “Ailem 450 zeytin ağacını kaybetti, geriye sadece üç ağaç kaldı; ikisi avlumda” diyen Ebu Aliye, yılda 95–100 teneke (yaklaşık 16 kilogramlık) zeytinyağı ürettiklerini; bunun önemli bir kısmını satarak yaklaşık 16.000 şekel gelir elde ettiklerini anlattı.

Geçen yıl ekim ayındaki hasatta ise yalnızca iki teneke zeytinyağı çıkarabildiğini belirten Ebu Aliye, “Kardeşlerimin her bir hanesine tüketim için 5 kilodan az düştü, satacak hiçbir şey kalmadı. Nesiller boyu üretici olduktan sonra şimdi zeytinyağı satın almak zorunda kaldık.” dedi.

Tam zamanlı çiftçi olan Ebu Aliye, zeytinliklerin bakımının geçiminin temelini oluşturduğunu; bu gelir kaynağını kaybettikten sonra başkalarının yanında çalışmak zorunda kaldığını ifade etti. Köydeki pek çok çiftçinin benzer koşullarla karşı karşıya olduğunu; ailelerini geçindirmekte ve köyde kalmakta zorlandıklarını söyledi. Hayatlarını tanımlayan pek çok şey yok olduğu için, insanların artık geleceği planlamak yerine yalnızca bulundukları yerde kalmaya odaklandığını belirtti.

Ebu Aliye, sözlerini “Köyde hayatlarımızı ve ailelerimizi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Her şeyimizi kaybetmiş olsak da yalnızca direnmeye odaklandık.” ifadeleriyle tamamladı.