HTŞ'nin Mezze hücresi hususunda Hizbullah'a yönelttiği ithamları çürüten bilgiler

img
HTŞ'nin Mezze hücresi hususunda Hizbullah'a yönelttiği ithamları çürüten bilgiler YDH

"Son dönemde Direniş'i ve Hizbullah'ı ihanetle suçlayan kampanyalarda, özellikle sınır köylerinin sakinlerine odaklanan kışkırtıcı söylem aracılığıyla bariz tırmanış gözlemleniyor."




Meysem Rizk

YDH - Lübnan sınırındaki askeri hareketlilik ve bölgeye intikal eden yabancı unsurlar, olası bir bölgesel çatışma öncesinde sızma girişimleri ve güvenlik tehditlerine dair derin endişeler uyandırıyor. El-Ahbar gazetesi yazarı Meysem Rizk'in haberine göre eş zamanlı olarak Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) rejimi, Mezze'deki saldırıları asılsız gerekçelerle Hizbullah'a bağlayarak "terörle mücadele" kisvesi altında bu örgüte yönelik düşmanca bir atmosfer yaratma çabası içine girdi.

Suriye-Lübnan sınırı boyunca askeri hazırlıkların belirginleşmesiyle birlikte Lübnan tarafında endişelerin artması tesadüf değil. '

El-Ahbar'ın edindiği bilgilere göre, özellikle doğu sınırında 20 günü aşkın süredir tırmanışa geçen bu hareketliliğin, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında göze çarpan savaş hazırlıklarının gölgesinde, bölgesel gelişmeler lehine kullanılması ihtimali taşıyor.

Bu manzara Lübnan'ı fiilen, İsrail'in doğrudan savaş tehdidi ile Suriye tarafının inisiyatifi ve Amerikan yönetiminin yeşil ışığıyla patlak verebilecek askeri ve güvenlik odaklı bir gerilimin iç içe geçtiği çok katmanlı bir baskıyla karşı karşıya bırakıyor.

Yabancı militanlar meselesinin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte, bu dosyayı daha geniş çaplı uluslararası tanınma sağlamak amacıyla baskı unsuru olarak bekletmeye çalışan Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa yönetiminin, Amerikan tarafını memnun edecek çözümler sunmakta şu ana dek başarısız olduğu netleşti.

Suriye'nin terörle mücadele amacıyla kurulan uluslararası koalisyona katılması göz önüne alındığında, söz konusu başarısızlık dosyayı kapatmak için alternatif yöntemler arayışı senaryosunu güçlendiriyor; zira bu durum, gelecekteki olası askeri veya güvenlik operasyonuna, siyasi baskı çerçevesindeki geçici bir olay olmaktan ziyade "sistematik bir tutum" niteliği kazandırabilir.

Yeniden sınır hattına dönersek, konuyla ilgili bilgi sahibi güvenlik kaynakları el-Ahbar'a yaptıkları değerlendirmede, devam eden askeri yığınağın "sıra dışı" olduğuna işaret etti.

Bu hareketlilik, yabancı militanların özellikle doğu kesiminde yoğunlaşmak üzere doğu ve kuzey bölgelerine intikalini içeriyor. Ayrıca, İdlib'den yola çıkıp Humus'un batı kırsalındaki köylere kafileler halinde ulaşan yabancı militanların ardından bölgedeki güçlerin değiştirildiği Humus yönünde yeni mevziler kurulması da bu kapsamda yer alıyor.

Kaynaklar, tablonun tamamen askeri görünebileceğine, ancak bu hareketlilik çerçevesinde, yakın zamanda sınır köylerinde ev kiralayan ve Lübnan içindeki destekçileriyle sürekli iletişim halinde olan Suriyeli komutanların desteğiyle bazı güvenlik operasyonlarının yürütülmesi ihtimalinin de göz ardı edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Bu destekçilerin, güvenlik zafiyeti yaratmaya zemin hazırlamak amacıyla sık sık sınırı geçtikleri belirtiliyor.

Kaynaklar, İsrail ve Amerika güdümlü baskı kampanyasıyla eş zamanlı olarak askeri hareketlilik planlarının varlığından duydukları endişeyi dile getirdi.

