Modi-Netanyahu ittifakı Ortadoğu'yu nasıl değiştirecek?

img
Modi-Netanyahu ittifakı Ortadoğu'yu nasıl değiştirecek? YDH

“Yeni Delhi'nin kara sınırlarıyla meşgul kıtasal bir güçten, Avrasya genelinde güvenlik ortamını ve ekonomik bağlantıyı yeniden şekillendirmeye çalışan bir deniz aktörüne dönüşümünün, bölgesel güç dengeleri ile Arap ve İslam dünyasının güvenliği üzerinde doğrudan yansımaları olacaktır.”




YDH-Ahmed Mevlana, el-Cezire'deki makalesinde, Hindistan'ın Afrika Boynuzu'ndan Doğu Akdeniz'e uzanan yeni jeopolitik hamlelerini analiz ediyor. Netanyahu'nun "altılı ittifak" girişimi ve Modi'nin Tel Aviv ziyareti bağlamında, Yeni Delhi'nin İsrail, Yunanistan ve Ermenistan ile kurduğu stratejik ilişkileri inceliyor. Yazar, Hindistan'ın Çin'in nüfuzunu dengelemek ve Pakistan'ı aşmak amacıyla kara gücünden deniz gücüne evrildiğini, ancak bu genişlemenin İran ile İsrail arasındaki gerilimde "stratejik özerklik" politikasını zorlayabileceği uyarısında bulunuyor.

***

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu 22 Şubat tarihinde, İsrail’in Ortadoğu çevresinde Hindistan, Yunanistan ve Kıbrıs’ın yanı sıra adını vermediği Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan bir “altılı ittifak” oluşturmak için çalıştığını söyleyerek geniş çaplı spekülasyonlara yol açtı. Netanyahu, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin bugün Tel Aviv’de başlayan ziyareti sırasında bu ittifakı geliştirmek için çalışacağını belirtti. Bu durum bölgede yeni bir ittifak haritasına işaret etti.

Modi de Netanyahu ile görüşmek üzere, merkezinde İsrail’in yer aldığı Hindistan’a ait bir ittifak haritasını içeren kendi gündemiyle geldi. Bu, Modi'nin 2017'deki ilk ziyaretinden sonra iktidara geldiğinden beri İsrail'e yaptığı ikinci ziyaret. Hindistan'ın bağımsızlığından bu yana İsrail'i ziyaret eden ilk ve tek Hint başbakanı olma özelliğini taşıyor. Bu ziyaret ve görüşmeler, hem Yeni Delhi’de hem de Tel Aviv’de ortaya konan ve Arap bölgesinin coğrafyasına, hatta muhtemelen güvenliğine doğrudan temas eden fikirler, tutumlar ve ittifaklarla bağlantılı.

Eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'in danışmanı Jonathan Adiri, Eski Ahit'ten mülhem ve M.Ö. Pers İmparatorluğu'nun doğuda Hindistan sınırlarından güney Mısır'da o dönemde "Kûş" olarak bilinen Nubya topraklarına kadar uzanan en geniş coğrafi sınırlarına işaret eden bir ifadeyle, "Hindistan'dan Kûş'a İttifaklar: İsrail Çiti Terk Ediyor ve Bölgeyi Yeniden Şekillendiriyor" başlıklı bir makale kaleme aldı. Adiri makalesinde, "Bölgeyi yeniden şekillendiren yeni İsrail stratejisi, İsrail'i dört ana eksene dayanan bir ittifaklar sisteminin merkezine yerleştiriyor: doğuda Hindistan, güneyde Etiyopya, kuzeyde Azerbaycan, batıda Yunanistan ve Kıbrıs. Bu, Libya ve Somali'de askeri ve ekonomik varlık sağlamış olan ve Suriye üzerinden nüfuz üçgenini tamamlamayı hedefleyen Türkiye'ye karşı bir hamledir." ifadelerini kullandı.

