Savaş öncesine dayanan yapısal sorunların, Yemen deniz ablukası ile artan toplumsal ve siyasi baskıların birleşmesiyle İsrail ekonomisini benzeri görülmemiş bir parçalanma sürecine sürüklediği ifade edildi.
YDH- Filistinli siyasi ve askeri analist Adil Şedid, Siyonist yapının ekonomisinin savaş öncesine dayanan derin bir yapısal kırılma yaşadığını söyledi.
Şedid, savaş, Yemen deniz ablukası ile artan toplumsal ve siyasi baskıların birleşmesiyle bu kırılmanın “eşi benzeri görülmemiş bir parçalanma” aşamasına girdiğini ifade etti.
El-Mesire TV’ye özel bir değerlendirmede bulunan Şedid, Siyonist ekonominin uzun süredir “ikili” bir yapıya sahip olduğunu belirtti. Buna göre, görece istikrarlı ve devlet tarafından yönetilen resmi bir sektör ile İsrail politikaları ve küreselleşme karşısında çok daha kırılgan olduğu ortaya çıkan hane halkı ya da bireysel bir ekonomi yan yana bulunuyor.
Şedid, Siyonist yapının toplumsal dokusunun “katmanlı” olduğunu, kaynakların büyük bölümünü kontrol eden üst bir kesim bulunduğunu; laik Yahudilerin ise ekonominin belkemiğini oluşturan yüksek teknoloji sektörüne hâkim olduğunu kaydetti. Ancak bu sektörden elde edilen getirilerin şirket sahipleri ve sınırlı bir iş gücü arasında yoğunlaştığını, geniş kesimlerin ise dışarıda kaldığını ifade etti.
Savaş ve Yemen ablukasının etkisi
Şedid, savaşın krizi keskin biçimde derinleştirdiğini belirterek, Yemen’in Umm el-Raşraş Limanı’na yönelik sıkı deniz ablukasının belirleyici bir şok yarattığını söyledi. Bunun yalnızca doğrudan ekonomik etkilerle sınırlı kalmadığını, aynı zamanda Siyonist yapının küresel piyasalardaki “imajı ve konumuna” ağır bir darbe vurduğunu dile getirdi.
Şedid’e göre, Siyonist projenin kuruluşundan bu yana ilk kez Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb üzerinden ithalat ve ihracat için hayati öneme sahip bir hatta gerçek bir deniz ablukası uygulanmış oldu. Bu durum, uzun süredir dile getirilen “güvenli kara, deniz ve hava koridorları” anlatısının tersine çevrilmesine yol açtı.
Şadid, bu gelişmenin Siyonist yapının küresel şirketler nezdindeki “itibarını” zedelediğini, birçok şirketin artan sigorta maliyetleri ve denizcilik riskleri nedeniyle ticari ilişkilerini yeniden değerlendirmeye başladığını söyledi. Özellikle Ensarullah’ın tehditlerinin, güzergâh kapatmaları ve gemilerin hedef alınması yoluyla fiili sonuçlara dönüşmesinin, İsrail hesaplarında yer almayan senaryoları gündeme getirdiğini kaydetti.
Ekonomik güç imajının aşınması
Şedid, Benyamin Netanyahu’nun 2009 sonrası yeniden iktidara gelmesinden bu yana Siyonist yapının ekonomiyi askeri ve siyasi güçle birlikte bir “dayanak” olarak ele aldığını belirtti. Bu ekonomik imajın aşınmasının ise bölgesel güç dengelerini değiştirdiğini söyledi.
İç yansımalarına değinen Şedid, Gazze savaşı kapsamında yüz binlerce kişinin yedek asker olarak seferber edilmesiyle on binlerce şirket ve projenin çöktüğünü, iflas ettiğini ya da kapandığını aktardı.
İsrail kurumlarının, özellikle “resmi istatistik merkezi” verilerine atıf yapan Şedid, “60 binden” fazla işletmenin faaliyetini durdurduğunu, bunun yüz binlerce aile ve çalışan üzerinde zincirleme etkiler yarattığını söyledi.
