"Filistin Kurtuluş Örgütü’nün gelecekteki Yürütme Kurulu, 'nihai sonları' imzalamak üzere kullanılan mühendislik ve onay aracı haline gelecek."
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarlarından Eyhem es-Sahli, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın ilan ettiği seçim kararlarını, uluslararası toplumun dayattığı bir siyasi mühendislik projesi olarak analiz ediyor. Yazar, bu sürecin Filistin Kurtuluş Örgütü'nü ve el-Fetih'i yeniden yapılandırarak "nihai tavizleri" imzalayacak bir kadro oluşturmayı hedeflediğini vurguluyor.
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, bu ayın ikisinde imzaladığı başkanlık kararnamesiyle Filistin Ulusal Konseyi seçimlerinin bu yılın 1 Kasım tarihinde yapılmasını kararlaştırdı.
Abbas ayrıca, Fetih Hareketi Başkanı sıfatıyla hareketin sekizinci genel kongresinin de yine bu yıl 14 Mayıs'ta toplanacağına dair bir karar imzaladı.
Kuşkusuz Filistin Ulusal Konseyi seçimlerinin yapılması, Filistin davasının ve halkının ihtiyaç duyduğu hayati bir zorunluluktur. Bu durum, en azından Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) varlığını hatırlayanlar ve Ulusal Konsey’in Filistin halkının parlamentosu hükmünde olduğunu bilenler için büyük önem taşıyor.
Özellikle de bugün konsey üyelerinin çoğunluğunun hayli ileri yaşlara ulaştığı -hayatta olanlara uzun ömür, vefat edenlere rahmet dileriz- göz önüne alındığında bu ihtiyaç daha da belirginleşiyor.
El-Fetih’in genel kongresine gelince; bu kongre hem bir ibret vesikası hem de bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Muhtemelen bu süreçte el-Fetih’in tarihsel kadroları tasfiye edilirken, yerlerine ABD ve Avrupa Birliği gibi uluslararası odakların onayını alabilecek yeni yüzler sahneye çıkarılacak.
Kendilerini Filistinliler ile İsrailliler arasındaki çözümün "hamisi" olarak gören bu güçlerin kabulünü kazanmak temel kriter gibi görünüyor.
Öyle ki bu kongre, ihraç edilen bazı isimlerin geri dönüşü için de bir zemin hazırlayabilir; zira bu kişilerin söz konusu "onaylanabilirlik" şartını sağladıkları görülüyor.
El-Fetih içindeki bu seçim süreci aynı zamanda Filistinli grupların genel durumunun yeniden gözden geçirilmesine de yol açacak. Öyle ki, bir iki yıl sonra, en iyi ihtimalle tüm kadrolarını topladıklarında bile küçük bir minibüsü dahi dolduramayacak durumdaki bazı ufak fraksiyonların varlığını sürdürmesi artık kabul görmeyecek.
Fakat asıl mühim olan, bu yeniden değerlendirme sürecinin, FKÖ’nün kurucu ve tarihî unsuru olan bazı temel grupların üzerine kara bir gölge düşürmesidir.
Uluslararası alanda talep edilen ve şart koşulan adımların atılmasına yardımcı olacak isimlerin ağırlıkta bulunacağı yeni bir Ulusal Konsey, FKÖ kararlarına uymayan bazı grupların dışlanması veya onlara güvensizlik oyu verilmesi yönünde kararlar alabilir.
Meşruiyet kisvesine büründürülebilecek bu tür kararlar, hem Ulusal Konsey’de hem de yeni yapısına uygun şekilde dizayn edilecek olan Merkez Konsey’de oylanabilir.
Dolayısıyla, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün gelecekteki Yürütme Kurulu, "nihai sonları" imzalamak üzere kullanılan mühendislik ve onay aracı haline gelecek.
Tüm bu düzenlemeler temel bir varsayıma dayanıyor: Hamas’ın iki yıl süren savaşın ardından siyasi olarak bittiği varsayımı.
Uluslararası toplum veya "hamiler", 2007’den bu yana Gazze’yi yöneten ve savaştan önceki son yıllarda uluslararası toplumu "ehlileştiğine" ve kendisine güvenilebileceğine dair yanıltmayı başaran bu hareketin tabutuna son çiviyi çakmaya hazırlanıyor.
2023’teki Aksa Tufanı’nı gerçekleştiren bu yapıya dair geliştirilen Filistin içi ve uluslararası varsayımın temel sorunu, gerçekçi olmamasıdır.
Hamas, aslında kökleri halka dayanan bir damarın isminden ibarettir; nitekim bir zamanlar el-Fetih’in kendisi de bu damarın içindeydi.
Baki kalacak olan Filistin halkıdır; zulmü bizzat yaşayan, ona kimi zaman intifadalar gibi halk hareketleriyle kimi zaman da fraksiyonlar gibi örgütsel yapılarla göğüs geren onlardır.
Siyasetçilerin kendi siyasi mühendislikleri içerisinde genellikle göz ardı ettikleri gerçek, toplumların bizzat kendisidir. Görünen o ki mevcut perspektif, toplumların kolayca evcilleştirilebileceği ve boyun eğmeye hazır olduğu varsayımına dayanıyor.
Çizilen tüm bu projelerde Filistin halkının kabulünün veya reddinin hesaba katılmaması, mühendisliği yapılan planların özündeki temel açmazı oluşturuyor.
Özellikle de Gazze’de yaşananlardan ve Batı Şeria’nın geniş kesimlerinde, Cenin ve Tulkerim’deki kampları yerle bir edildikten sonra sığınma merkezlerinde sabahlayan üç kamp dolusu Filistinlinin durumundan sonra bu ihmal daha da vahim bir hal alıyor.
Devlet Başkanı’nın mevcut adımları, uluslararası toplumun talep ve şart koştuğu "reform" hamleleri kapsamında atılıyor. Bunun bir ön adımı olarak geçen yıl FKÖ Başkan Yardımcılığı makamı ihdas edilmiş ve bu makama atama yapılmıştı.
Ne otoriteye gerçek bir devlet ne de Filistinlilere daha iyi bir yaşam vaat eden bu hamleler, Başkan’ın "liderlik" hiyerarşisinin son basamağında biri olarak yudumladığı zehirli kadehlere benziyor.
Kendisi, büyük tavizlerin altına imza atmanın bedelini bilen biri olarak, haleflerine yeni tavizler verecek alan bırakmamak, doğrudan "nihai sonları" imzalamalarına uygun bir iklim hazırlamakla görevlendirilmiş durumda; zira artık taviz verilecek pek bir şey de kalmadı.
Yukarıdaki değerlendirmeler, seçimlerin nedenlerini analiz etme çabası olsa da aslında Filistin siyasi tablosuna bazen yakından bazen uzaktan bakma ve mevcut durumu tasvir etme girişimidir.
Durumun özeti şudur: Yönetim tarafında, kendi işlerinde karar verici olmaktan ziyade bir araç olarak kullanılan bir yapı var. Muhalefet kanadında ise -Hamas, İslami Cihad, Halk Cephesi gibi gruplar ve yurt dışındaki çeşitli kongreler dahil- durum pek de iç açıcı değil.
Nihayetinde herkes için siyasi eylem, çoğu zaman sadece bildiri yayınlamakla başlıyor ve bitiyor.
Zamanla bu bildiriler, siyasi eylem ve mücadele kabiliyetini yitirmiş olanların "susma dili" haline geldi; ancak unutulmamalıdır ki, susanların sesini Allah da duymaz.
Çeviri: YDH