Adiri daha sonra Modi hakkında konuşmasına şöyle devam etti: "Modi, Hint Okyanusu bölgesindeki en güçlü filoyu inşa etmeye dayanan, Hürmüz Boğazı'ndan Cibuti ve Somaliland'daki Kızıldeniz girişlerine kadar uzanan hayati ticaret yollarında Hint egemenliğini sağlamayı amaçlayan uzun vadeli bir deniz doktrini benimsiyor."

Adiri, Hindistan Başbakanı'nın geçen aralık ayında Etiyopya'ya yaptığı ziyareti yorumlarken de bu ziyaretin "Hint-İsrail ilişkilerine ivme kazandırdığını ve Türk yayılmasını dizginleyerek yeni bir jeopolitik denge kurmayı hedefleyen Hindistan'dan Kûş'a (Nil Vadisi) uzanan bir eksenin itici gücü olduğunu" söyledi.

Birileri belki de Adiri'nin bu hayallerinin Hint hırslarından ziyade İsrail arzularını ifade ettiğini söyleyebilir. Ancak Yeni Delhi'deki ve Hindistan Savunma Bakanlığı'yla yakın ilişkileri olan "Observed Araştırma Vakfı (ORF)" bünyesinde çalışan Samir Betaçarya da "Somaliland Manevrası: Hindistan'ın Kızıldeniz Satranç Tahtasında Nüfuz Kazanma Girişimi" başlıklı bir çalışmasında şunları yazdı: "Konumu itibarıyla Hint Okyanusu'nun batı kıyılarında yer alan Somaliland, Berbera şehrinde kurulacak bir deniz üssü aracılığıyla Hindistan için stratejik bir köşe taşı olabilir. Bu üs, Hindistan'ın nüfuzunu yaymasını, çıkarlarını korumasını ve özellikle Çin Halk Kurtuluş Ordusu'nun Cibuti'de bir askeri üs kurmasının ardından bölgedeki Çin varlığını dengelemesini sağlar."

Bu noktada, geçen yıl sonunda Somaliland'ın bağımsızlığını resmen tanıyan İsrail'in çıkarlarıyla Hindistan'ın çıkarları doğrudan kesişiyor.

Bu ortak çıkarlar Etiyopya ve Somaliland sınırlarıyla sınırlı değil. Hint düşünce kuruluşları son zamanlarda, işgal altındaki Filistin topraklarındaki Hayfa Limanı'ndan geçen ve Hindistan'ı Avrupa pazarlarına bağlamayı amaçlayan "Hint-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)" projesini teşvik ediyor.

Burada şunu belirtelim ki Modi, Ocak 2026'nın sonlarında Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaya Kallas ile bir araya geldi ve yirmi yıl süren müzakerelerin ardından Avrupa Birliği ile bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanmasına tanıklık etti; ayrıca deniz güvenliği, terörle mücadele ve siber güvenlik alanlarında işbirliği için bir savunma güvenlik ortaklığı da imzalandı.

Hindistan'ın stratejisi

Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü'nün (EUSS) tanımına göre, Hindistan toplam 1,4 milyar nüfusuyla dünyanın en kalabalık ülkesi ve dünyanın dördüncü büyük ekonomisidir.

Hindistan'ın modern tarihi boyunca küresel rolüne dair iki vizyon öne çıkmıştır. İlki, ülkenin Başbakanı Cevahirlal Nehru tarafından 1947'deki bağımsızlıktan sonra ortaya atılmıştır ve Hindistan'ı Doğu ile Batı, büyük güçler ile Asya arasında bir köprü rolü oynayan bir medeniyet olarak kabul etmenin yanı sıra çok dinli bir toplum olması nedeniyle gücünün farklı yönelimler ve aidiyetler arasında uzlaştırma yeteneğinde yattığı görüşüne dayanır.

Buna karşılık, Hindu milliyetçisi hareketlerin ve bunların arasında Başbakan Modi liderliğindeki iktidardaki Bharatiya Janata Partisi'nin de ilham aldığı "Hindutva" ideolojisine göre şekillendirilmiş başka bir vizyon daha vardır. Bu anlayışa göre Hindistan, öncelikle dünyadaki Hinduların çoğunluğunun anavatanıdır ve bu nedenle küresel rolünü büyük bir medeniyet ve dünya çapında Hinduları temsil eden bir devlet olarak üstlenmelidir.