Bu endişeler, askeri operasyonlarla oyalama taktiği kisvesi altında, terör örgütleriyle bağlantılı eski komutanların Lübnan'ın iç kesimlerine planlı şekilde sızmasını sağlayarak güvenlik zafiyeti yaratma ihtimali üzerinde yoğunlaştı.

Bu komutanların içeride yerel unsurlardan oluşan ağları yönetebileceği, üstelik söz konusu unsurların bazılarının doğu bölgelerinden geldiği ve Nusra Cephesi'nin en güçlü olduğu dönemlerde edindikleri suç dosyalarına sahip oldukları ifade ediliyor.

Lübnan'a yönelik yasa dışı geçiş kolaylığını istismar eden bu komutanların, söz konusu sızmayı olası askeri çatışmanın en mühim eksenlerinden biri olarak gördükleri veya başlangıç aşamasında Lübnan içinde güvenlik krizini tetiklemek amacıyla bunu askeri çatışmaya ikame etmeyi planladıkları belirtiliyor.

Kaynağa göre tüm bunlar yaşanırken, sınırdaki askeri yığınağın tamamlanması da son aşamalarına yaklaşıyor.

Son dönemde Direniş'i ve Hizbullah'ı ihanetle suçlayan kampanyalarda, özellikle sınır köylerinin sakinlerine odaklanan kışkırtıcı söylem aracılığıyla bariz tırmanış gözlemleniyor.

Bu kesimin bir kısmı, Lübnan ile yaşanacak olası çatışmayı "intikam alarak yürekleri soğutma" fırsatı olarak görüyor. Tahminler, bu yaklaşımın ardında, görünürdeki eller doğrudan harekete geçirmese dahi bölgesel değişimlerin yaşandığı kırılma anında kullanılabilecek itici toplumsal tabanın bulunduğuna işaret ediyor.

Mezze hücresi: Kasıtlı itham

Kaynaklar, Suriye İçişleri Bakanlığının yaklaşık üç hafta önce yayımladığı ve "Mezze bölgesi ile askeri havalimanını hedef alan çeşitli saldırılara karışan ve Hizbullah ile bağlantılı olan hücrenin unsurlarına yönelik güvenlik operasyonu düzenlendiğine" dair açıklamayı anımsattı.

Bu durum, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şaraa yönetimindeki bazı güvenlik birimlerinin, Hizbullah ismini güvenlik bağlamında Suriye sahasında gündemde tutmaya yönelik bariz çabası olarak değerlendiriliyor.

Açıklamada partinin bu olaylara karıştığı iddia edilirken, güvenlik birimleri arasındaki derin çelişkiler de gün yüzüne çıktı. Öte yandan, Hizbullah ve İran'a yönelik düşmanca ve kışkırtıcı atmosferi körükleme ve ileride Lübnan'a karşı girişilecek olası askeri ve güvenlik operasyonlarına zemin hazırlayabilecek asılsız suçlamalar uydurma eğilimi de güçlü şekilde kendini gösterdi.

Şam söz konusu açıklamada, "Yakalanan şahıslarla yapılan ilk sorgulamalarda, dış mercilerle bağlantılı oldukları ve saldırılarda kullandıkları füzeler ile fırlatma rampalarının yanı sıra ele geçirilen insansız hava araçlarının Lübnanlı Hizbullah milislerine ait olduğu tespit edilmiştir. Şahıslar ayrıca insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenleme hazırlığında olduklarını itiraf etmişlerdir. Ancak yakalanmaları, bu terör planını henüz faaliyete geçmeden boşa çıkarmıştır" iddiasında bulundu.

Ne var ki Lübnan güvenlik birimlerine bu hücreyle ilgili ulaşan bilgiler, bakanlığın iddialarının asılsız olduğunu ortaya koyuyor. Hizbullah adına çalışmakla suçlanan şahıslar özünde Suriye'deki terör örgütlerine mensup.

Bunlardan biri Deyr ez-Zor'un doğu kırsalındaki Sa'lo beldesinden Halid Abdullah el-İsa el-Hulv; kendisi o dönem bölgedeki silahlı gruplardan birine mensupken önceki rejimle uzlaşmaya varmış ve uzlaşmanın ardından önceki rejim tarafından köyün belediye başkanı olarak atanmıştı.

