Batı’da Filistin’i savunmak artık suç

img
Batı’da Filistin’i savunmak artık suç YDH

Batı ülkelerinde Filistin haklarını savunan gazeteci, akademisyen ve aktivistlere yönelik baskıların arttığı, gözaltı, soruşturma ve sansür uygulamalarının yaygınlaştığı belirtildi.



YDH- Electronic Intifada’nın kurucularından gazeteci Ali Ebunime, tam bir yıl önce İsviçre’nin Zürih kentinde sivil polisler tarafından sokaktan alıkonulduğunu, işaretsiz bir araca bindirilerek cezaevine götürüldüğünü aktardı.

Ebunime, İsviçreli aktivistlerin Gazze’deki İsrail saldırılarını ele almak üzere düzenlediği bir etkinlikte konuşma yapmak için davet edildiğini, gözaltına alındığı sırada ev sahiplerinden biriyle birlikte etkinliğin düzenleneceği mekâna doğru yürüdüğünü belirtti.

“Gözaltım geriye dönük gerekçelendirilmeye çalışıldı”

Gözaltında tutulduğu süre boyunca İsviçre istihbarat görevlilerinin, avukatı olmaksızın kendisini sorgulamaya çalıştığını ifade eden Ebunime, yakın zamanda İsviçreli akademisyen Pascal Lottaz’a verdiği mülakatta bunun “tutuklamayı geriye dönük olarak meşrulaştırmaya dönük bir girişim” olduğunu söyledi.

Üç gün süren gözaltının ardından kelepçelenerek polis aracına bindirildiğini, havaalanına götürüldüğünü ve ülkeden sınır dışı edildiğini aktaran Ebunime, söz konusu operasyonun kendisinin İsrail’in Gazze’deki suçlarına dair kamuya açık etkinliklere katılmasını engelleme amacını taşıdığını kaydetti. Ancak bu girişimin kendisini sindirmeyi ya da susturmayı başaramadığını vurguladı.

Mahkeme: Gözaltı anayasaya ve AİHS’ye aykırı

Ebunime, Aralık ayında Zürih İdare Mahkemesi’nin, gözaltı işleminin hem İsviçre Anayasası’na hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğuna hükmettiğini bildirdi.

Ayrıca, İsrail bağlantılı olduğu belirtilen ve daha sonra parlamenter bir soruşturma tarafından operasyon emrini veren yetkili olarak tanımlanan polis yetkilisi Nicoletta della Valle hakkında da suç duyurusunda bulunduğunu aktardı.

“Bu münferit bir olay değil”

Ebunime, yaşadıklarının istisnai olmadığını belirtti.

Ebunime, bunun Batı olarak adlandırılan ülkelerde İsrail’in suçlarını ifşa eden ya da Filistin haklarını savunan gazeteci, öğrenci ve aktivistleri susturmaya yönelik genişleyen bir kampanyanın parçası olduğunu ifade etti.

ABD’de devam eden tutukluluk: Leqaa Kordia vakası

Ebunime, en çarpıcı örneklerden birinin, Columbia Üniversitesi’ndeki protestolarla bağlantılı olarak ABD federal gözaltısında tutulmaya devam eden son kişi olan Filistinli Leqaa Kordia olduğunu aktardı.

13 Mart’ta New Jersey’de ICE merkezine rutin bir kontrol için gittiğini düşünen Kordia’nın, bunun yerine Teksas’taki bir gözaltı merkezine, ailesinden yaklaşık 2 bin 400 kilometre uzağa götürüldüğü bildirildi.

Kordia’nın USA Today için kaleme aldığı yazıya yer veren Ebunime, gözaltı koşullarının “pis, aşırı kalabalık ve insanlık dışı” olduğunu aktardı.

Kordia’nın aylarca “tekne” olarak adlandırılan plastik bir kabuk içinde, hamam böcekleri arasında ve yalnızca ince bir battaniyeyle uyuduğu belirtildi.

Helal yemek bulunmaması nedeniyle ciddi kilo kaybı yaşadığını belirten Kordia, yine de kendisini “şanslılardan biri” olarak gördüğünü ifade etti.