Bu vizyondan hareketle Modi, egemenlik, kapsayıcılık ve yenilik ilkelerine dayanan "Kendi Kendine Yeten Hindistan" girişimini ortaya koymuştur.

Her iki vizyon "stratejik özerklik" kavramında kesişmektedir. Bu, Hindistan'ın kendi çıkarına odaklanması ve güvenlik kararlarında başkalarından bağımsız olması gerektiği anlamına gelir.

Örneğin bu durum, Başkan Trump'ın Hindistan'a uyguladığı yüksek gümrük vergileri nedeniyle yönetimiyle gerginlik yaşanmasına rağmen geçen yıl Amerika Birleşik Devletleri ile savunma işbirliği anlaşmasını on yıl daha uzatmasına ve aynı zamanda Rusya'dan indirimli fiyata petrol ithalatına devam etmesine yol açmıştır.

Bu bağımsızlık eğilimi, Hindistan'ın komşu ülkelerle, özellikle de Hindistan'ın Arunaçel Pradeş eyaletinden yaklaşık 90 bin kilometrekare toprak talep eden Çin'le ve bağımsızlıktan bu yana Pakistan'la Keşmir konusunda süregelen çatışmasıyla beslenmektedir. Bu çatışmalarda Hindistan tarihsel olarak doğrudan kara tehditlerine odaklanmıştır; zira askeri tecrübesi, doğu ve batı sınırlarındaki doğrudan komşularıyla yapılan kara çatışmalarıyla şekillenmiştir.

Bu bölgelerde Pekin, yüksek konumu ve dağlık bölgelerdeki askeri üstünlüğü nedeniyle göreceli bir avantaja sahiptir.

Ancak Çin'in Hint Okyanusu'ndaki artan nüfuzu, Yeni Delhi'yi stratejik ufkunu kıtasal çerçevenin dışına taşımaya itmiş, deniz hırsları da bu yayılmaya tepki olarak büyümüştür. Bu durum, 2004, 2009 ve 2015 yıllarındaki ardışık Hint deniz doktrinlerinde kendini göstermiş, 2015'te Hint deniz kabiliyetlerini güçlendirmeyi ve Hint Okyanusu'nda bir güvenlik aktörü olarak varlığını pekiştirmeyi amaçlayan "Bölgede Herkes İçin Güvenlik ve Büyüme (SAGAR)" politikasının başlatılmasıyla daha da somutlaşmıştır.

Hindistan, bölgede daha büyük bir güvenlik rolü oynamak için gerekli araçlara yaptığı yatırımları artırmıştır. 2008'den beri Aden Körfezi'nde korsanlıkla mücadele operasyonları kapsamında sürekli olarak deniz unsurları bulundurmaktadır. Özellikle Çin'in liman yatırımları ile Cibuti'deki askeri üssünü askeri amaçlarla kullanabileceği endişeleriyle, Hint Okyanusu'na kıyısı olan birçok Afrika ülkesiyle savunma işbirliğinin kapsamını genişletmiştir.

Bu yaklaşım, Hindistan'ın Gujarat eyaletinde düzenlenen Hint-Afrika Savunma Diyaloğu'nun ardından 2022'de Tanzanya ve Mozambik ile Afrika'nın doğu kıyıları açıklarında gerçekleştirilen ilk üçlü deniz tatbikatıyla pratikte somut bir ifade bulmuştur.

Hindistan ayrıca, Mauritius'a menzili 50 kilometreye kadar ulaşan sekiz kıyı gözetleme radarı sağlamış ve bunları Hint Okyanusu Bölgesel Bilgi Entegrasyon Merkezi'ne bağlamış, Seyşeller'e de benzer altı sistem yerleştirmiştir. Bu yaygınlaşma, Hindistan'ın istihbarat toplama kapasitesini artırmakta ve Hint deniz komuta-kontrol ile istihbarat ağlarını desteklemektedir.

