Diplomasi ve savaş arasında kritik eşik: Önümüzdeki iki ay belirleyici olacak

img
Diplomasi ve savaş arasında kritik eşik: Önümüzdeki iki ay belirleyici olacak YDH

❝Birçok gözlemci önümüzdeki iki ayın, diplomasi ve savaş dahil olayların gidişatında çok önemli ve belirleyici olabileceğine inanıyor.❞




YDH- El-Ahbar'daki yazısında Muhammed Hacavi, Washington’ın silahlı müzakere baskısı ve küresel siyasi takvimin yarattığı zaman darlığı ışığında, önümüzdeki iki ayın ya köklü bir diplomatik kırılmaya ya da büyük ölçekli bir askeri çatışmaya yol açacağını savunuyor.

İran ve ABD arasında ikinci tur görüşmelerin yarın Umman Sultanlığı'nın ev sahipliğinde Cenevre'de yapılması planlanıyor; ancak iki taraf arasında bir anlaşmaya varılmasının zorluğuna işaret eden belirtiler sürüyor ve askeri çatışma hâlâ olası bir seçenek olarak kalıyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti ile ABD Başkanı Özel Temsilcisi Steve Wittkof başkanlığındaki Amerikan heyeti arasında 6 Şubat'ta Maskat'ta "dolaylı olarak" yapılan ilk tur görüşmelerde, her iki taraf da detaylar üzerinde müzakereye girmeden pozisyonlarını, taleplerini ve beklentilerini sundu; görüşmelere devam etme kararı ise bu turun tek kazanımı olarak görülüyor.

Bu zaman diliminde ve İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani'nin geçen hafta Maskat ve Doha'ya yaptığı ziyaret sırasında, hem Tahran hem de Washington, aracılar vasıtasıyla ilk turla ilgili pozisyonlarının nihai değerlendirmesi hakkında bilgilendirildi.

Şimdi, bu pozisyonların ortak bir zemin oluşturacak şekilde esneklik gösterip göstermediği veya aradaki uçurumun hâlâ derin olup olmadığı ve anlaşmaya varma şansının düşük kalıp kalmadığı netleşecek.

Washington, Tahran ile "silahlı müzakereler" stratejisini sürdürüyor. Bir yandan müzakerelerin devamında ısrar ederken, diğer yandan bölgedeki askeri yığılmasını istikrarlı bir şekilde artırıyor. Bu yığılmanın temel amacı İran'ı ABD taleplerini kabul etmeye zorlamak, ikinci amacı ise görüşmelerin başarısız olması durumunda İran'a karşı büyük ölçekli bir askeri operasyona hazırlanmak olarak öne çıkıyor.

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Tahran bir anlaşmaya varmazsa "kötü şeyler olacağı" tehdidinde bulunduğunu hatırlatmak gerekiyor. Nükleer meseleye gelince, Amerika Birleşik Devletleri, Trump'ın son açıklamalarında da yinelediği gibi, uranyum zenginleştirmenin tamamen ortadan kaldırılması konusunda ısrarını koruyor.

Ayrıca İran'ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının kaldırılmasını talep ediyor. Bu sırada, ABD yetkilileri İran ile yapılacak bir anlaşmanın neleri içermesi gerektiği konusunda çelişkili açıklamalar yaparak, konuyu çevreleyen belirsizliği daha da derinleştiriyor.

Trump, ilk görüşmelerin ardından yalnızca nükleer mesele konusunda bir anlaşmaya varılmasının önünde hiçbir engel görmediğini belirtmiş olsa da, daha sonra Fox News'e verdiği bir röportajda bu tutumunu değiştirdi; herhangi bir anlaşmanın nükleer programın yanı sıra füze programını ve diğer tüm konuları da içermesi gerektiğini söyledi.

Bu pozisyon, geçen Çarşamba Washington'da görüştüğü İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun duruşuna çok yakın duruyor. Dahası, Trump son günlerde İran'da "rejim değişikliğini" istenilen bir seçenek olarak defalarca dile getirdi.

İran ise hem anlaşmaya hem de savaşa hazır olduğunu, sırf savaştan kaçınmak için haksız veya dengesiz bir anlaşmaya boyun eğmeyeceğini ısrarla belirtiyor. Tahran, yalnızca nükleer konuda müzakereye hazır olduğunu, füze programı da dahil olmak üzere diğer konuların müzakerelerin kapsamı dışında kaldığını vurguluyor.

Nükleer konuda İran, zenginleştirme ilkesini "kırmızı çizgi" olarak görüyor ve bunu durdurmaya niyetli olmadığını söylüyor.

Bununla birlikte; zenginleştirilmiş malzemenin seviyesini ve miktarını azaltma, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu yurt dışına göndermeden seyreltme ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı müfettişlerinin ülkede normal faaliyetlerine devam etmesine izin verme gibi esneklik için bir çerçeve çiziyor. Buna karşılık Tahran, Washington'dan kendisine uygulanan yaptırımları kaldırmasını bekliyor.

