Direniş Ekseni'nden eş zamanlı savaş mesajı

img
Direniş Ekseni'nden eş zamanlı savaş mesajı YDH

ABD’nin İran’a yönelik olası saldırı tehditleri sürerken, Hizbullah, Yemen ve Irak’taki direniş güçlerinden gelen eş zamanlı mesajlar, Tahran’ın hedef alınmasının bölge genelinde çok cepheli bir savaşı tetikleyebileceğine işaret etti.



YDH- ABD’nin İran’a yönelik olası bir saldırı ihtimaline dair tehditlerinin tırmandığı bir dönemde, Tahran’ın bölgesel müttefiklerinin tutumları da hız kazanıyor.

Bu tutumlar, İran’ın hedef alınmasının yalnızca kendi coğrafi sınırlarıyla sınırlı kalmayacağını, aksine çok cepheli ve daha geniş bir bölgesel çatışmanın kapısını aralayabileceğini ortaya koyuyor.

Bölgedeki direniş hareketleri tarafından eş zamanlı olarak yayımlanan siyasi ve askeri mesajlar, olası bir tırmanmaya karşı hazırlık düzeyini yansıtırken, herhangi bir “ABD-İsrail askeri macerasının” maliyetinin bölgesel nitelikte olacağına işaret ediyor.

Hizbullah’tan açık uyarı

Bu bağlamda Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Ali Hamenei’yi hedef alan herhangi bir tehdide karşı sessiz kalamayacaklarını vurguladı.

Kasım, Hizbullah’ın yaşanan gelişmelerle doğrudan ilgili olduğunu ve savunma konusunda kararlı bulunduğunu belirtirken, müdahalenin biçimi ve zamanlamasını sahadaki gelişmelere göre belirleme hakkını saklı tuttuklarını ifade etti.

Yemen cephesinden sahaya yansıyan mesajlar

Yemen’de ise Tahran’a destek veren siyasi tutum, sahadaki mesajlarla eş zamanlı olarak ortaya kondu.

Yemen savaş medyası, Aden Körfezi’nde bir İngiliz petrol tankerinin hedef alındığı operasyona ait görüntüler yayımladı. Bu adım, deniz ablukasının kapsamının genişlediğine ve füze kabiliyetlerinin geliştiğine dair göstergeler taşıdı.

Bu gelişme, Sanaa’nın İran’la yaşanabilecek bir çatışmanın seyrine bağlı olarak şekillenecek herhangi bir bölgesel caydırıcılık denklemine dahil olmaya hazır olduğuna işaret etti.

Irak’tan sert açıklamalar

Irak’ta ise Ketaib-i Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi, örgütünün İran’ın yanında “darlıkta ve bollukta” durduğunu açıkladı.

Hamidavi, ABD’yi İran’a karşı bir savaşın “bir gezinti olmayacağı” ve maliyetinin son derece ağır olacağı konusunda uyardı.

Seyyidü’ş-Şüheda Tugayları da İran İslam Cumhuriyeti’ne destek tutumunu yineleyerek, Irak makamlarını ülke hava sahasının olası herhangi bir saldırıda kullanılmasını engellemeye çağırdı ve bu konuda ulusal ve hukuki sorumluluklarına dikkat çekti.

Bedir Örgütü İdeolojik Rehberlik Ofisi tarafından pazartesi günü yapılan açıklamada da İran İslam Cumhuriyeti’nin “ABD-İsrail kibrine” karşı yürüttüğü mücadeleye kayıtsız şartsız destek verildiği bildirildi.

Açıklamada, Tahran yönetiminin karşı karşıya olduğu baskı ve tehditlerin münferit ya da geçici nitelik taşımadığı ifade edildi.

Lübnanlı analistlerin değerlendirmesi

El-Meyadin’in bildirdiğine göre, Lübnan sahnesine ilişkin değerlendirmede bulunan uluslararası ilişkiler araştırmacısı Muhammed Hasan Suveydan, Hizbullah’ın olası müdahalesinden kaynaklanan asıl tehlikenin hareketin kendisinden değil, çatışmanın topyekun bir savaşa dönüşmesi halinde bölgede ortaya çıkabilecek kaostan kaynaklandığını belirtti.

Suveydan’a göre direniş güçlerinin herhangi bir hamlesi, İran’a destek olarak değil, hegemonyayı ve sömürgeciliği reddeden bir projeyi savunma çerçevesinde okunmalı. Zira İran İslam Cumhuriyeti’nin hedef alınması, bu hattın temel dayanağının vurulması anlamına geliyor.

Suveydan ayrıca, Hizbullah’ın müdahalesinin çatışmanın maliyetini yükselteceğini ve kapsamını genişleteceğini, böylece ABD destekli İran-İsrail karşıtlığının ötesine geçerek bölgedeki tüm sahalara yayılacağını ifade etti.

Şeyh Naim Kasım’ın son konuşmasının tüm seçenekleri açık bıraktığına dikkat çeken Suveydan, bu senaryoların ABD ve İsrail’in askerî faaliyet düzeyi ile İran’ın karşılık verme kapasitesine göre değişebileceğini vurguladı.

Suveydan, herhangi bir varoluşsal çatışmanın yalnızca İran’la sınırlı kalmayacağını, özgürleşme fikrinin kendisini hedef alacağını ve bunun tüm direniş güçlerini tam kapsamlı bir çatışmaya sürükleyebileceğini kaydetti.