Askeri boyutun yanı sıra, deniz diplomasisi de Hint donanma gemilerinin Doğu Afrika limanlarına ziyaretlerini yoğunlaştırarak tamamlayıcı bir rol oynamış, bu da Afrika donanmalarıyla karşılıklı işlerliğin artmasına katkıda bulunmuştur. Bu ortaklıklar aynı zamanda insani bağlara da dayanmaktadır; öyle ki Hint kökenli subaylar Mauritius ve Seyşeller donanmalarında üst düzey görevlerde bulunmakta, ayrıca ulusal güvenlik ve deniz güvenliği alanlarında danışmanlık rolleri üstlenmektedirler.

Somaliland ekseni

Bu bizi, kıyı şeridi Aden Körfezi ve Kızıldeniz sınırları boyunca yaklaşık 850 kilometre uzanan Somaliland bölgesine getiriyor.

Norveçli sismik araştırma şirketi "TGS" , Somali Havzası'nın yaklaşık 30 milyar varil petrol rezervi içerebileceğini tahmin etmektedir ki bu da Somaliland bölgesini Doğu Afrika'da umut vadeden bir enerji bölgesi olarak yeniden gündeme getirmiştir.

Hint donanması rutin olarak bu bölge civarında korsanlıkla mücadele için devriye botları ve savaş gemileri bulundurmaktadır; ancak bu dosyadaki yeni gelişme, Hindistan'ın İsrail ve Etiyopya ile yakınlaşması ve bunun Yeni Delhi'nin Somaliland'a bakışı üzerindeki etkisidir.

"Manohar Parrikar Savunma Çalışmaları ve Analizleri Enstitüsü" ve "Observed Araştırma Vakfı (ORF)" gibi Hint düşünce kuruluşları, Somaliland'ın konumunun, özellikle de Berbera Limanı'nın, Hindistan'a Aden Körfezi ve Kızıldeniz geçişlerini daha iyi izleme imkânı verecek denizcilik ve lojistik düzenlemeler yapmasına olanak tanıdığını ve bunun, özellikle Somaliland'ın 2020'den beri Tayvan'ı tanıması ve tarafların resmi ilişkiler kurduklarını açıklamaları (Pekin'in kendisi ve bölgedeki çıkarları için bir tehdit olarak gördüğü bir adım) ışığında, Çin nüfuzunu dengelemesine yardımcı olduğunu belirtmektedir.

Bu boyut, Hindistan'ın yakın müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin Berbera Limanı ile Somaliland'daki serbest bölgeyi genişletme yatırımları ve "Berbera – Addis Ababa" koridorunu geliştirmesiyle daha da güçlenmektedir. Bu, limanı Etiyopya büyüklüğünde denize kıyısı olmayan bir ülkeye hizmet veren lojistik bir düğüm noktasına dönüştürürken aynı zamanda Çin yayılmasına karşı ekonomik çıkarlar ile güvenlik düzenlemelerini birleştirerek Afrika'nın doğu kıyısı boyunca Hint nüfuzu inşa etmek için bir dayanak noktası işlevi görmektedir.

Uluslararası alanda tanınmayan bu bölgenin gıda maddeleri, giyim ve otomobiller dahil olmak üzere çeşitli Hint malları ithal etmesini içeren Hindistan ile Somaliland arasındaki mevcut ticari ilişkiler de Hindistan'ı konteyner nakliye hacmi açısından en önde gelen ortaklardan biri haline getirmektedir.

Bu durum, iki taraf arasında yakınlaşma için ekonomik bir temel oluşturmanın yanı sıra, 2023'te "BRICS" grubuna katılan ve Hindistan'ın birçok alanda önemli ortakları olan Abu Dabi ve Addis Ababa ile Yeni Delhi'yi birleştiren ortaklıklar ağına entegre olma potansiyeli de sunmaktadır.

