İran zorlu sınavı aştı

img
İran zorlu sınavı aştı YDH

"Yaşananlar sadece bir savaş çığırtkanlığı değil, protestoların yatırıma dönüştürülerek iktidara karşı silahlı bir isyana evrilmesi hedefini güden fiili bir savaş türüydü."


Hüseyin İbrahim


YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Hüseyin İbrahim, İran'ın son dönemde yaşadığı krizin rejim için 46 yıllık tarihinin en zorlu sınavlarından biri olduğunu, ancak rejimin iç ayaklanmaları bastırarak ve dış müdahale tehditlerini savuşturarak bu süreçten sağlam çıktığını vurguluyor. İbrahim, Trump yönetiminin askeri darbeden vazgeçmesini; İran'ın iç kontrolü sağlaması, bölgesel güçlerin itirazları ve ABD'nin yeni bir bataklığa saplanma korkusu gibi faktörlerle izah ediyor.

İran'ın yaşadığı son krizin belki de en önemli yanı, İslam Cumhuriyeti'ni kuruluşundan 46 yılı aşkın bir süre sonra, hem güçlü hem de zayıf noktaları bakımından benzeri görülmemiş bir sınava tabi tutmasıydı.

Yaşananlar sadece bir savaş çığırtkanlığı değil, protestoların yatırıma dönüştürülerek iktidara karşı silahlı bir isyana evrilmesi hedefini güden fiili bir savaş türüydü.

ABD Başkanı Donald Trump'ın vazgeçtiği şey ise ülkesinin bu isyana destek vermek amacıyla düzenlemeyi planladığı saldırıydı.

Bu geri adım, bir dizi iç ve dış etkene bağlandı; ancak bunların en göze çarpanı, İranlı yetkililerin iç hareketliliği bastırmayı başarması ve ABD'nin tehdit ettiği askeri harekâtın, bu koşullar altında rejimi dışarıdan devirme veya zayıflatma girişimine dönüşmesiydi.

Batı ve İsrail medyası, geçtiğimiz günlerde bu girişimin önündeki büyük engelleri tek tek sıraladı. Her ne kadar bunlardan bazıları yanıltmaca olsa da olayların akışına dair mantıksal analizlerle örtüştüğü için birçoğu gerçeği yansıtıyor.

Körfez ülkeleri, Türkiye ve Mısır'ın Trump'a ilettiği itirazlar, İsrail'in savunma açısından hazır olmadığına dair söylenenler ve Amerikan ordusunun daha fazla zamana ihtiyaç duyması bu engeller arasında sayılabilir.

Ayrıca Rusya'nın çekincesi ve İran ile İsrail arasındaki gerilimi azaltmak için arabuluculuğa soyunması, Çin'in İran düşerse ucuz petrol kaybı yaşayacağına dair korkuları gibi başka faktörler de mevcut; zira Trump, böyle bir durumda tıpkı Venezuela'da yaptığı gibi İran petrolüne el koyup piyasa fiyatından satacağını ilan edecekti.

Tüm bu arka plan ışığında, 12 günlük savaşın arifesinde hâlihazırda var olan ABD yönetimi içindeki bölünmenin sonucu, yeni bir saldırı düzenlenmesine karşı çıkanların lehine ağır basıyor.

Zira bu durumda askeri müdahale, Trump'ın hem seçim kampanyalarında hem de başkanlık performansında en büyük sloganlarından biri olan "bu tür krizlere girmeme" ilkesiyle çelişen bir bataklığa dönüşüyor.

İran'a karşı müdahale, büyük bir askeri yığınak ve özellikle Ukrayna savaşı gölgesinde pek mümkün görünmeyen Batılı bir koalisyon gerektiriyor. Bu, nasıl başlayacağı bilinse de nasıl biteceği ve neye mal olacağı kestirilemeyen bir süreçtir.

Sonucun asla kesin olmadığı bir ortamda tüm bunlar riske atılacaktı; zira danışmanların ortaya koyduğu değerlendirmelerin tamamı, İran'daki rejimin hâlâ güçlü olduğuna ve dışarıdan bir askeri operasyonla devrilmesinin zorluğuna işaret etti.

Eğer Trump'ın, saldırıdan vazgeçmesi için kimsenin kendisini ikna etmediği, bilakis kendi kendini ikna ettiği yönündeki sözlerine inanacaksak büyük olasılıkla tehditleri protestoları teşvik etmek, şiddeti artırarak protestocular ve güvenlik güçleri arasında daha fazla can kaybına yol açmak ve belki de sınırlı ama kesin sonuç alıcı bir müdahaleye zemin hazırlamak amacıyla kasıtlı olarak savuruyordu.

Yukarıda anlatılanlar, Amerika, Batı ve İsrail'in; İran sahasına sızmak, etnik, mezhepsel veya siyasi temeller üzerinden şiddeti ve katliamları kışkırtmak için iç çelişkileri kullanan istihbarat çalışmaları dışında, İran içinde harekete geçecek fiili araçlara sahip olmadığı anlamına geliyor.

Fakat bu tür bir kışkırtma ters tepti; zira kendilerini son yıllarda yakın pek çok ülkede örneklerini gördükleri türden büyük bir kaos ve sonu gelmez etnik ve mezhepsel savaş vaadiyle karşı karşıya bulan pek çok İranlıyı provoke etti.

Bu kofluğun en belirgin göstergesi, Washington, Tel Aviv ve müttefiklerinin, kendi içinde bölünmüş muhalefete liderlik etmesi için devrik Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'yi ihraç etme girişimiydi.

Batı medyasının seferber olduğu bu girişimin dayanağı, babasının İran'ı 40 yıl yönetmiş olması ve oğlunun mevcut rejim düşerse ülkenin parçalanmasını önlemek için bu mirasa dayanabileceği fikriydi.

Ancak Pehlevi'nin oğlunun etkisizliğine dair derin kanaat, İranlıların ona duyduğu nefret ve İran'ı çevreleyen ABD müttefikleri için rahatsız edici olması gibi faktörler, Trump'ın Orta Doğu temsilcisi Steve Witkoff ile gizli bir görüşme yaptığına dair raporlara rağmen Amerikan yönetiminin en azından kamuoyu önünde onunla arasına mesafe koymasına neden oldu.

Bu bağlamda, İran'da son yaşananların, ülke yetkilileri ve halkı için tüm olumsuzluklarına rağmen faydaları da oldu. Bu süreç, İranlılara ülkelerinin güçlü ve zayıf yönlerini pratik tecrübeyle gösterdi; böylece mümkünse zayıflıkları giderme ve iktidarın hem meydan okuma hem de müzakere konusunda ne kadar ileri gidebileceğini keşfetme imkânı tanıdı.

Ayrıca Tahran, atlattığı bu sınavın ardından, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana etrafını saran, krizlerin temel sebebi olmaya devam eden ve rejim içinde de yıllardır hararetli tartışmalara konu olan boğucu yaptırımlarla başa çıkmanın en iyi yollarını belirleyebilecek.

Çeviri: YDH