Lübnan'da Cumhurbaşkanı Aun ve Başbakan Selam döneminde, Filistin mülteci kamplarının tamamen tasfiye edilmesini öngören dış kaynaklı projelerin hız kazandığı bildirildi.
YDH - Amerikan ve Suudi vesayeti altındaki Lübnan makamları, Filistin varlığını müstakil bir olgu olmaktan çıkarmak amacıyla baskılarını sürdürüyor.
"Silahsızlandırma" aşamasının ardından kampların tamamen dağıtılmasını hedefleyen projeler, Filistinli toplulukların birliğini bozmayı ve Lübnan anayasasına aykırı olan "tavtin" (yerleşiklik) programını fiilen hayata geçirmeyi amaçlıyor.
Cumhurbaşkanı Jozef Aun ve Başbakan Nevaf Selam hükümetinin, mültecilerin temel insani haklarını sağlamak yerine, İsrail'in güvenliğine hizmet eden dış ajandaları uyguladığı görülüyor.
Ramallah yönetiminin İsrail ile yürüttüğü güvenlik koordinasyonu, ABD ve Suudi Arabistan'ın desteğiyle Lübnan sahasına da taşınmış durumda.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın oğlu Yasir Abbas, Lübnan dosyasını yatırım odaklı bir yaklaşımla yönetiyor. Abbas'ın, "FKÖ haklarını geri kazanma" adı altında, örgüte ait gayrimenkul ve varlıkları nakde çevirerek Ramallah yönetimine bağlı özel bir fona devrettiği iddia ediliyor.
Ancak Ramallah yönetimindeki iç çekişmeler ve Yasir Abbas ile Hüseyin el-Şeyh arasındaki görüş ayrılıkları, bu sürecin Lübnan ayağında aksamalara neden oluyor.
Feth hareketi, Lübnan devletine kamplardaki silahlarını teslim ettiğini açıklasa da, teslim edilen mühimmatın asıl güvenlik riskini oluşturan teçhizat olmadığı belirtiliyor.
Beddavi, Şatila ve Ayn el-Hilve kamplarında devam eden silahlı çatışmaların faillerinin çoğunun Filistin yönetimine bağlı güvenlik birimleri olduğu ortaya çıkmasına rağmen, Lübnan devletinin ciddi bir kovuşturma yürütmediği kaydediliyor.
Hatta bazı Filistinli güvenlik yetkililerinin kamplardaki baskı operasyonlarında Lübnan Ordu İstihbaratı'nın adını kullanarak operasyon yaptığı, bu durumun askeri liderlikte rahatsızlık yarattığı ifade ediliyor.
El-Ahbar gazetesinde yer alan haberde, Lübnan-Filistin Diyalog Komitesi Başkanı Büyükelçi Ramiz Dımeşkiye'nin, "ortak bir çalışma kağıdı üzerinde anlaşılamadığı" gerekçesiyle, Feth dışındaki tüm grupları kapsayan "Filistin İstişare Toplantısı" ile diyaloğu askıya aldığı bildirildi.
Bu adım, Lübnan ve Ramallah yönetimlerinin Filistinli grupları tek tek ele alma ve özellikle Hamas'ı diğer güçlerden izole ederek kuşatma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
Fakat Fransız bir arabulucu kuruluşun müdahalesiyle İstişare Toplantısı üyeleri ortak bir çalışma kağıdı üzerinde anlaşarak Selam hükümetine sundu.
ABD, Suudi Arabistan ve bazı Avrupa ülkelerinin (Fransa, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık), 1701 sayılı karar kapsamında Litani Nehri'nin güneyindeki kamplar üzerinde tam kontrol sağlanması için Lübnan'a baskı yaptığı belirtiliyor.
Eş zamanlı olarak İsrail, kamplarda Hamas veya Cemaat-i İslami unsurları bulunduğu iddiasıyla operasyon tehdidinde bulunuyor. Lübnan hükümetindeki bazı çevrelerin, saha incelemeleri aksini kanıtlamasına rağmen bu iddiaları gerçek kabul ederek hareket etmesi dikkat çekiyor.
Öte yandan Filistinli kaynaklar, Suriye'deki rejim değişikliğinin ardından Lübnan'a herhangi bir silahlı grubun girmediğini teyit ediyor.
Şu anki temel tartışma konusunun, Suriye'deki vekalet savaşı sırasında Lübnan'a göç eden Yermuk Kampı sakinlerinin geri dönüşü ve Katar'ın bu kampın yeniden inşasını üstlenmesi olduğu ifade ediliyor.