Fransız Le Monde gazetesinde yayımlanan araştırma, İsrail ordusu içerisinde dini köktencilik ile aşırı milliyetçiliği birleştiren "Hardal" akımının artan nüfuzunu gözler önüne serdi.
YDH - Fransız Le Monde gazetesinde yayımlanan kapsamlı araştırma, İsrail ordusu ve güvenlik birimleri içerisinde "Hardal" olarak bilinen aşırı radikal dini-milliyetçi akımın derinleşen etkisini ortaya çıkardı.
Araştırmaya göre, dini köktencilik ile aşırı milliyetçiliği sentezleyen bu akımın takipçileri, halihazırda İsrail savunma ve istihbarat mekanizmalarında kritik karar verici pozisyonlara yerleşmiş durumda.
Söz konusu grup, askeri yapıyı, tarihi Filistin topraklarının tamamını "Tevrat'ta vadedilen topraklar" olarak kabul eden ve bu alanlarda mutlak İsrail hakimiyetini savunan ideolojik bir temel üzerine yeniden inşa etmeye çalışıyor.
Haberde, Hardal mensuplarının İsrail ordusunun misyonunu, orduyu dini-yerleşimci bir projeye dönüştürecek şekilde yeniden tanımlama gayretinde oldukları kaydedildi.
Bu çerçevede, ordu yapısının ideolojik bir dönüşümden geçirilerek askeri operasyonların dini amaçlara hizmet eder hale getirilmesinin, akımın öncelikli hedefleri arasında yer aldığı vurgulanıyor.
Üst düzey komutanlar ve yerleşimci figürler askeri stratejiyi yönlendiriyor
Bu ideolojik kanadın ordu içindeki en belirgin temsilcilerinden biri olarak İsrail ordusu 36. Tümen Komutanı Tuğgeneral David Bar Kalifa gösteriliyor.
Kalifa'nın, Ekim 2023'te Gazze'ye yönelik başlatılan kara harekatı öncesinde "intikam" ve "düşmanın ezilmesi" temalı dini metinlere atıfta bulunduğu biliniyor.
Araştırmada dikkat çekilen bir diğer isim ise Batı Şeria'daki Ariel yerleşim biriminde ikamet eden Haham Avraham Zerbib.
Zerbib, Gazze'de her hafta onlarca binanın yıkılması gerektiğini açıkça savunurken, Han Yunus'taki yıkım faaliyetleri sırasında askeri buldozer kullanırken çekilmiş görüntülerini paylaşmıştı.
İsrailli araştırmacılar, Hardal akımının nüfus olarak azınlıkta kalmasına rağmen, son derece disiplinli bir örgütlenme ve öncü bir yaklaşımla hareket ettiğini belirtiyor.
Akımın temel amacı, İsrail devletini ve ordusunu dini-yerleşimci bir karaktere büründürerek geniş kapsamlı bir yayılmacılık projesine sürüklemek.
Hardal ideolojisi sınırları aşan bir "Tevrat krallığı" hedefliyor
Hardal ideolojisi, katı Haredi dindarlığı ile aşırı milliyetçiliğin birleşimi üzerine kurulu olup, şeriat kurallarına dayalı bir "Tevrat krallığı" kurulmasını öngörüyor.
Le Monde'un haberine göre, bu ideolojik tahayyülün sınırları oldukça akışkan bir yapı arz ediyor; öyle ki Batı Şeria ve Gazze'nin yanı sıra Sina Yarımadası ve Ürdün'ün bazı kısımlarını da kapsayacak şekilde genişleyebiliyor.
Bu düşünce yapısının ordudaki hakimiyetinin artması, Filistinlilere yönelik şeytanlaştırma söylemlerinin sertleşmesine ve Gazze'deki geniş çaplı yıkım politikalarının meşrulaştırılmasına zemin hazırlıyor.
Haham Meir Kahane'nin fikirlerinden ve Gush Emunim yerleşimci hareketinden beslenen bu mesihçi akım, yerleşim birimleri kurmayı "dini bir vecibe" olarak görüyor ve Filistin devletinin kurulmasını öngören her türlü siyasi çözümü reddediyor.
Siyasi kanat ve ordu arasındaki stratejik ittifak derinleşiyor
Hardal akımının ordu, hükümet ve parlamentodaki (Knesset) nüfuzu, aşırı sağcı partilerin iktidara gelmesiyle birlikte ivme kazandı.
Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi isimlerin liderlik ettiği bu siyasi çizgi, radikal ideolojiyi devletin üst düzey karar alma mekanizmalarına taşıdı.
Analistler, bu siyasi temsiliyetin yerleşim birimlerinin genişletilmesi, Batı Şeria'daki yeni yerleşim odatlarına hukuki meşruiyet kazandırılması ve silahlı yerleşimci grupların güçlendirilmesi için gerekli yasal ve siyasi zemini sağladığını belirtiyor.
Söz konusu akım; aşırı güç kullanımı, zorunlu göç, demografik yapının değiştirilmesi ve Batı Şeria'da ikili bir hukuk sisteminin kurumsallaştırılması gibi politikalar için ideolojik bir kılıf işlevi görüyor.
Le Monde, haberin sonuç bölümünde, akımın en tehlikeli faaliyetinin kutsal mekanlara yönelik saldırgan tutum olduğunu kaydetti.
Mescid-i Aksa'daki statükonun değiştirilmesi çağrılarının arttığına dikkat çekilen haberde, bu durumun bölgesel bir dini savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulunuldu.