Batı’nın sessizliğinde Suudi Arabistan’da rekor infazlar

img
Batı’nın sessizliğinde Suudi Arabistan’da rekor infazlar YDH

Batı basınının ve hükümetlerinin büyük ölçüde sessiz kaldığı süreçte, Suudi Arabistan’da infaz sayılarının modern tarihinin “en yüksek” seviyelerine ulaştığı, insan hakları örgütleri tarafından bildirildi.



YDH – Bahreyn’de demokrasi ve insan haklarını destekleyen ve bu alanlarda farkındalık yaratmayı amaçlayan bağımsız sivil toplum kuruluşu Americans for Democracy & Human Rights in Bahrain’in (ADHRB) bildirdiğine göre, Suudi Arabistan’da infazlar modern tarihinde “daha önce görülmemiş bir hız ve ölçekte” sürdürülüyor.

Kuruluş, resmi açıklamalar ve “reform” iddialarının ardında, adalet sisteminin giderek “baskı, ayrımcılık ve korku aracı” haline geldiği bir tablo bulunduğunu belirtti.

Son yıllarda infazların ölçeği, hızı ve gizliliğinin “acil uluslararası dikkat” gerektirdiği ifade edildi.

İnfaz sayılarında tarihi artış

ADHRB’nin aktardığı resmi istatistiklere göre, Suudi Arabistan Ocak 2014 ile Haziran 2025 arasında en az “1.816” kişiyi idam etti. Bu infazların yaklaşık üçte birinin uyuşturucu iddialarıyla bağlantılı suçlar kapsamında gerçekleştirildiği bildirildi.

Kuruluş, uluslararası insan hakları mevzuatına göre bu tür suçların “asla ölüm cezasıyla sonuçlanmaması gerektiğini” vurguladı.

Uyuşturucu suçları nedeniyle idam edilenlerin “yüzde 75’inden fazlasının” yabancı uyruklu olduğu belirtilirken, bunun “sömürü ve eşitsizlik” örüntüsünü açık biçimde ortaya koyduğu kaydedildi.

2024 ve 2025 verileri

Raporda, her yıl durumun daha da kötüleştiği ifade edildi. 2024’te Suudi Arabistan’ın “345” infaz gerçekleştirdiği, bunun Amnesty International (Uluslararası Af Örgütü) tarafından son otuz yılı aşkın sürede kaydedilen en yüksek sayı olduğu aktarıldı.

2025’in ortasına gelindiğinde ise infaz sayısının “180’i geçtiği”, yalnızca haziran ayında en az “46” kişinin idam edildiği bildirildi. Bu infazların günde “birden fazla” olacak şekilde uyuşturucu suçlarına dayandığı belirtildi.

AFP ve insan hakları kuruluşlarına dayandırılan bilgilere göre, Suudi Arabistan’ın bir kez daha kendi rekorunu kırarak tek bir yılda “340” kişiyi idam ettiği ve sayının artmaya devam ettiği kaydedildi.

Uyuşturucu suçları ve uluslararası hukuk

ADHRB, uluslararası hukuka göre ölüm cezasının yalnızca “en ağır suçlar” için uygulanabileceğini, bu kapsamın “kasten adam öldürme” gibi fiilleri içerdiğini hatırlattı. Uyuşturucu suçlarının bu kritere uymadığı vurgulandı.

Kuruluş, geçici bir moratoryumun kaldırılmasının ardından Suudi Arabistan’ın 2022’nin sonlarında uyuşturucu bağlantılı infazlara yeniden başladığını, bunun sonucunda “üç yıldan kısa sürede 260’tan fazla” uyuşturucu bağlantılı idam gerçekleştirildiğini bildirdi.

Göçmen işçiler ve yabancı uyruklular

Raporda, göçmen işçilerin bu uygulamalardan “orantısız biçimde” etkilendiği belirtildi. Pakistan, Suriye, Ürdün, Yemen, Mısır, Nijerya, Somali ve Etiyopya vatandaşlarına yönelik çok sayıda vaka kayda geçtiği aktarıldı.

Bu kişilerin çoğunun yoksul kökenlerden geldiği, hukuki yardıma erişimlerinin sınırlı olduğu, dil engelleri yaşadıkları ve konsolosluklardan “çok az ya da hiç destek” alamadıkları ifade edildi.

Yetkililerin sıklıkla cenazeleri teslim etmediği, ailelerin yas tutma hakkından mahrum bırakıldığı ve infazlardan çoğu zaman yalnızca medya haberleri aracılığıyla haberdar oldukları kaydedildi.

İşkence, gizli yargılamalar ve ihlaller

ADHRB, işkence, zorla alınmış itiraflar ve gizli yargılamalara ilişkin “çok sayıda belgelenmiş vaka” bulunduğunu bildirdi.