Yeni Delhi-Atina ekseni

Doğu Afrika kıyılarının uzağında, Yeni Delhi'nin Atina'yı deniz güvenliği ve tedarik zincirlerine ilişkin vizyonuna dahil etmesiyle, Hint-Yunan yakınlaşması Akdeniz yakınlarında somutlaşıyor.

İki ülke arasındaki ilişkiler, Hint Başbakanı Modi'nin 2023'te Atina'ya yaptığı ve 40 yıl aradan sonra bir Hint başbakanının Yunanistan'a ilk ziyareti olan ziyaretinin ardından güçlendi. İki ülke arasındaki ortaklığın temeli, hem Türkiye'ye hem de Pakistan'a karşı Keşmir ve Kıbrıs konularında karşılıklı siyasi anlayışlara dayanmaktadır.

Bu ilişki her iki ülkeye de karşılıklı faydalar sağlamaktadır. Bir yandan Atina, Yeni Delhi'ye Avrupa karar alma mekanizmaları içinde bir nüfuz kanalı sunarken, diğer yandan Yunanistan da büyük güçlerle olan ilişkilerini dengeleyecek Asyalı bir ortak kazanmakta, ayrıca denizcilik faaliyetleri ve ticaret alanlarında işbirliği yapmaktadır.

Hindistan'ın Hint-Pasifik girişimine katılan Yunanistan, konumu itibarıyla Pire Limanı üzerinden Avrupa Birliği pazarlarına açılan bir kapı olarak Hindistan için doğrudan bir lojistik geçiş noktası teşkil etmektedir.

Yunanistan ayrıca, eski ABD Başkanı Biden tarafından 2023'te duyurulan "Hint-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)" kapsamında yer almaktadır.

Güvenlik alanında, Hindistan 1998'de Yunanistan ile bir savunma işbirliği mutabakat zaptı imzalamış ve iki ülke Akdeniz'de ortak deniz tatbikatlarına katılmıştır. Lojistik açıdan ise Hint-Yunan ekseni, Yunanistan'ın küresel nakliyattaki konumundan dolayı ek bir ağırlık kazanmaktadır.

Yunanistan, Japonya, Çin, Singapur ve Hong Kong'un dahil olduğu beş ülke, küresel gemi tonajının %53'ünü kontrol etmektedir ve Yunan gemileri, ABD ithalat ve ihracatının %22'sinden fazlasına, Avrupa ticaretinin %20'sinden fazlasına ve Asya ticaretinin %32'sine hizmet vermektedir.

Buna karşılık Hindistan, endüstriyel tabanını ve tedarik zincirlerini güçlendirmeyi hedeflemekte olup bu durum, iki ülkenin gemi inşa ve bakımı, denizcilerin eğitimi ve nakliyeyi destekleyen altyapının geliştirilmesi alanlarında işbirliği yapmasına olanak tanımaktadır.

Bu işbirliği, Çin'in dünya çapında 43'ten fazla ülkede liman işletmeciliğini genişleterek küresel tedarik zincirine hakim olmasını sağlamasına karşı rekabetçi bir boyut kazanmaktadır.

Yeni Delhi-Atina ekseni bu nedenle denizcilik, ticari ve güvenlik çıkarlarının kesiştiği noktada yükselmekte ve Hindistan'ı Hint Okyanusu'ndan Doğu Akdeniz'e uzanan bir aktör olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, Atina'nın Türkiye'nin rekabetiyle, Delhi'nin ise Çin'in rekabetiyle yüzleştiği rekabetçi bir ortamda her iki tarafa da daha fazla hareket alanı sağlamakta ve tüm bunlar Avrasya, Hint Okyanusu, Kızıldeniz ve Akdeniz boyunca tedarik zincirleri ve deniz güvenliğinin yeniden şekillendiği bir süreçte yaşanmaktadır.

Delhi-Erivan ekseni

Hindistan'ın Ermenistan ile ittifakı, Yunanistan ile olan ittifakını tamamlamaktadır. Hindistan, Türkiye, Pakistan ve Azerbaycan'dan oluşan "Üç Kardeşler" ittifakına karşı her iki ülkeyle de yakınlaşmasını derinleştirmeye yönelmiştir.