İkinci şahıs ise Muhammed Abbud el-Hammadi el-Ali; iki yıl boyunca IŞİD örgütüne üye olan bu kişi, sonrasında yerel savunma güçleriyle uzlaşmaya varmış ve iki gün önce Deyr ez-Zor'un Hatla beldesinde yakalanmıştı.

Bu şahıs, Suriye ordusunun eline geçmeden önce 'SDG'nin kontrolündeki bölgelerde bulunuyordu. Bu bağlamda güvenlik kaynakları, el-Ahbar'a, Suriye'deki bazı güvenlik birimlerinin yakaladıkları şahıslara yönelttikleri asıl suçlamalar dışında, kasıtlı olarak onların Hizbullah ile bağlantılı olduğu iftirasını attıklarını ifade etti.

Kaynaklar, Suriye'nin iddialarını çürüten asıl unsurun, Mezze bölgesi ve askeri havalimanına yönelik saldırılar ile geçen yılın sonunda Halk Sarayı içinde yaşanan güvenlik olaylarıyla eş zamanlı olarak Şam'dan gelen bilgiler olduğunu belirterek, tüm bunların Şaraa yönetimi içindeki güç mücadelesini ve hizipler arası çatışmayı doğruladığını açığa çıkardı.

Bilhassa hedef alınan bölgelerin güvenlik şubeleri ve devlet yetkililerinin ikametgâhlarıyla dolu olması, üstelik gerek devlet organları gerekse dış istihbarat birimleri tarafından üst düzey koruma altında tutulması ve yabancı güvenlik ve askeri heyetlerin konaklama yerlerini barındırması, buralarda herhangi eylem gerçekleştirilmesini neredeyse imkânsız kılıyor.

Kaldı ki bu şahıslarla ilgili tecrübeler, profesyonellikten uzak olduklarını ve deneyimli isimlerin yönettiği gerçek, düzenli güvenlik teşkilatına sahip olmadıklarını kanıtlıyor; onlar devletsiz örgüt geçmişinden gelen amatörler ve bu durum, Palmira'da Amerikan askerlerinin öldürülmesi olayıyla ilgili sundukları senaryoda da açıkça görülüyor.

Bu saha hareketliliklerinin Suriye İçişleri Bakanlığı açıklamasında kullanılan terminolojiyle kesiştiğinden yola çıkan kaynaklar, Hizbullah'ın Suriye'de güvenlik operasyonları hazırlığına karışmakla suçlanmasının tek amacının istihbarat birimleri arasındaki güç savaşını gizlemek olmadığına dikkat çekti.

Terör sıfatına odaklanılmasının, Suriye'nin terörle mücadele uluslararası koalisyonunun parçası olduğunu ilan etmesinin ardından, sözde terörle mücadele kisvesi altında ileride atılacak adımlara hazırlık niteliğinde, Hizbullah'a yönelik düşmanca iklimi pekiştirmek amacıyla kurgulanan yeni sürecin parçası olabileceği belirtiliyor.

Bilhassa Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın "Hizbullah'a karşı yardım etme taahhüdünde bulunan taraflar var" sözleriyle ima ettiği Şaraa yönetiminin rolüyle bağlantılı olma ihtimali göz önüne alındığında, bu sürecin titizlikle takip edilmesi ve dikkate alınması gerekiyor.

Şam: Gruplar pazar gününden önce geri çekilecek

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi aktivistleri dün, Nebek kampındaki eğitimlerini tamamlayan ve "Özbekler" olarak bilinen unsurların, Humus kırsalındaki Kuseyr kentinde, bilhassa Lübnan sınırına mücavir bölgelerde geniş çaplı konuşlanma gerçekleştirdiğini aktardı.

Söz konusu unsurlar ayrıca, Suriye-Lübnan sınırına yakın Kuseyr bölgesindeki el-Meştel ve eş-Şule kontrol noktalarını da kaldırdı.

Gözlemevine göre bu konuşlanma, bölgeye ilave askeri takviyelerin ulaşmasıyla ve yüksek güvenlik teyakkuzu altında kontrol noktaları ile askeri mevzilerin çevresinde yoğun yerleşimle eş zamanlı olarak gerçekleşti.

