Batı Şeria'da yerleşimciler için ‘engeller’ kaldırıldı

img
Batı Şeria'da yerleşimciler için ‘engeller’ kaldırıldı YDH

İsrail kabinesi, Batı Şeria’daki “hukuki düzenlemeleri” değiştirerek yerleşimcilerin Filistin topraklarında mülk edinmesini kolaylaştırdı.




YDH- Mondoweiss’ta yayımlanan bir makalede, İsrail’in Batı Şeria’daki Filistinlilerin varlığını hukuki düzenlemeler yoluyla ortadan kaldırdığı ve bunun bir “abartı olmadığı” ifade edildi.

Makalenin girişinde, bugüne kadar İsrail’in Batı Şeria’yı fiilen ilhak ettiği, ancak bunun hukuken adlandırılmadığı yönündeki yaygın değerlendirmelerin artık geçerliliğini yitirdiği kaydedildi.

Pazar günü alınan kararlarla birlikte, İsrail’in Batı Şeria’yı resmen ilhak ettiğini ilan etmese de, bunun için gerekli “hukuki zemini” oluşturduğu belirtildi.

Kabine kararları ve statükonun değişimi

Mondoweiss’e göre, İsrail hükümetinin güvenlik kabinesi pazar günü Batı Şeria’daki hukuki statükoyu değiştiren bir dizi karar aldı.

Bu kararların, Filistin Yönetimi’nin (FY) zaten sınırlı olan yetkilerini daha da daralttığı ve Batı Şeria’nın belirli bölgelerinden başlayarak “resmi ilhakın fiili başlangıcına” işaret ettiği aktarıldı.

Kabine tarafından nihai haliyle onaylanan ve Knesset’te oylanması beklenen düzenlemenin, İsrail’e daha önce FY denetiminde olan Batı Şeria bölgelerinde İsrail yasalarını uygulama yetkisi verdiği bildirildi. Özellikle imar ve inşaat izinlerini düzenleyen yasaların bu kapsamda olduğu kaydedildi.

İlk olarak 2023’te gündeme getirilen ve “Eski Eserler Yasası” olarak bilinen tasarının, Batı Şeria’daki onlarca Filistin tarihi alanını kapsadığı belirtildi.

Buna ek olarak, kabinenin İsraillilerin bu bölgelerde gayrimenkul satın almasına izin verdiği, bunun da Filistin nüfus merkezlerinde gelecekte İsrail yerleşimlerinin önünü açtığı ifade edildi.

Oslo düzeni ve bölgelerin aşındırılması

Makalede, 1993 Oslo Anlaşmaları uyarınca Batı Şeria’nın üç idari bölgeye ayrıldığı hatırlatıldı. Toprakların yaklaşık yüzde 61’ini oluşturan C Bölgesi’nin doğrudan İsrail askeri ve sivil kontrolü altında olduğu, bu bölgede yaşayan Filistinlilerin son iki yılda “benzeri görülmemiş oranlarda” yerlerinden edildiği aktarıldı. C Bölgesi’nde Filistinlilerin inşaat yapmasının yasak olduğu ve yıkımların düzenli olarak gerçekleştiği, buna karşın İsrail yerleşimlerinin onlarca yıldır genişlediği kaydedildi.

Batı Şeria’nın yüzde 22’sini oluşturan B Bölgesi’nin İsrail-FY ortak kontrolünde olduğu, sivil işlerin FY tarafından yürütüldüğü ancak güvenliğin İsrail ordusunun elinde bulunduğu belirtildi.

Geriye kalan yüzde 18’lik A Bölgesi’nin ise FY’nin merkezleri olan yaklaşık 15 kentin bulunduğu alanları kapsadığı ifade edildi.

Mondoweiss, bu idari bölünmenin 1993’ten bu yana statüko haline geldiğini, ancak İsrail’in şimdi A ve B bölgelerinde FY yetkilerini hukuken aşındırarak Batı Şeria ile İsrail arasındaki hukuki ayrımı fiilen ortadan kaldırdığını aktardı.

Mülkiyet ve yerleşimlerin önü

Kabine kararlarının ilk ayağının, Ürdün döneminden kalma ve özel izin olmaksızın “yerel olmayanların” mülk satın almasını yasaklayan bir yasanın yürürlükten kaldırılması olduğu belirtildi. Böylece İsraillilerin artık A ve B bölgelerinde doğrudan mülk satın alabileceği ifade edildi.

Makalede, İsrailli yerleşimcilerin 1967’den bu yana Filistin topraklarını çoğu zaman “askeri bölge” ilanları ya da dolaylı yöntemlerle ele geçirdiği hatırlatıldı.

Yeni düzenlemelerle birlikte, İsrailli vatandaşların Filistin topraklarını edinmek için bu tür “örtük yöntemlere” artık ihtiyaç duymayacağı kaydedildi.

Bu durumun, İsrailli bireylerin ya da kuruluşların Filistin’de veya diasporada yaşayan Filistinli mülk sahipleriyle doğrudan temas kurarak satış baskısı uygulamasının önünü açtığı belirtildi.

Benzer uygulamaların Kudüs’te de görüldüğü, Filistin toplumunun genel olarak bu satışlara karşı çıktığı ancak zaman zaman tartışmalı işlemlerin gerçekleştiği aktarıldı.

