Amerika, İran üzerinde hangi modeli 'deneyecek'?

img
Amerika, İran üzerinde hangi modeli 'deneyecek'? YDH

‘’Direniş Ekseni’nin hiçbir bileşeni veya İran Silahlı Kuvvetleri tam bir çöküş yaşamamıştır; aksine bu birimlerin çoğu stratejilerini değiştirmiş, hasarlarını onarmış ve hatta bazı durumlarda eskisinden daha hazır hale gelmişlerdir.‘’



YDH- Muhallil'de yer alan analiz,  ABD liderliğindeki Batılı güçlerin İran’ı çökertmek için hangi "yıkım modelini" esas aldığını tartışıyor; Sovyetler Birliği’nin ideolojik/ekonomik çöküşü, Libya’nın silahsızlandırılarak tasfiyesi ve Irak’ın yıpratılarak işgal edilmesi süreçlerini karşılaştırıyor. 

Analizciler arasında, ABD’nin İran üzerinde hangi modeli uyguladığına dair süregelen bir tartışma mevcuttur: Sovyet modeli mi, Irak modeli mi, yoksa Libya modeli mi?

Gerçek şu ki; bu üç model arasındaki genel benzerliklerin ötesinde, içinde bulunduğumuz hibrit savaşta karşı karşıya olduğumuz karmaşıklığın temelinde, savaşın bizim zafiyetlerimiz üzerine tasarlanmış olması yatmaktadır.

Bir başka ifadeyle mevcut savaş, başka bir ülkeye değil, doğrudan İran toplumunun kodlarına özel olarak kurgulanmıştır.

Bununla birlikte, içinde bulunduğumuz mevcut konjonktürde düşmanın, İran üzerinde her şeyden ziyade "Irak Modeli"ni uygulama eğiliminde olduğu görülmektedir.

Nitekim düşman düşünce kuruluşlarının hesaplamalarına göre; Direniş Ekseni’ne karşı gelişen ve 12 Gün Savaşı ile sonuçlanan 2024-2025 yılı olayları, Birinci Körfez Savaşı ile benzer bir işleve sahiptir.

Hatırlanacağı üzere o dönemde Saddam’ın Kuveyt’ten geri püskürtülmesinin ardından, Baas rejimini maksimum düzeyde yıpratmak ve Irak ekonomisini "Gıda Karşılığı Petrol" noktasına getirmek amacıyla bir dizi ekonomik, siyasi ve güvenlik aracı devreye sokulmuş; süreç, Saddam’ın füzelerini dahi teslim etmeye razı olduğu bir aşamaya evrilmişti.

Bugün de 12 Gün Savaşı sonrasında düşmanın; nükleer, füze ve bölgesel silahsızlanma tekliflerini askerî savaş gölgesinde masada tutmaya devam ederken, ülkeyi her alanda maksimum yıpranmaya ve ekonomik-sosyal bir çöküşe sürüklemeye çalıştığı gözlemlenmektedir.

Ancak Baas Irak’ı ile İran İslam Cumhuriyeti arasında derin farklar bulunmaktadır:

Birincisi; her iki nizam arasında siyasi açıdan, detaylı açıklamaya bile gerek duymayacak kadar belirgin farklar mevcuttur. Bu farklar; seçimlerin varlığı ve dini demokrasiden, Velayet-i Fakih makamına, istiklal ve özgürlük unsurlarına kadar uzanmaktadır.

İkincisi; Birinci Körfez Savaşı, Saddam ordusunun Kuveyt’ten tamamen geri çekilmesiyle ve savaş makinesinin telafi edilemez ağır hasarlar almasıyla sonuçlanmış, koalisyon güçleri ise ciddi bir zarar görmemişti. 1403 yılındaki olaylarda ve "12 Gün Savaşı"nda ağır darbeler alınmış olsa da, düşman cephesine de derin ve etkili darbeler indirilmiştir.

Ayrıca Beşşar Esad hükümeti hariç, Direniş Ekseni’nin hiçbir bileşeni veya İran Silahlı Kuvvetleri tam bir çöküş yaşamamıştır; aksine bu birimlerin çoğu stratejilerini değiştirmiş, hasarlarını onarmış ve hatta bazı durumlarda eskisinden daha hazır hale gelmişlerdir.

Üçüncüsü; düşman, tüm nefes borularını keserek ve içerideki iş birlikçileri aracılığıyla yapay bir kıtlık oluşturarak bizi yeniden "Gıda Karşılığı Petrol" noktasına çekmeye çalışmaktadır. Oysa bu proje 1398 (2019) yılında test edilmiş ve başarısız olmuştur. Dahası, İran ve Irak’ın ekonomik kapasiteleri kıyaslanamaz düzeydedir ki bunun zirvesi pandemi döneminde ve "12 Gün Savaşı" sürecinde açıkça görülmüştür.

Dördüncüsü; düşman, ülkedeki son terör olaylarından yola çıkarak "Şaban Ayı Ayaklanması" (1991 Irak ayaklanmaları) sonrası olaylara benzer bir model inşa etmek istemektedir. O dönemde Irak rejiminin iç toplumsal sermayesi ve uluslararası itibarı hedef alınmış, bu da yeni bir dış müdahale için zemin hazırlamıştı. Bu konuda da düşman bir hesap hatası içindedir; zira istihbarat servislerinin İran toplumu hakkındaki öngörülerinin her zaman hatalı olduğu kanıtlanmıştır.

Beşincisi; ülkedeki mevcut güç dizilimi dikkate alındığında düşman, bizim kendi ellerimizle silahsızlanmamızı veya teslim olmamızı ancak rüyasında görebilir.

Altıncısı; Birinci ve İkinci Körfez Savaşları arasında on yıldan fazla bir zaman dilimi vardı. Düşman, küresel jeopolitik ve jeoekonomik savaşlar nedeniyle artık böyle bir zamana sahip olmadığını bilmektedir; bu durum bazı hamlelerinden de açıkça anlaşılmaktadır.

Yedincisi ve son olarak; Amerikalılar, kimlerin zarif bir istihbarat tasarımıyla hangi oyunun içine girerek Saddam’ı devirdiğini unutmamalıdır. Doğal olarak, oyun kurucunun tasarladığı bir oyunu, aynı oyun kurucu üzerinde uygulayıp başarılı olmayı bekleyemezsiniz.

Çeviri: YDH