"Peki, şimdi ne değişti? Geçtiğimiz haziran ayında İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırının hedefleri mi başarısız oldu, yoksa İsrail burada Yehuda Gil rolünü mü oynuyor?"
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı ve Lübnanlı analist Kasım Kasım, Mossad ajanı Yehuda Gil’in, 1970'lerden 1990'lara kadar hiç var olmayan üst düzey bir Suriyeli "kaynak" üzerinden uydurma raporlar sunarak İsrail'i savaşın eşiğine getirdiğini anlatıyor. Başarısızlık korkusuyla "hatasız ajan" imajını korumak isteyen Gil'in, teşkilat fonlarını zimmetine geçirdiği ve istihbarat analizlerini hayali bir ajana atfederek kurguladığını belirten Kasım, skandalın Mossad'ın güvenilirliğine ağır bir darbe vurduğu nuve günümüzde İsrail'in İran hakkındaki çelişkili istihbarat raporlarının bu geçmiş aldatmacalarla benzerlik taşıyıp taşımadığını soruyor.
1990’ların sonunda, Mossad'ın dönemin Başbakanı Benyamin Netanyahu’ya sunduğu bir istihbarat, Suriye ordusunun Golan Tepeleri'ndeki yerleşimlere baskın bir saldırı hazırlığında olduğunu öne sürünce Suriye ile İsrail savaşın eşiğine gelmişti.
Mossad’a göre bilginin kaynağı Suriye Genelkurmay Başkanlığı’nda görevli üst düzey subaydı; ancak gerçekte bu bilgi asılsızdı ve söz konusu subay esasen hiç var olmamıştı.
1997 yılında Mossad, teşkilatın "yıldız" isimlerinden biri olan görevlendirme subayı Yehuda Gil’in başrolünde olduğu, tarihe geçecek bir skandalla sarsıldı.
Gil, ajan devşirme ve yönetme konusundaki maharetiyle ün kazanmıştı. Bu başarılarının zirvesinde ise 1974 yılında devşirdiğini iddia ettiği Suriye Genelkurmay Başkanlığı’ndaki o subay yer alıyordu.
Mossad’ın daha önceki iki başarısız denemesinin ardından bu subayı ikna edebilmesi, Gil’in kariyerinin en parlak zaferi kabul edilmişti.
Sözde Suriye "kaynağı", Suriye askeri çevrelerinden aktardığı verilerle İsrail için kısa sürede paha biçilmez bir bilgi hazinesine dönüştü.
Subayın önemi nedeniyle Gil, 1984 yılında resmen emekli olduktan sonra bile bu üst düzey kaynakla temasını sürdürmesi için operasyonel görevine devam etti.
Gil’in Mossad’daki kariyeri, yeni devşirme subayları için örnek teşkil ediyor, efsanevi itibarı sayesinde yeni ajanlara aldatma teknikleri dersleri veriyordu.
Ancak 1990’ların başında Gil’i başarısızlıklar takip etmeye başladı. Sahip olduğu konuma rağmen 19 yıllık hizmeti boyunca teşkilatın komuta kademesinde üst mevkilere yükselemedi ve ajan devşirme kabiliyeti köreldi.
Nihayet 90'lı yıllarda Gil'in kurguladığı yalanın sonuna gelindi; bu yalan az kalsın Doğu Akdeniz'de bir savaşı tetikliyordu.
Yalanın düğümleri yıllar sonra çözülmeye başladı. Gil’in devşirmekle övündüğü üst düzey Suriyeli kaynağın, iddia edildiği gibi hassas bilgiler aktarmadığı; aksine Gil'in bu bilgileri uydurup hayali bir ajana atfettiği anlaşıldı.
Sonradan ortaya çıkan gerçeklere göre, hedefteki Suriyeli subay herhangi bir istihbarat teşkilatı adına casusluk yapmayı en baştan reddetmişti.
Üstleri tarafından başarısız görülme korkusuyla ve "hata yapmayan ajan" imajını koruma gayesiyle Gil, başarısızlığını gizleyerek on yıllar boyunca uydurma raporlar sundu.
Bu raporlar 1981 ve 1996 yıllarında iki kez olayları patlama noktasına getirdi. "Kaynağı" adına hazırladığı uyarı raporlarında, Suriye yönetiminin İsrail’e karşı savaş kararı aldığını öne sürüyordu.
Şam’daki askeri karar alma mekanizmasının kalbinden geldiği sanılan bu "ihbarlar", İsrail ordusunun ihtiyati tedbirler almasına ve teyakkuz seviyesini yükseltmesine neden oldu.
1996 yılında Gil, kaynağından aldığı bilgiye dayanarak Suriye’nin kuvvetlerini topladığını ve Golan Tepeleri'ni geri almak için ani bir saldırıya hazırlandığını bildirdi.
Kabine bu bilgileri tartışmak üzere toplandı ve hükümetin yedek askerleri çağırıp kuzey sınırında alarm seviyesini yükseltip yükseltmeyeceğini değerlendirdi.