Ermenistan ile Rusya arasındaki ilişkilerin bozulmasıyla birlikte, Erivan yönetimi Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü'ne üyeliğinin Karabağ Savaşı sırasında fiili garantilere dönüşmediğini görmüş, bu da Ermeni yönetimini mali katkılarını askıya almak ve örgüt üyeliğini dondurarak başka ortaklar aramaya itmiştir.

Hindistan, Ermenistan için Rusya'nın yerine geçen alternatif bir savunma tedarikçisi olarak öne çıkmıştır. Üstelik Ermenistan, İbrani devleti ile Ermenistan'ın ezeli rakibi Azerbaycan arasındaki yakın ittifak nedeniyle, Güney Kafkasya bölgesinde İsrail'in ittifaklarının karşıt tarafında yer almasına rağmen.

2022'den itibaren Ermenistan, Hindistan'ın savunma ihracatında en büyük pazar haline gelmiş, 2023 ve 2024'te her iki ülkede karşılıklı askeri ateşeler atanmış ve radar sistemleri, roketatarlar, 155 mm obüsler, hava savunma sistemleri ve insansız hava aracı karşıtı sistemleri içeren nitelikli silah anlaşmaları imzalanmıştır.

Bu durum, Ermenistan'ın Keşmir konusundaki Hint tutumuna verdiği siyasi destekle kesişirken, karşı tarafta ise Azerbaycan'ın Türkiye ile güçlü ilişkileri olan Pakistan'a verdiği destek yer almaktadır.

Hint-Ermeni yakınlaşması, Hindistan'ın eski bir başka müttefiki olan İran'ın Kafkasya bölgesindeki çıkarlarıyla da yakından kesişmektedir. Hindistan, İran üzerinden Ermenistan ve Gürcistan'a uzanan ve Rusya'ya ulaşan "Kuzey-Güney" adlı uluslararası bir koridor önermiştir. Bu koridor, Ermenistan'a ticareti geliştirmek için İran'daki Çabahar ve Bender Abbas limanlarına erişim imkânı sağlamaktadır. Bu formül, Ermenistan'ın Fransa ile artan savunma işbirliğiyle de bütünleşmekte ve Hindistan, Yunanistan, Fransa ve Ermenistan'ı içeren dörtlü bir koordinasyona zemin hazırlamaktadır.

Buna karşılık, Türkiye-Pakistan-Azerbaycan ekseni, İkinci Karabağ Savaşı sırasında sahadaki güç dengesini yeniden şekillendirerek üstünlüğünü pekiştirmiştir. Böylece Güney Kafkasya bölgesi, bölgesel sınırları aşan daha büyük çatışmalara sahne olmuş ve Hindistan'a, silah ihracatı, lojistik bağlantı ortaklıkları ve ezeli rakibi Pakistan'a karşı siyasi koordinasyon yoluyla varlığını güçlendirme fırsatı vermiştir.

Yeni Delhi-Tel Aviv ekseni

Şimdi tekrar İsrail'e dönersek, Hint-İsrail ilişkileri 1992'de resmen kurulmasından bu yana hızla gelişmiştir. Askeri alanda Hindistan, Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre 2020-2024 döneminde İsrail silah ihracatının en büyük pazarı haline gelmiş ve İsrail silah ihracatının yaklaşık %34'ünü tek başına satın almıştır. Buna karşılık İsrail, Hindistan'ın askeri ithalatının yaklaşık %13'ünü karşılamaktadır ki bu, Hindistan'ın özellikle insansız hava araçları, gözetleme sistemleri, hava savunması ve terörle mücadele gibi askeri teknoloji alanlarında İsrail'e yüksek derecede bağımlı olduğunu göstermektedir.

Silah anlaşmalarındaki bu yakınlaşma, operasyonel işbirliğine dönüşmüş ve Hint Hava Kuvvetleri'nin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleriyle birlikte işgal altındaki Filistin topraklarında düzenlenen "Mavi Bayrak 2017" tatbikatına ilk kez katılmasıyla kendini göstermiştir.

