ABD'nin İran'a yönelik 'bileşik baskı' üçgeni

img
ABD'nin İran'a yönelik 'bileşik baskı' üçgeni YDH

Washington’un İran’a yönelik sergilediği uzlaşmacı ve tehditkâr tutumun çelişki değil, bilinçli bir "bilişsel harp" stratejisi olduğu vurgulanırken; İsrail’in de maksimalist taleplerle müzakere tavanını yükselterek süreci sabote etmeye çalıştığı belirtiliyor.




YDH- Nur haber ajansına göre, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik son dönemdeki tutumu, ilk bakışta "çelişkili mesajlar" gibi görünse de, derinlemesine bir analiz bu durumun titizlikle tasarlanmış bir "bileşik baskı stratejisi" olduğunu ortaya koyuyor.

Washington, bir yandan nükleer meseleyle sınırlı ve adil bir müzakereye hazır olduğu sinyalini verirken, diğer yandan bölgedeki askeri varlığını tahkim ederek üst düzey tehdit dilini keskinleştiriyor.

Washington’un bu hibrit yaklaşımı, saf bir diplomatik çabadan ziyade bilişsel harp tekniklerini içeren bir güç gösterisine dayanıyor. Diplomatik kanalları açık tutarak küresel kamuoyunu yöneten ABD, eş zamanlı olarak askeri tehditler savurarak Tahran üzerindeki pazarlık gücünü artırmayı hedefliyor.

Nur'a göre, bu stratejinin temel amacı, İran’ı algısal bir dengesizliğe sürüklemek ve "anlaşmama maliyetini", "dayatılan sınırlı anlaşmanın maliyetinden" daha yüksek göstermek; böylece Tahran’ın, baskı altında bir müzakere masasına oturması hedefleniyor.

Bu karmaşık denklemde İsrail, tansiyonun ivmesini artıran belirleyici bir aktör olarak konumlanıyor.

Tel Aviv, son yıllarda kamuoyu önünde sessiz kaldığı anlarda dahi, operasyonel ve istihbari nüfuzunu kullanarak Washington’un politika yapım süreçlerini daha sert bir zemine taşımayı sürdürüyor.

İranlı karar alıcıların perspektifinden İsrail, yalnızca sahada yıkıcı eylemler gerçekleştiren bir güç değil, aynı zamanda Washington’un İran ajandasını radikalleştiren stratejik bir katalizör işlevi görüyor.

Washington’un resmi söylemi nükleer odaklı bir çerçeve çizerken, İsrail güdümlü politika çevreleri gündemi İran’ın balistik füze programı ve bölgesel nüfuzuna kadar genişletmeye çalışıyor. Gazetecilik literatüründe "müzakere tavanını yükseltmek" olarak tanımlanan bu hamle, uzlaşı maliyetini artırarak görüşmelerin başarısızlığa uğrama ihtimalini kuvvetlendiriyor.

Pazarlık mantığına göre gündem ne kadar genişletilirse, tarafların ortak bir paydada buluşması o denli imkansız hale getiriliyor.

Sonuç olarak ABD, bölgesel müttefiklerine "sert seçeneklerin masada olduğu" güvencesini verirken, Tahran’ı psikolojik bir kuşatma altına almaya çalışıyor. Ancak diplomasi ile askeri tehdidin bu denli iç içe geçmesi, Washington’un niyetine dair samimiyet sorgulamalarını beraberinde getiriyor.

İran ise bu çok katmanlı baskı döngüsünü, ulusal egemenlik haklarını ve direniş doktrinini merkeze alan stratejik bir farkındalıkla takip etmeyi sürdürüyor.