İsrail o dönemde gizli ihtiyati tedbirler alma yoluna gitti; ancak Suriyeliler bu durumu fark etti. İsrail’in askeri hareketliliğinin nedenini anlamayan Şam, Tel Aviv’in ani bir savaş başlatabileceği endişesiyle kendi birliklerini harekete geçirdi.
Gerilimin dozunu daha da artıran Gil, kaynağının Suriye’nin baskın bir önleyici vuruş planladığını teyit ettiğini söyledi. Fakat İsrail Askeri İstihbarat Şubesi Aman’ın tavrı, gerilimin tırmanmasını önlemede kritik rol oynadı.
Aman, Gil’in raporlarını sahadaki veriler ve diğer istihbaratlarla karşılaştırdıktan sonra bu iddiaların gerçek bir temeli olmadığına hükmetti ve yedek askerlerin silah altına alınması önerisini reddetti.
Aynı dönemde Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, dönemin ABD Başkanı Bill Clinton yönetimi aracılığıyla İsrail ile müzakere niyetine dair gizli mesajlar gönderiyordu.
Fakat İsrail bu sinyalleri ciddiye almadı; zira Gil’in raporları Suriye’nin sahada savaşa hazırlandığını, siyasi kanalda ise yatıştırma mesajları gönderdiğini savunuyordu.
Esed'in İsrail’i "uyutup" saldırmaya çalıştığına inanılıyordu. Durum Amerikalılara iletildiğinde, Washington Suriye’nin müzakere arzusunda samimi olduğunu teyit etti.
Bunun üzerine Mossad, Gil’in atıfta bulunduğu "Suriye Genelkurmayındaki üst düzey ajan"ın raporlarının güvenilirliğini araştırmaya başladı.
Soruşturmalar neticesinde ortaya çıkan sürpriz şuydu: Suriyeli kaynağın gerçekte bir varlığı yoktu. Gil onu 1974’te devşirmeyi başaramamış, bunun yerine Mossad içindeki kaynaklardan veya açık kaynaklardan elde ettiği verileri manipüle ederek savaş senaryoları uydurmuştu.
İncelemeler, Gil’in uydurma bilgilerini şekillendirirken kamuoyuna açık verileri analiz ettiğini ve görevi gereği ulaştığı periyodik istihbarat özetlerinden faydalandığını kanıtladı.
Bir başka ifadeyle Gil, olayların perde arkasına dair bilgisini kullanarak, üst düzey bir ajandan geliyormuş gibi görünen ikna edici hikayeler kurgulamıştı.
1997 yılının sonlarında tutuklanan Gil’in raporlarının tamamen kendi hayal ürünü olduğu kesinleşti. Ayrıca yapılan iç soruşturmada, evinde yaklaşık 39 bin dolarlık açıklanamayan miktarda nakit para bulundu.
Bu paranın, aslında ajana verilmek üzere Mossad tarafından ayrılan ancak Gil’in zimmetine geçirdiği paralar olduğu anlaşıldı. Mart 1999’da mahkeme nihai kararını verdi: Yehuda Gil suçlu bulundu ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Yehuda Gil skandalı, İsrail’de hem siyasi hem de güvenlik düzeyinde olumsuz yansımalar yarattı. Güvenlik ve istihbarat açısından bu olay, gerek içeride gerekse müttefik dış istihbarat kurumları nezdinde Mossad’ın itibarını zedeledi.
Teşkilat tarihinde ilk kez bu düzeyde bir subayın üstlerini yanılttığı ve onlara uydurma raporlar sunduğu ifşa oldu.
Dönemin önde gelen askeri muhabirlerinden Ron Ben-Yishai, Yedioth Ahronoth gazetesinde Gil davasının "Mossad’a, Amman’daki başarısız suikast girişiminden (1997’deki Halid Meşal operasyonu) daha fazla zarar verdiğini" yazdı.
Ben-Yishai, bu durumun açığa çıkmasının gelecekte yabancı istihbarat servislerini Mossad’ın güvenilirliği ve yetkinliği konusunda ikna etmeyi zorlaştıracağını da sözlerine ekledi.
Pek çok kesim, Mossad’ın efsanevi parıltısının ağır bir darbe aldığını ve dünyanın en yetkin servislerinden biri olarak kabul edilen halesinin sarsıldığını hissetti.
Bu hikâyeyi bugün neden yeniden hatırlatıyoruz? Tel Aviv’in bugün Washington’a İran’ın bazı nükleer reaktörlerini yenilediğine, yeni yerlerde tesisler inşa ettiğine ve füze üretimini artırdığına dair sunduğu istihbarat materyalleri; son aylarda yine Tel Aviv ve Washington tarafından kurgulanan anlatıyla çelişiyor.
Zira her iki taraf da bu süre zarfında nükleer reaktörlerin vurulduğunu ve İran’ın füze üretim kapasitesinin yok edildiğini söylüyordu.
Peki, şimdi ne değişti? Geçtiğimiz haziran ayında İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırının hedefleri mi başarısız oldu, yoksa İsrail burada Yehuda Gil rolünü mü oynuyor?
Çeviri: YDH