Kordia’nın, hukuki temsil imkânı olmayan, diyabet ya da terminal kanser hastası ya da tekerlekli sandalyeye mahkûm çok sayıda kadınla aynı koğuşta bulunduğunu yazdığı aktarıldı.

Mahkeme kararları uygulanmıyor

Bir göçmenlik yargıcının Kordia’nın serbest bırakılmasına iki kez karar verdiği, ancak Trump yönetiminin bunu “belirsiz bir usul boşluğu” kullanarak engellediği bildirildi. Bu uygulamanın halen federal mahkemelerde tartışıldığı ve birçok mahkemenin bunu anayasaya aykırı bulduğu aktarıldı.

Eylül ayında ABD Federal Yargıcı William G. Young’ın, Filistin’e destek faaliyetleri nedeniyle yabancı uyruklu öğrenci ve akademisyenlerin tutuklanması ve sınır dışı edilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmettiği hatırlatıldı. Young’ın geçtiğimiz hafta ise yetkililerin ifade özgürlüğünü bastırmak için “anayasaya aykırı bir komplo” yürüttüğünü tespit ettiği kaydedildi.

Avrupa’da da baskı artıyor

Avrupa’da da benzer bir tablo bulunduğunu belirten Ebunime, Fransa’nın Nice kentinde aktivist grup Nice to Gaza’nın kurucusu Amira Zaiter’in “antisemitik” paylaşımlar gerekçesiyle 15 ay hapis cezasına çarptırıldığını aktardı.

Zaiter’in, İsrail ordusunda görev yapmış Fransız vatandaşı Illan Choukroune’u “soykırımcı” olarak nitelendirdiğini kabul ettiği ve mahkemede bu ifadeyi kullanmaya devam edeceğini söylediği bildirildi.

Kasım 2024’te sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alındığı belirtilen Zaiter’in, daha önce de altı ay hapis ve para cezasına çarptırıldığı aktarıldı.

Almanya, Avustralya ve Britanya’da baskı

Birleşmiş Milletler uzmanlarının Ekim ayında Almanya’ya, Filistin’le ilgili ifade ve eylemleri kriminalize etmeyi durdurma çağrısı yaptığı hatırlatıldı.

Uzmanların, Almanya’da Filistin dayanışmasına yönelik “süregelen polis şiddeti ve bastırma politikalarından” duydukları endişeyi dile getirdiği belirtildi.

Ebunime, 2024’te Alman makamlarının, Almanya’da düzenlenen bir konferansa internet üzerinden katılması hâlinde bir yıla kadar hapis ve para cezasıyla tehdit ettiğini, buna rağmen konuşmayı gerçekleştirdiğini aktardı.

Avustralya’da ise Bondi Beach saldırısı sonrasında çıkarılan “nefret söylemi” yasalarının Filistin dayanışmasını hedef aldığı, bu düzenlemelerin devletin ifade ve protesto üzerindeki yetkilerini ciddi biçimde genişlettiği kaydedildi.

Britanya’da Filistin Action adlı grubun “terör örgütü” ilan edilmesinin ardından, Filistin’i destekleyen pankartlar taşıyan kişilerin düzenli olarak gözaltına alındığı, buna karşın “soykırımı destekliyorum” yazılı pankartların cezasız kaldığı belirtildi.

Sansür ve medya kontrolü

Ebunime, baskı sürecinin genişleyen sansür mekanizmalarıyla eş zamanlı ilerlediğini ifade etti.

TikTok’un Larry Ellison’a bağlı bir gruba zorla satılmasının tamamlandığını, Ellison ailesinin CBS News’i de devraldığını aktardı.

Ayrıca, İsrail lobisiyle bağlantılı Anti-Defamation League’in başkanı Jonathan Greenblatt’ın, sol grupları ve Filistin dayanışma hareketlerini “izleme ve dağıtma” çabalarını FBI’a rapor etme planlarını dile getirdiği görüntülerin ortaya çıktığını belirtti.

Ebunime, tüm bu uygulamaların, demokrasi, ifade özgürlüğü ve insan haklarını savunduğunu iddia eden hükümetler tarafından yürütüldüğünü; ancak bu değerlerin, “soykırımcı bir apartheid yerleşimci yapıyı korumak uğruna” kolaylıkla feda edildiğini ifade etti.