Tarihi alanlar ve kalıcı askeri varlık

Makalenin ikinci bölümünde, Eski Eserler Yasası’nın onaylanmasının, Filistin kentlerindeki tarihi alanların idari kontrolünün İsrail’e geçirilmesinin önünü açtığı bildirildi. İsrailli yerleşimcilerin bu alanlara “dini gerekçelerle” sık sık baskınlar düzenlediği ifade edildi.

Örnek olarak, Nablus’taki Yusuf Türbesi gösterildi. Yerel halka göre, buranın 19. yüzyıldan kalma bir din adamına ait olduğu, İsrailli yerleşimcilerin ise burayı Tevrat’taki Yusuf’un mezarı olarak tanımladığı aktarıldı.

2021’den bu yana İsrail güçlerinin, yerleşimcileri bu alana götürmek için Nablus’a düzenli baskınlar yaptığı ve bu süreçte Filistinlilerin yaralandığı ve öldürüldüğü belirtildi.

Yeni kararların, bu tür alanlarda “kalıcı yerleşimci varlığı” oluşturulmasına hukuki zemin sağladığı kaydedildi.

El-Halil’in eski kent bölgesinde 1979’dan bu yana yaşananlar da örnek gösterildi. Bu bölgede Filistinlilerin ayrımcılığa, baskınlara, tutuklamalara ve sürekli denetime maruz kaldığı ifade edildi.

Yeni düzenlemelerle birlikte, el-Halil Belediyesi yerine İsrail Sivil İdaresi’nin inşaat izinlerinden sorumlu olacağı, bunun da Filistinliler için daha fazla kısıtlama ve yıkım anlamına geldiği bildirildi.

Beytüllahim ve Sebastia örnekleri

Makalede, Beytüllahim yakınlarındaki Rahel Türbesi çevresindeki yetkilerin de İsrailli yerleşimcilere devredildiği, İsrail’in bu alanı 10 dönüm genişlettiği aktarıldı.

Bu alanın, Beytüllahim’in hemen bitişiğinde yeni yerleşim birimleri için kullanılmasının muhtemel olduğu ifade edildi.

Sebastia kasabasında ise Kenan, Roma, Bizans ve İslam dönemlerine ait arkeolojik alanların bulunduğu 1.800 dönümlük bir bölgenin İsrail tarafından el konulduğu, burada bir “İsrail arkeoloji parkı” kurulmasının planlandığı bildirildi. Bunun, kasaba için hayati önemde olan turizm gelirini ortadan kaldıracağı belirtildi.

Pazar günü alınan kararların Batı Şeria genelinde 13 Filistin tarihi alanını etkileyeceği kaydedildi.

“1967’den bu yana en önemli adım”

Mondoweiss, İsrail yerleşim konseyi tarafından bu adımın “1967’den bu yana en önemli karar” olarak tanımlandığını aktardı.

Kararların, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü hukuken kalıcı hale getirdiği ve Filistin Yönetimi’ni “merkezi bir yönetime bağlı belediyeler topluluğuna” indirgediği ifade edildi.

Bu durumun, Batı Şeria’daki Filistinlilerin “kolektif idari ve siyasi varlığının” İsrail hukuk sistemi içinde ortadan kaldırılması anlamına geldiği vurgulandı.

İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich’in pazartesi günü yaptığı açıklamada, kararların taslağını bizzat kendisinin hazırladığını söylediği aktarıldı.

Smotrich’in, İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü “net bir hukuki çerçeve içinde” sağlamaya çalıştığını ve “ülkenin kalbinde bir Arap terör devleti fikrine son verdiklerini” savunduğu belirtildi.

Makalede, bu kararların İsrail’in Filistin devleti fikrini ortadan kaldırma yönündeki açık hedefleriyle uyumlu olduğu ifade edildi.

Knesset’in Temmuz 2025’te Batı Şeria’nın ilhakına izin veren bir yasayı kabul ettiği, bundan bir yıl önce de tarihi Filistin topraklarında herhangi bir Filistin devletini reddeden bir düzenlemeyi onayladığı hatırlatıldı.

2018’de kabul edilen “Ulus-Devlet Yasası”na da atıf yapılarak, nehir ile deniz arasındaki topraklarda “kendi kaderini tayin hakkının yalnızca Yahudi halkına ait olduğu” hükmü anımsatıldı.

Tepkiler ve kınamalar

Pazartesi günü sekiz Arap ve İslam ülkesinin İsrail kabinesinin kararlarını ortak bir bildiriyle kınadığı aktarıldı. Filistin Yönetimi’nin adımı “yok hükmünde”, “Oslo Anlaşmaları’nın ihlali” ve “ilhak ile sürgün planlarının fiili uygulanması” olarak nitelediği ve uluslararası topluma müdahale çağrısı yaptığı bildirildi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı’nın ise kararların Filistin topraklarında “yasadışı yerleşim otoritesi dayatmayı” hedeflediğini belirttiği kaydedildi.

İsrailli barış örgütü Peace Now’un da kararı kınadığı, bunun Filistin toprak bütünlüğünü parçalamayı ve “iki devletli çözümü” baltalamayı amaçlayan daha geniş bir stratejinin parçası olduğunu ifade ettiği aktarıldı.



Makaleler

Güncel