Batı Şeria’da en büyük toplu sürgün

img
Batı Şeria’da en büyük toplu sürgün YDH

Batı Şeria’nın kuzeyinde süren askeri operasyonlar, 1967’den bu yana yaşanan “en büyük toplu sürgün” olarak değerlendiriliyor.




YDH- The Electronic Intifada’nın bildirdiğine göre, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde yer alan Tulkerim, Nur Şems ve Cenin mülteci kamplarından on binlerce Filistinli, evlerinden zorla çıkarılmalarının üzerinden bir yıl geçmesini anıyor.

Söz konusu kampların hâlâ askeri kuşatma altında olduğu, İsrail güçlerinin kampların içinde konuşlanmaya devam ettiği belirtildi.

Zorla yerinden edilmenin birinci yılı

Cenin ve Tulkerim’e yönelik saldırıların Ocak 2025’te başladığı hatırlatılırken, dönemin İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın, askerlerin yıl sonuna kadar kamplarda kalacağını söylediği aktarıldı.

Haftalar içinde, “1967’den bu yana en büyük toplu sürgün” olarak tanımlanan süreçte yaklaşık 40 bin kişinin, çoğu zaman silah zoruyla evlerinden çıkarıldığı ifade edildi.

Haberde, yerinden edilen Filistinlilerin ikinci yıllarına girerken, operasyonun ne zaman sona ereceğine dair herhangi bir işaret bulunmadığı ve bu durumun ciddi hukuki, siyasi ve ahlaki soruları gündeme getirdiği kaydedildi.

Bu krizin merkezinde, Filistinli mültecilerin hukuki statüsüne yönelik “ağır ve doğrudan bir tehdit” bulunduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 194 sayılı kararı uyarınca Filistinli mültecilerin, 1948’de İsrail’in “yerleşimci-sömürgeci bir devlet olarak kurulması sırasında” zorla çıkarıldıkları topraklara geri dönme hakkına sahip olduğu hatırlatıldı.

“Aynı aileler 77 yıl içinde ikinci kez yerinden ediliyor”

Filistinli mülteciler meselesinin, dünyanın çözülememiş en uzun mülteci krizi olduğu vurgulanırken, aynı ailelerin Gazze’de olduğu gibi Batı Şeria’da da 77 yıl içinde ikinci kez yerinden edilmesinin, krizi “yeni ve tehlikeli bir aşamaya” taşıdığı ifade edildi.

Hak örgütlerinin, saldırıların “savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar” teşkil ettiğini söylediği aktarılırken, yıkımın yalnızca yerinden edilme ile sınırlı kalmadığı kaydedildi. Binlerce evin sistematik biçimde yıkıldığı, mahallelerin tamamen düzleştirildiği ve sivil altyapının tahrip edildiği bildirildi.

Hayfa merkezli Adalah hukuk örgütünün aktardığına göre, İsrail işgal makamlarının yıkılan konutların yeniden inşa edilmesine izin verilmeyeceğini söylediği belirtildi. Bu durumun, mülteci kamplarını hem siyasi hem de fiziksel mekânlar olarak kalıcı biçimde “silme” çabasına işaret ettiği ve askeri saldırılar sona erse dahi birçok mültecinin geri dönecek bir yeri kalmayacağı anlamına geldiği ifade edildi.

UNRWA’ya yönelik baskılar

Haberde, askeri operasyonlara paralel olarak İsrail hükümetinin, Filistinli mültecilere yönelik BM ajansı UNRWA’nın rolünü sınırlamak ve sona erdirmek için somut adımlar attığı aktarıldı. UNRWA’nın, İsrail’in kuruluşu ve bunun yol açtığı mülteci krizinin ardından oluşturulduğu hatırlatıldı.

Filistinli siyasi lider Mustafa Barguti, The Electronic Intifada’ya yaptığı açıklamada, “Batı Şeria’nın kuzeyinde yaşananların, İsrail’in yalnızca UNRWA’yı değil, BM kararlarına dayalı olarak Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkının tamamını yok etmeye yönelik bir girişimi olduğunu” söyledi.

Barguti, “İsrail, bir kampı yok ederse geri dönüş hakkını da yok edeceğini düşünüyor. Ancak Filistinli mülteciler, ne olursa olsun geri dönüş haklarından asla vazgeçmeyecek,” ifadelerini kullandı.

“Hayalet kentlere dönüşen kamplar”

Son bir yılda mülteci kamplarının “hayalet kentlere” dönüştüğü, sürgün edilen sakinlerin ise izin verilen en yakın nokta olan çevredeki tepelerden, İsrail askerlerinin kamplarını işgal edişini, evlerinde uyuyuşunu ve anılarını gözlerinin önünde yıkışını izlemek zorunda kaldığı aktarıldı.

Haberde, yerinden edilmenin derinleşmesi ve dünyanın sessizliği karşısında, sorunun artık bu krizin geçici olup olmadığı değil, dünyanın Filistinli mülteci statüsünün zorla kalıcı biçimde silinmesine izin verip vermeyeceği olduğu ifade edildi.

İsrail’in son yıllarda UNRWA’nın faaliyetlerini ciddi biçimde kısıtlayan bir dizi hukuki, idari ve operasyonel adım attığı belirtildi. Bunlar arasında, İsrail parlamentosunun 2024 sonlarında kabul ettiği ve UNRWA’nın İsrail içinde faaliyet göstermesini yasaklayan yasanın da yer aldığı kaydedildi.

Ocak 2026’da İsrail güçlerinin, işgal altındaki Doğu Kudüs’te UNRWA’ya ait ofis ve tesislerin bir bölümünü yıktığı, Kufr Akab’daki Kalandiya Mülteci Kampı’nda ajansın tesislerinin elektriğini kestiği ve yüzlerce Filistinli gence mesleki eğitim veren eğitim merkezini kapatmakla tehdit ettiği aktarıldı.