Bu bağlamda, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mecid Takt-Revançi, dün yayınlanan BBC röportajında, "İran, Amerikalılar yaptırımların kaldırılmasını görüşmeye istekli olduklarını gösterirlerse, ABD ile nükleer bir anlaşmaya varmak için taviz vermeyi değerlendirmeye hazırdır" dedi.

Ancak, bu konuyu füze programı da dahil olmak üzere diğer konularla ilişkilendirmeyi defalarca reddetti. Revançi, "Amerikalılar yaptırımlar hakkında konuşmaya hazırsa, biz de bu konuyu ve nükleer programımızla ilgili diğer tüm konuları görüşmeye hazırız" diye konuştu.

"Sıfır zenginleştirme" konusunun artık masada olmadığını ve İran için müzakere konusu olmadığını vurguladı. Ayrıca, ülkesinin balistik füze programını ABD ile görüşmeyi reddettiğini belirterek, "İsrailliler ve Amerikalılar tarafından saldırıya uğradığımızda füzelerimiz imdadımıza yetişti; savunma yeteneklerimizden mahrum kalmayı nasıl kabul edebiliriz?" sorusunu sordu.

Ayrıca, İran parlamentosunun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi üyesi İbrahim Rızai, İran müzakere ekibinin Cenevre'deki yeni müzakereler turunda zaman kazanmak için bir dizi öneri hazırladığını açıkladı.

Rızai, "İran bu turda uranyum zenginleştirmeyi durdurmayı veya zenginleştirilmiş uranyum stokunu topraklarından çıkarmayı görüşmeyecek" derken, Washington'ın da bunu kabul ettiğini sözlerine ekledi. "Müzakerelerin sonucu konusunda çok iyimser değiliz" diyerek, Amerika Birleşik Devletleri'nin anlaşmaları ihlal etme konusunda uzun bir geçmişi olduğunu hatırlattı.

Bu sırada, müzakerelere dış tarafların katılımının sonuçları etkileme olasılığı hâlâ mevcut. Bir yandan diplomatik yolu destekleyen; ancak İran ile ABD arasında askeri bir çatışmanın kendileri için potansiyel olarak ağır sonuçlar doğurabileceğini görerek bu çatışmayı önlemeye çalışan Türkiye, Katar, Mısır, Umman ve bir ölçüde Suudi Arabistan gibi bölgesel ülkeler var.

Öte yandan, Direniş Ekseni ile hesaplaşmayı hedefleyen ve Washington'ın değerlendirmelerini tamamen kendiyle uyumlu hale getirmek isteyen İsrail bulunuyor.

Her halükarda, ABD'deki FIFA Dünya Kupası ve ABD ara seçimlerinin başlangıcı dahil yaklaşan birçok küresel olay, Trump yönetiminin İran meselesini süresiz uzatmasını zorlaştıracak.

Bu nedenle, birçok gözlemci önümüzdeki iki ayın, diplomasi ve savaş dahil olayların gidişatında çok önemli ve belirleyici olabileceğine inanıyor.

Yarın Cenevre'de yapılacak görüşmeler öncesinde, Netanyahu söylemini sertleştirerek, Trump'a "Tahran ile yapılacak herhangi bir anlaşmanın balistik füzeler, nükleer program ve direniş unsurlarına destek konularını içermesi gerektiğini" söylediğini belirtti.

Netanyahu, anlaşmanın sadece zenginleştirme sürecinin durdurulmasını değil, nükleer altyapının da sökülmesini içermesi gerektiğini vurgularken, tüm zenginleştirilmiş uranyumun İran'dan çıkarılması gerektiğini de ekledi.

Bu açıklamalar, İsrail Kanal 13'ün Netanyahu'nun dün ve akşam saatlerinde üst düzey güvenlik yetkililerinin katılımıyla İran meselesi üzerine bir dizi toplantı yaptığını bildirmesinin ardından geldi.

Bu sırada Amerikan tarafında ise CBS News, ABD'li yetkililerin ordu ve istihbarat teşkilatları içinde "İsrail'in İran'a yönelik saldırılarını destekleme" olasılığını araştırmak üzere görüşmelerin sürdüğünü aktardı. Habere göre askeri görüşmeler, İsrail savaş uçaklarının yakıt ikmali ve uçuş rotaları meselesine odaklanıyor.

Ancak İsrail kanalı i24, bilgilendirilmiş kaynaklara dayanarak, ABD ve İran arasındaki müzakerelerde ilerleme kaydedildiğini ve Tahran'ın yaptırımların kalkması şartıyla taviz vermeye hazır olduğunu belirtti.

İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nden Ofer Şelah, Trump için önemli olan oyuncuların kişisel servetini ve ABD'ye getirebileceği parayı etkileyebilecek kişiler olduğunu belirterek, İsrail'in bu hikayede neredeyse hiç oyuncu olmadığını savundu.

Çeviri: YDH