Bu uygulamaların, Suudi Arabistan’ın İşkenceye Karşı Sözleşme ve ölüm cezasıyla karşı karşıya olan kişileri korumaya yönelik diğer yükümlülüklerini ihlal ettiği ifade edildi.

İfade özgürlüğü ve siyasi davalar

Kuruluş, Suudi Arabistan’ın ölüm cezasını uyuşturucu davaları dışındaki alanlarda da “ifade özgürlüğünü bastırmak” amacıyla giderek daha fazla kullandığını belirtti.

Bu kapsamda, kraliyet ailesindeki yolsuzlukları ortaya çıkardığı bildirilen gazeteci Türki el-Casir’in “Haziran 2025’te” idam edildiği aktarıldı.

El-Casir’in davasında “herhangi bir açık delil sunulmadığı”, tutuklama, gözaltı, yargılama ve infaz süreçlerinin tamamının gizli yürütüldüğü ifade edildi. Ailesine ne cenazenin teslim edildiği ne de ölüm cezası hakkında resmi bildirim yapıldığı kaydedildi.

Şii azınlık ve ayrımcılık iddiaları

Raporda, bunun münferit bir vaka olmadığı vurgulandı. Siyasallaşmış yargılamaların ardından aktivistlerin, akademisyenlerin ve şiddet içermeyen muhaliflerin, Şii azınlık mensupları da dahil olmak üzere, ölüm cezasına çarptırıldığı ya da idam edildiği bildirildi.

Şii Müslümanların nüfusun yaklaşık “yüzde 10–12’sini” oluşturmasına karşın, “terörle bağlantılı infazların yüzde 40’ından fazlasının” bu gruba yönelik olduğu ifade edilerek, bunun “kurumsallaşmış önyargı ve siyasi zulüm” göstergesi olduğu belirtildi.

“Sistematik ve kronik ihlaller”

ADHRB, Suudi Arabistan’daki infaz dalgasının “ayrımcı, gizli ve zorlayıcı” bir hukuk sistemini açığa çıkardığını bildirdi. Bu durumun münferit hatalardan ziyade “kronik ihlaller” anlamına geldiği vurgulandı.

Kusurlu yargılamalar, işkenceyle alınmış itiraflar ve muğlak suçlamalar sonrasında gerçekleştirilen infazların “yaşam hakkını ciddi biçimde ihlal ettiği” ifade edildi.

Kuruluş, uluslararası toplumun “sözlü kınamaların ötesine geçmesi gerektiğini” belirterek, geri dönüşü olmayan ölüm cezasının siyasallaşmış bir sistemde “bir terör silahına dönüştüğünü” kaydetti.

Uzmanlar, Batı medyasının İran’a yönelik insan hakları ihlallerinde son derece “hassas” bir dil kullanmasına karşın, Suudi Arabistan’daki infazlar ve sistematik ihlaller karşısında büyük ölçüde sessiz kaldığına dikkat çekti.

İnsan hakları örgütleri ve medya analizlerine göre, bu durumun temelinde etik kaygılardan ziyade “jeopolitik önceliklerin” yer aldığı belirtildi.

İran’ın Batı için “stratejik bir rakip” olarak konumlandırıldığı, Suudi Arabistan’ın ise enerji, silah ticareti ve bölgesel ittifaklar nedeniyle “müttefik” olarak görüldüğü; bu nedenle benzer ihlallerin farklı editoryal muameleye tabi tutulduğu ifade edildi.

Uzmanlar, Batı basınında İran söz konusu olduğunda “ahlaki alarm” dili öne çıkarken, Suudi Arabistan için “reform süreci”, “kültürel bağlam” ve “tartışmalı uygulamalar” gibi yumuşatıcı ifadelerin tercih edildiğini kaydetti.

Americans for Democracy & Human Rights in Bahrain (ADHRB), Amnesty International ve AFP verilerine dayanan raporlarda, Suudi Arabistan’ın son yıllarda modern tarihinin en yüksek infaz sayılarına ulaştığına rağmen bunun Batı medyasında “süreklilik kazanan bir kriz anlatısına dönüşmediği” bildirildi.

Medya araştırmacıları, Suudi Arabistan’ın Batı’daki think-tankler, kültürel projeler ve reklam bütçeleri üzerinden kurduğu ilişkilerin doğrudan sansürden çok “öz-sansür” yarattığını, haberlerin manşetleşmediğini ve kamuoyunda kalıcı bir gündem oluşturmadığını belirtti. Bu yaklaşımın “seçici insan hakları gazeteciliği” ürettiği vurgulanırken, insan hakları ihlallerinin aktöre göre değil, politik konuma göre görünür kılındığı ifade edildi.