Cenevre'de sabah saatlerinde başlayan ve akşamın ilerleyen saatlerinde yeniden hareketlenen müzakerelerde, taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının ciddiyetini koruduğu bildiriliyor.
YDH- İsrail Kanal 13'e göre, Cenevre'de gerçekleştirilen ve "son şans zirvesi" olarak adlandırılan nükleer görüşmeler, tarafların keskin görüş ayrılıkları nedeniyle büyük bir belirsizlik içinde devam ediyor.
Kanal 13’ün haberine göre, Amerikalı yetkililer "çemberin daraltılamadığını" vurgulayarak iki tarafın pozisyonları arasındaki keskin farkın altını çiziyor:
• ABD'nin talebi: İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini geçici bir süreliğine değil, tamamen ve kalıcı olarak durdurması.
• İran'ın pozisyonu: Kendi topraklarında zenginleştirme hakkından vazgeçmeyen Tahran, faaliyetleri 3 ila 5 yıl süreyle dondurmayı ve zenginleştirme oranını %1,5 seviyesinde tutmayı teklif ediyor.
İran’ın sunduğu bu tavizlerin, Trump yönetiminin masaya koyduğu sert ve net talepleri karşılamaktan henüz çok uzak olduğu belirtiliyor.
Müzakerelerin gidişatı belirsizliğini korurken, CNN kaynaklı ve Kanal 13 tarafından teyit edilen önemli bir iddia gündeme düştü.
Steve Witkoff’un, Umman Büyükelçisi’nin konutunda İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bizzat görüştüğü ifade edildi.
Bu doğrudan temas, diplomatik çevrelerde bir uzlaşma zemini arayışı için atılmış en somut adım olarak yorumlanıyor.
Müzakerelerin gecenin ilerleyen saatlerine kadar sürmesi beklenirken, tarafların toplantı sonrasında doğrudan kendi liderlerini bilgilendireceği aktarıldı:
1. Amerikan heyeti, elde edilen sonuçları Donald Trump’a sunacak.
2. İran heyeti, son durumu yetkililere raporlayacak.
Ummanlı ve İranlı yetkililerin bir mutabakat taslağına dair iyimser bir hava oluşturma çabalarına rağmen, bölgedeki muhabirler ihtiyatlı olunması gerektiği konusunda uyarıyor.
Cenevre’deki bu zirvenin gerçekten "nihai bir çözüm" mü yoksa "diplomatik bir çıkmaz" mı olduğu, liderlerin son kararıyla netleşecek.
Perşembe öğleden sonra el-Cezire'ye konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Tahran'ın önerisinin tamamen yaptırımların kaldırılması üzerine kurulu olduğunu vurguladı.
Uranyum zenginleştirmeyi bir "egemenlik hakkı" olarak tanımlayan kaynak; nükleer tesislerin sökülmesini ve uranyum stokunun ABD'ye devredilmesini öngören "sıfır zenginleştirme" ilkesini kalıcı olarak kabul etmeyeceklerini net bir dille ifade etti.
Öte yandan Reuters'e konuşan bir başka İranlı yetkili, görüşmelerin "yoğun ve ciddi" geçtiğini belirterek, Tahran'da istişare edilmesini gerektiren yeni fikirlerin gündeme geldiğini ifade etti.,
Temkinli bir iyimserlik içinde olduklarını kaydeden yetkili, buna rağmen taraflar arasındaki boşlukların sürdüğüne dikkat çekti.
Yetkiliye göre, kapsamlı bir çerçeve anlaşması ancak ABD yönetiminin nükleer meseleyi diğer bölgesel konulardan ayırması şartıyla mümkün olabilecek.
İran Yüksek Savunma Konseyi Sekreteri ve Devrim Lideri'nin danışmanı Ali Şemhani, krizin aşılması için bir yol haritası sundu.
Şemhani, "Eğer temel mesele İran'ın nükleer silah geliştirmesini engellemekse, derhal bir anlaşmaya varılabilir" diyerek, nükleer silah karşıtlığının Devrim Lideri'nin fetvası ve İran’ın savunma doktriniyle uyumlu olduğunu hatırlattı.
Ayrıca Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin bu konuda tam yetki ve desteğe sahip olduğunun altını çizdi.
New York Times’ın haberine göre, ABD istihbarat birimleri İran’ın samimiyeti konusunda derin şüpheler taşıyor.
Kapalı kapılar ardında yapılan değerlendirmelerde, Trump yönetiminin müzakerelerin etkinliğine dair karamsar olduğu; İran’ın nükleer tesislerinin faal olmasa da imha edilmediği vurgulanıyor.
Trump’ın "sınırlı saldırı" planı ise İran’ı masaya daha güçlü bir şekilde döndürmeyi amaçlıyor.
Ancak Pentagon yetkilileri, ABD'nin bölgedeki gücüne rağmen yüksek yoğunluklu bir saldırıyı ancak 10 gün sürdürebileceği konusunda uyarıyor.
Ayrıca İran’ın füze rampalarını ülke geneline yaymış olması, olası bir hava operasyonunun etkisini sınırlayabilecek temel bir zorluk olarak görülüyor.
Wall Street Journal'a yansıyan bilgilere göre ABD; Fordo, Natanz ve İsfahan tesislerinin tamamen sökülmesini ve zenginleştirilmiş uranyumun teslim edilmesini istiyor.
Beyaz Saray, bu kez Obama dönemindeki anlaşmanın aksine, "kalıcı" bir taahhüt peşinde.
Yaptırımlar konusunda ise ABD sadece "asgari düzeyde" bir hafifletme sunarken, ekonomik kriz ve protestolarla boğuşan Tahran acil yardım talep ediyor.
Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise İran’ın balistik füze programını müzakere dışı bırakmasını "büyük bir sorun" olarak nitelendiriyor.
Kanal 13’e konuşan bir ABD’li yetkili, "Şartlar kabul edilmezse İran gücümüzü görecek" diyerek gözdağı verdi.
Politico ise yönetimin "İsrail'in önce saldırması" seçeneğini, geniş çaplı bir harekâtı meşrulaştırmak için değerlendirdiğini öne sürdü.
Bu gerilim dalgasında Avustralya, diplomatik ailelerini İsrail'den tahliye etmeye başladı.
Hizbullah ise sınırlı bir saldırıya yanıt vermeyeceğini ancak Devrim Lideri'ne yönelik herhangi bir hamlenin "kırmızı çizgi" olduğunu duyurdu.