UNRWA yasağının Batı Şeria ve Gazze’deki faaliyetleri resmi olarak yasaklamasa da, İsrailli yetkililerin ajansla her türlü temasını engellediği, daha önce çalışmaları kolaylaştıran anlaşmaları ve düzenlemeleri geçersiz kıldığı, yabancı personel için vize verilmesini de kapsayan bu adımların eğitim, sağlık ve insani yardım hizmetlerini ciddi biçimde aksattığı belirtildi.

“Varoluşsal bir mesele”

UNRWA’nın on yılı aşkın süredir kronik mali yetersizliklere rağmen faaliyet gösterdiği, tarihsel olarak en büyük bağışçısı olan ABD’nin son yıllarda fonları dönemsel olarak askıya almasının, milyonlarca kayıtlı Filistinli mülteciyi etkileyen bütçe açıklarına ve hizmet kesintilerine yol açtığı ifade edildi.

Cenin Belediyesi Sözcüsü Beşir Matahin, The Electronic Intifada’ya yaptığı açıklamada, “Filistinli mülteci kamplarının doğrudan idari sorumluluğunun UNRWA’ya ait olduğunu” söyledi.

Matahin, bugün UNRWA’nın “ciddi hizmet kesintileri ve tamamen kapatılma tehdidiyle son derece tehlikeli bir kavşakta” bulunduğunu belirtti.

Arkasındaki kuşatma altındaki Cenin Mülteci Kampı’nı işaret eden Matahin, bunun kamp sakinleri için “varoluşsal bir mesele” olduğunu ifade etti.

“Cenin kampının sakinleri 1948’de yerinden edildi, bu ikinci yerinden edilme ise 2025’te yaşanıyor. Bu son derece tehlikeli ve tüm geleceklerini tehdit ediyor,” dedi.

Matahin, UNRWA’nın devre dışı bırakılmasının insani boyutun ötesinde sonuçlar doğuracağını da vurguladı. Bunun, ailelerin siyasi statüsünü ve geri dönüş hakkının geleceğini sorgulatacağını, mülteci statüsünü resmi olarak koruyan uluslararası yapı ortadan kalktığında bu hakkın açık bir çerçeve ve güvenceden yoksun kalacağını söyledi. Bu durumun “ciddi bir siyasi boşluk ve kriz” yaratacağı uyarısında bulundu.

Saldırıların seyri ve yıkımın boyutu

21 Aralık 2025’te UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini’nin, resmi X hesabından yaptığı açıklamada, son iki yılda UNRWA’yı dağıtmaya yönelik “koordine kampanyanın daha önce görülmemiş seviyelere ulaştığını” söylediği aktarıldı.

Lazzarini’nin, “UNRWA’nın Filistinli mültecileri bir mültecilik çıkmazında tuttuğu yönünde büyük bir efsane var. Gerçek şu ki, adil ve kalıcı bir siyasi çözüm olmadığı sürece, mülteciler nerede olurlarsa olsunlar mülteci olarak kalırlar” ifadelerini kullandığı belirtildi.

Lazzarini ayrıca, “Siyasi bir çözüm olmadan UNRWA’nın dağıtılmasının, Filistinlilerin mülteci statüsünü sona erdirmeyeceğini” kaydetti.

İsrail’in, işgal altındaki Gazze Şeridi’nde devam eden ve “soykırım” olarak tanımlanan süreçte ilan edilen ikinci ateşkesten yalnızca iki gün sonra, 21 Ocak 2025’te Batı Şeria’nın kuzeyine saldırı başlattığı ifade edildi. Bu zamanlamanın, gerilimi azaltmaktan ziyade askeri odağın değiştiğine işaret ettiği ve İsrail güçlerinin Batı Şeria genelinde saldırılarını hızla tırmandırdığı kaydedildi.

Yaklaşık bir yıl önce başlayan saldırıların, Cenin ve Tulkerim kentlerinde yoğunlaştığı; işgal güçlerinin hava saldırıları, baskınlar ve kara operasyonlarıyla onlarca Filistinliyi öldürdüğü, çok sayıda kişiyi yaraladığı aktarıldı. Yüzlerce askerin, özel birlikler ve keskin nişancılarla birlikte; silahlı insansız hava araçları, keşif uçakları, zırhlı araçlar ve tanklarla konuşlandırıldığı belirtildi.

Yerleşim alanları ve mülteci kamplarının kuşatma altına alındığı, evlerin, yolların ve sivil altyapının yaygın biçimde tahrip edildiği; bunun 2000’li yıllardaki ikinci intifadadan bu yana bölgedeki en uzun askeri saldırı olduğu ifade edildi.

BM tarafından elde edilen uydu görüntülerine göre, saldırıların başlamasından altı aydan kısa süre sonra, Mayıs 2025 itibarıyla Cenin Mülteci Kampı’nın yüzde 43’ünün, Nur Şems Kampı’nın yüzde 35’inin ve Tulkerim Kampı’nın yüzde 14’ünün yok edildiği bildirildi.

Matahin, “Cenin Mülteci Kampı’nda tek bir bina bile hasar görmeden kalmadı. Ön veriler, kampta 1.500’den fazla evin tamamen yıkıldığını gösteriyor,” dedi.

Kamp özelinde elektrik, su, kanalizasyon sistemleri ve yol ağlarını kapsayan altyapı kayıplarının 320 milyon doları aştığını belirten Matahin, “Bu, kamp sakinleri için yalnızca insani ve mülteci krizi değil; yaklaşık sekiz on yıldır korudukları siyasi statünün silinmesi ihtimaliyle ilgilidir,” ifadelerini kullandı.