Bu tatbikat, Yeni Delhi'nin Çin ve Pakistan sınırlarındaki tehditlerle yüzleşmek için kapasitesini güncellemeye çalıştığı bir dönemde, İsrail'in hava muharebesindeki deneyimlerini Hint hava doktrinine entegre etmek için bir platform sağlamıştır.

Jeopolitik düzeyde ilişki, Hindistan'ın İsrail'in de dahil olduğu bölgesel düzenlemelere girmesiyle ek bir boyut kazanmıştır. Bunların başında 2022'de kurulan ve ikiliye ABD ile BAE'nin de eşlik ettiği "I2U2" grubu gelmektedir.

Bu grup, Hindistan'a gerek altyapı projelerinde gerekse gıda güvenliği, enerji ve teknolojiyle ilgili girişimlerde işgal altındaki toprakların coğrafyasını Doğu Akdeniz'e açılan bir kapı olarak kullanma imkânı sunarken; "Hint-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru" veya "Biden Koridoru" , İsrail'e Hayfa Limanı üzerinden Mumbai ile Avrupa arasındaki bağlantıda bir dayanak noktası rolü vermekte ve onun Hindistan için lojistik ortak konumunu güçlendirmektedir.

Ekonomik ve güvenlik açısından, Hint şirketi "Adani"nin Çinli şirketler yerine Hayfa Limanı'ndaki bir terminalin işletme sözleşmesini alması, Hint-İsrail çıkarlarının hassas altyapılardaki Çin varlığına yönelik Amerikan çekinceleriyle örtüştüğünün bir göstergesi olmuştur.

Bu gelişme, Hint-İsrail ilişkisinin ikili çıkar alışverişi aşamasından, Hindistan'ın dış politikasını çerçeveleyen stratejik özerklik marjını kaybetmeden, Washington liderliğindeki düzenlemeler ağı içinde ortak konumlanmaya geçişini yansıtmıştır.

İttifaklar ağı

Hindistan'ın Afrika Boynuzu'ndan Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya'ya uzanan hamleleri, ikili ortaklıklar mantığını aşan ve deniz güvenliği, tedarik zincirleri, savunma işbirliği ve lojistik konumlanma arasındaki bağlantıya dayanan bir nüfuz ağı inşa etmeye yönelik bir yeniden konumlanmayı ortaya koymaktadır. Bu, başta Hint Okyanusu'ndaki Çin yayılmasını dengelemek, Pakistan'ı aşarak İran üzerinden Rusya ve Orta Asya'ya ulaşmak ve Asya'yı Avrupa ile Afrika'ya bağlayan ticaret ve enerji yollarını etkileyebilecek bir deniz gücü olarak Hint varlığının kapsamını batıya doğru genişletmek gibi bir dizi hedefe ulaşmak içindir.

Dolayısıyla Hint vizyonu, İsrail ve Yunanistan'dan Etiyopya ve Ermenistan'a kadar birçok tarafın çıkarlarıyla kesişmektedir. Ancak bu genişleme, Hindistan'ı diğer ülkelerin jeopolitik hassasiyetleriyle doğrudan temas haline getirmekte ve aynı zamanda onu, kemik kıran çatışmalara sahne olan karmaşık rekabet alanlarına doğru itmektedir.

Yeni Delhi'nin kara sınırlarıyla meşgul kıtasal bir güçten, Avrasya genelinde güvenlik ortamını ve ekonomik bağlantıyı yeniden şekillendirmeye çalışan bir deniz aktörüne dönüşümünün, bölgesel güç dengeleri ile Arap ve İslam dünyasının güvenliği üzerinde doğrudan yansımaları olacaktır. Bu durum, belki de Hindistan'ı, özellikle Hindistan'ın eski ve köklü dostu İran'a, yeni dostu İsrail'in desteğiyle ABD tarafından yapılması muhtemel bir saldırı tehdidi karşısında, Hint stratejik özerklik politikasını ciddi bir baskı altına sokacak olan eksen çatışmalarına sürükleyebilir.

Çeviri: YDH