Suveydan, Hizbullah’ın olası müdahalesinin öncelikle Lübnan’ın, ikinci olarak da bölge halklarının çıkarlarını savunma amacı taşıyacağını belirterek, bunun “ABD’nin ve İsrail’in bölgeye dayatmak istediği karanlık dönemin önüne geçme” çabası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Iraklı yorumcular: Yeni bir eşik

Irak perspektifinden değerlendirme yapan yazar ve gazeteci Zahir Musa, Hizbullah Tugayları Genel Sekreteri Hamidavi’nin açıklamasının mezhepsel sınırları aşan niteliksel bir tırmanışı temsil ettiğini belirtti.

Musa, açıklamanın yalnızca Şiilere değil tüm Iraklılara hitap ettiğini ve İran İslam Cumhuriyeti’nin Müslüman davalarına kırk yılı aşkın süredir verdiği desteği hatırlattığını aktardı.

Musa, söz konusu açıklamanın savunma amaçlı cihat fetvalarının gündeme gelmesinin önünü açabileceğini, bunun da “İran’ı mazlumların korunmasında bir dayanak olarak konumlandıran daha geniş çaplı bir çatışmaya” yol açabileceğini ifade etti.

Bu dönüşümün, sınırlı operasyonları aşan ve varoluşsal nitelik taşıyan alışılmışın dışında bir çatışmaya hazırlığı yansıttığını belirten Musa, Irak içindeki saflaşmanın siyasi destek ile sahadaki fiili katılım arasında değişkenlik gösterebileceğini kaydetti.

Musa’ya göre, Irak’ın istikrarı ve ekonomik başarısı, İran’ın onlarca yıldır sağladığı stratejik derinlikle doğrudan bağlantılı.

Yemen’den “tarafsızlık yok” mesajı

Yemen özelinde konuşan Ensarullah Hareketi Siyasi Büro üyesi Muhammed el-Ferah, İran’a yönelik olası herhangi bir saldırıyı, devlet ve coğrafya sınırlarını aşan bir çerçevede değerlendirdi.

Ferah, bunun tüm İslam ümmetine yönelik bir saldırı ve devlet egemenliği ile uluslararası hukukun açık bir ihlali anlamına geleceğini söyledi.

Ferah’a göre, İran’ın hedef alınması, Afganistan’a yönelik saldırı sonrasında yaşananlara benzer şekilde, sonuçları bölgenin tamamına yayılacak açık uçlu bir tırmanma sürecinin başlangıcı niteliği taşıyor.

Bu yaklaşım çerçevesinde Ferah, Yemen’in tarafsızlık konumunu reddettiğini, kendisini direniş ve cihat ekseninin asli bir parçası olarak gördüğünü ve gerek Yemen’e yönelik doğrudan bir saldırı gerekse eksendeki diğer taraflara karşı olası hamlelere karşı tam hazırlık içinde olduklarını açıkladı.

Aynı zamanda Ferah, İran ve müttefiklerinin güçlü ve sınırsız bir karşılık verme kapasitesine sahip olduğuna olan güvenini dile getirdi. F

erah, herhangi bir çatışmanın sembolik olmayacağını; aksine İsrail’i, ABD üslerini, ABD savaş gemilerini ve ABD’nin deniz yolları ile çıkarlarını hedef alabileceğini, bunun da ABD hegemonyasını kırabilecek “acı verici seçenekler” kapsamında değerlendirildiğini belirtti.

Batılı merkezlerden bölgesel savaş uyarısı

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Batılı ve bölgesel düşünce kuruluşları İran’a yönelik herhangi bir savaşın geçici bir olay olmayacağı, aksine Batı Asya’nın tamamının çehresini yeniden şekillendirecek bir kırılma anı olacağı uyarısında bulunuyor.

ABD merkezli Savaş Çalışmaları Enstitüsü’nün (ISW) verilerine göre, ABD ile İran arasındaki mevcut gerilimler tek bir saldırıyla sınırlı kalmayacak uzun süreli bir çatışmaya dönüşebilir.

Uzmanlar göre, bu durum, İran’ın Körfez’de ve daha geniş bölgede ABD ve İsrail hedeflerine yönelik misillemelerini tırmandırma riskini beraberinde getiriyor ve çok cepheli bir bölgesel krize dönüşme ihtimalini yansıtıyor.

İsrail merkezli “ynetnews” sitesi ise İran’a yönelik olası bir saldırının bölgede yaygın istikrarsızlıklara yol açabileceğine, çatışmaların tırmanmasına, petrol fiyatlarının yükselmesine ve siyasi ile askerî nüfuz haritalarının yeniden çizilmesine neden olabileceğine dikkat çekti.

Site, yeni bölgesel aktörlerin sürece dahil olmasının ve karşılıkların kapsamının genişlemesinin de ihtimal dahilinde olduğunu vurguluyor.

Reuters dahil çeşitli raporlar da herhangi bir saldırının “İran’ı ABD’nin bölgedeki üsleri ve ortakları ile ‘İsrail’i hedef alan güçlü bir karşılığa itebilecek kapsamlı bir savaşa dönüşebileceği” uyarısında bulundu.

Bu değerlendirmeler, İranlı resmi yetkililerin, her türlü saldırının “tam teşekküllü bir savaş” olarak ele alınacağı yönündeki açıklamalarıyla birlikte aktarıldı.

Petrol piyasaları ve küresel etkiler

Buna ek olarak, ekonomik raporlar küresel petrol piyasalarının bu tür gelişmelere hızla tepki verdiğini ortaya koydu.

Daha önce ABD-İsrail saldırılarının ardından petrol fiyatlarında belirgin artışlar yaşandığına dikkat çekilirken, analistler gerilimin sürmesi halinde üretim ve ihracatta aksama risklerinin artabileceği ve bunun küresel ekonomi üzerinde doğrudan etkiler yaratabileceği uyarısında bulundu.