Bilgiler, konuşlanan unsurların Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığına bağlı olduğunu gösterse de, onlara verilen görevlerin niteliği veya bu ani yayılmanın arka planı hakkında henüz kesinleşmiş detay bulunmuyor.

Öte yandan, sınır şeridi boyunca takviye kuvvetlerin akışı sürerken, bölge halkı arasında endişeli ve temkinli bekleyiş hâkim.

Tüm bunlar, Humus'un batı kırsalında, özellikle Kuseyr kenti ve Lübnan sınırındaki çevresinde arka arkaya yaşanan askeri hareketliliklerin uzantısı olarak cereyan ediyor.

Şam'daki resmi kaynak, geride bıraktığımız iki gün boyunca Lübnanlı, Arap ve uluslararası yetkililer ile Suriye makamları arasında sınırda yaşananlara dair bilgi almak maksadıyla yoğun telefon diplomasisi yürütüldüğünü bildirdi.

Suriye İstihbarat Başkanı Hüseyin es-Selame'nin ifadeleri üzerinden Lübnan'a ulaşan son bilgiye göre, Şaraa'nın Lübnan sınırı yakınlarındaki grupların geri çekilmesi emrini verdiği ve bu işlemin önümüzdeki birkaç gün içinde tamamlanacağı belirtildi.

Askeri yığınağı Suriye Demokratik Güçleri'ne (SDG) yönelik askeri harekâta eşlik eden planın parçası olarak açıklayan Selame, Suriye yönetiminin Sahil ve Süveyda bölgelerinde yaşananların benzerinin tekrarlanarak savaş suçları işlenmesi endişesiyle Kürtlerle olan çatışmalara yabancı militanları göndermekten imtina ettiğini dile getirdi.

Bu kapsamda, Lübnan sınırında bulunan Savunma Bakanlığına bağlı tugayların geri çekilmesine ve yerlerine yabancı militanlardan oluşan grupların yerleştirilmesine karar verildiğini, Suriye'nin doğusundaki görevin sona ermesiyle birlikte tugayların yeniden Lübnan sınırına dönmesinin, hâlihazırda bölgede bulunan grupların ise başkent yakınlarındaki kamplara veya Badiye bölgesine çekilmesinin kararlaştırıldığını izah etti.

Öz geçmişi olmayan Suriye Büyükelçisi

Suriye'nin Beyrut'taki diplomatik misyon şefliğine elçi-müsteşar unvanıyla atanmasının ardından İyad el-Hezza, dün görevini resmen devraldı ve mesaisine başladığını bildirmek üzere Lübnan Dışişleri Bakanlığına protokole dayalı ziyaret gerçekleştirdi.

Ne var ki Lübnan Dışişleri Bakanlığı, el-Hezza'nın diplomatik öz geçmişinin kendilerine iletilmesi yönündeki taleplerine Suriyeli mevkidaşlarından henüz yanıt alabilmiş değil.

Konuyla yakından ilgilenen kaynaklara göre bunun temel nedeni, el-Hezza'nın diplomat olmaması ve Suriye Dışişleri Bakanlığında herhangi resmi görevde bulunmaması. Suriye kamuoyunda konuşulanlara göre el-Hezza, akademik eğitimini ilkokul beşinci (kimilerine göre yedinci) sınıfta yarıda bıraktı, ardından babasıyla birlikte ikinci el ayakkabı tamiri yapan atölyede çalıştı ve hiçbir yabancı dil bilmiyor.

Geçmişte militan olarak Nusra Cephesi'ne katılan el-Hezza, bilahare Heyet Tahrir eş-Şam saflarına geçmişti.

Örgütün İdlib'i yönettiği dönemde sözde siyasi işler idaresine üye olarak atanan el-Hezza, Sahil'deki katliamların ardından Şam yönetimi tarafından Lazkiye kentinde siyasi işler müdürü olarak görevlendirildi; ancak burada aşırılıkçı eğilimleri nedeniyle valiyle ters düştü.

Tüm bu tablonun ışığında akıllarda şu soru yankılanıyor: Beyrut, net ve şeffaf diplomatik öz geçmişe sahip, tam yetkili büyükelçi atarken; Şam yönetimi bu atamaya neden öz geçmişi dahi olmayan maslahatgüzar göndererek karşılık verdi?

Çeviri: YDH