Tahran’daki Ebu Zer Camii’ne yönelik saldırıya ilişkin görgü tanığı anlatımları, olayın barışçıl protesto sınırlarını aşarak organize ve şiddet içeren bir isyana dönüştüğünü ortaya koydu.
YDH- Tesnim, Tahran'da bulunan Ebu Zer Camii'ne düzenlenen ve kutsal mekânı tahrip eden şiddet olaylarının iç yüzünü ortaya koydu.
Olay, başlangıçtaki barışçıl protesto taleplerinden tamamen kopmuş, organize bir isyan ve kasıtlı tahribat hareketine dönüşmüş olarak kayıtlara geçti.
Olay yerindeki iki görgü tanığının aktardıkları, yaşananları "protesto" tanımının çok ötesine taşıyan çarpıcı detaylar içeriyor.
İlk tanık, saldırganların normal hallerinde olmadığını, muhtemelen uyuşturucu veya alkol etkisinde olduklarını belirtti. Pencerelerin kırılması, kapıların tahrip edilmesinin ardından, Kur'an-ı Kerim'in avizelere vurularak aşağılanması ve cami lobisine sokulan bir motosikletin ateşe verilmesi gibi eylemler sırayla gerçekleştirildi.
Tanık, "Caminin protestoyla ne ilgisi var? Dünyan ekonomisi burada mı dönüyor?" ifadeleriyle saldırının anlamsız ve önceden planlanmış doğasına dikkat çekti.
İkinci tanık ise saldırganların silahlı ve son derece organize olduğunu vurguladı.
Colt ve Kalaşnikov marka silahlarla donatılan kişilerin, yanıcı maddelere batırılmış keçelerle yangın başlattığını, söndürme çabalarının ise darp edilerek engellendiğini aktardı. Bu detaylar, olayın sadece bir kamu düzeni ihlali değil, toplumun dini sembollerini hedef alan kasıtlı ve şiddet içeren bir saldırı olduğunu gösteriyor.
Tesnim, her toplumda sivil itaatsizlik ve politik eleştirinin meşru bir hak olduğunu ancak bu hak arayışının yasal sınırlardan çıkıp kamu mallarına, hayati altyapılara ve kutsal mekânlara yönelik tahribata dönüşmesi durumunda nitelik değiştirdiğini vurguladı.
Ebu Zer Camii örneği, tam da bu tehlikeli dönüşümü temsil ediyor. Camiler gibi toplumsal barış, ibadet ve dayanışma mekânlarına yönelik saldırılar, artık meşru bir protesto olarak değerlendirilemez. Zira gerçek protesto, halkın ortak değerlerine değil, karar alma mekanizmalarına yönelik olmalıdır.
Yaşananlar, barışçıl gösteriler ile şiddet içeren isyanlar arasındaki çizginin nasıl bulanıklaştırılabileceğini ve bazı grupların protesto ortamını istismar ederek ulusal birliği zayıflatmayı, kamu güvenini sarsmayı ve kalıcı maddi-manevi zararlar vermeyi nasıl hedeflediğini gözler önüne seriyor.