Şedid ayrıca, hane gelirlerinde “somut bir düşüş” yaşandığını; İbranice yayınlanan raporların, çok sayıda ailenin kira ya da konut kredisi ödemelerini karşılayamaz hale geldiğini gösterdiğini aktardı. Bunun da banka ve şirketlerin kontrolünü genişlettiğini ifade etti.
İç göç ve tersine göç olgusu
Şedid, yeni bir olguya dikkat çekerek, ekonomik sıkıntılar nedeniyle Yahudi ailelerin 1948 toprakları içindeki Nasıra ile Celile ve Nakab bölgeleri gibi Filistinli Arap kent ve kasabalarına taşındığını söyledi.
Şedid, 7 Ekim sonrası gerilimlere ve derin toplumsal ile güvenlik ayrımlarına rağmen bu eğilimin ortaya çıktığını belirtti. En ciddi kaygının ise işgal altındaki topraklardan yurt dışına yönelik hızlanan tersine göç olduğunu vurguladı.
Şedid, son iki yıldaki çalışmalara göre bu süreci besleyen üç ana etken bulunduğunu söyledi: Yaklaşık İsraillilerin üçte birinin temel yaşam standartlarını karşılamakta zorlandığını ortaya koyan ekonomik sıkıntılar ve “süt ve bal diyarı” anlatısının kırılganlığının açığa çıkması; Netanyahu ve ortaklarının öncülük ettiği kapsamlı hukuki ve yargısal değişiklikler; daha kısıtlayıcı, din merkezli bir yönetim modelinin uygulanması ve artan güvenlik tedbirleri.
İran senaryosu ve maliyetler
İran’la olası tırmanma senaryolarına değinen Şedid, İsrail-ABD ortaklı yeni bir askeri seçeneğin, savaşın yüksek maliyetleri nedeniyle ağır ekonomik sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Şedid, 12 gün süren bir çatışmanın ardından İsrail Emlak Otoritesi tarafından yayımlanan raporlara atıfla, konutlar, araçlar ve mülklerde meydana gelen hasarlar için 150 binden fazla tazminat talebi yapıldığını söyledi. Tek bir ağır İran füzesinin bile geniş çaplı ekonomik yıkıma yol açabileceğini vurguladı.
Şedid, askeri seçeneğin gündemde tutulmasının belirsizliği kalıcı hale getirdiğini ve toparlanmaya olan güveni aşındırdığını belirtti.
Küresel kredi derecelendirme kuruluşlarının Siyonist yapının ekonomik notunu düşürmesini de bu bağlamda değerlendiren Şedid, bunun “gerçek performans bozulmasını” yansıttığını ifade etti. Şekelin görece istikrarlı kaldığını; bunun zayıf dolar ve “Batılı ülkelerin İsrail’in mali dayanıklılığını sürdürme yönündeki kararlarıyla” desteklendiğini kaydeden Şedid, bu istikrarın sıradan İsraillilere yansımadığını, gelirlerin son iki yılda fiilen iki aylık maaşa denk bir kayıp yaşadığını ve eşitsizliğin derinleştiğini söyledi.
Şedid, servet yoğunlaşmasının “aşırı boyutlara” ulaştığını; en üst yüzde 10’luk kesimin işgal altındaki Filistin kentlerinde gelir ve varlıkların yüzde 90’ından fazlasını kontrol ettiğini, kalan yüzde 90’ın ise yüzde 10’dan daha azını paylaştığını belirtti. Bu birikimli etkinin, uzun süredir Siyonist projenin temel dayanaklarından biri olarak sunulan ekonomik gücün sınırlarını açığa çıkararak, toplumu sürekli baskı altında, kaygı ve belirsizlik içinde bıraktığını söyledi.
2023’ün sonlarından bu yana Yemen’in Kızıldeniz ve Bab el-Mendeb’de yürüttüğü deniz operasyonlarının, Siyonist yapıyla bağlantılı deniz taşımacılığını aksattığı; sigorta maliyetlerini yükselttiği ve ticaret rotalarını değiştirdiği belirtildi.
Uzayan savaş seferberliği, iç siyasi çalkantılar ve artan toplumsal denetimlerle birleşen bu baskıların, Siyonist ekonomi üzerindeki gerilimi daha da artırdığı; işletme kapanışlarını, hane halkı sıkıntılarını ve tersine göç eğilimini beslediği kaydedildi.