İsrail medyası, ordunun teknik kapasitesinden çok, Hizbullah’ın politik-askeri iradesinden duyulan korkuyu manşetlerine taşıyor.
YDH- İsrail ordusunun Beyrut’un güney banliyölerini (Dahiye) tarihinin en sarsıcı bombardımanlarından birine tutarak sivil altyapıyı hedef alması, Lübnan sahasında sadece askeri bir tırmanışı değil, toplumsal bir çöküşü tetiklemeyi amaçlayan hibrit harp stratejisinin dışa vurumu olarak kayda geçti.
İsrail işgal kabinesinden sızan bilgiler ve sahada 53 köyü kapsayan genişletilmiş tahliye emirleri, Tel Aviv’in "güvenli bölge" bahanesiyle Lübnan’ın güneyini kalıcı olarak insansızlaştırma ve bir tampon bölge rejimi kurma niyetini ifşa ediyor.
110 bin yedek askerin seferber edilmesi ve iki tümenin sınır hattına konuşlandırılması, saldırganlığın sadece hava akınlarıyla sınırlı kalmayacağının, bölgesel bir işgal hazırlığının en somut göstergesi.
Ancak bu teknolojik üstünlük ve yıkım gücüne dayalı strateji, Hizbullah’ın sadece 24 saat içinde gerçekleştirdiği 13 ayrı stratejik operasyonla duvara çarptı.
Hizbullah, İsrail medyasını ve askeri karar alıcılarını şoka uğratan bir operasyonel esneklikle;
• Stratejik körleştirme: Ramat David ve Meron hava üslerindeki radar ve kontrol merkezlerini İHA filolarıyla hedef alarak İsrail’in hava hakimiyetine doğrudan meydan okudu.
• Zırhlı kayıpları: Karada, özellikle Tel el-Nahas hattında 3 adet Merkava tankının saf dışı bırakılması, işgal ordusunun kara operasyonu kapasitesindeki yapısal zayıflıkları bir kez daha ortaya koydu.
• Ekonomi-politik hedef: Direniş, İsrail’in kuzeyindeki askeri yerleşim birimlerini ateş altında tutarak, rejimin "kuzey sakinlerini geri döndürme" vaadini jeopolitik bir imkansızlığa dönüştürdü.
Son operasyonlarla teyit edilen şey ise, İsrail'in sivil katliamları ve ekonomik tesisleri hedef alan saldırılarının, Hizbullah'ı toplumsal tabanından koparmayı amaçlayan bir psikolojik harp unsuru olmasıydı; fakat Direniş’in askeri üslere ve hava savunma sistemlerine yönelik nokta atışları, savaşın maliyetini Tel Aviv için sürdürülemez bir seviyeye çekiyor.
Bu çerçeve, İsrail medyasının içine düştüğü "Hizbullah bitirildi" yanılsamasının nasıl bir güvenlik krizine dönüştüğünü analiz etmek için temel teşkil ediyor.
İsrailli subay: Hizbullah henüz son sözünü söylemedi
İsrail gazetesi Maariv’e konuşan üst düzey bir askeri yetkili, Hizbullah’ın askeri üsleri ve yerleşim birimlerini hedef alan yoğun İHA ve roket saldırılarıyla çatışmaların altıncı güne girdiğini ve Lübnan cephesinin ABD, İran ve Yemen’i de kapsayan "çok cepheli bir savaşa" dönüştüğünü açıkladı.
Kuzey cephesindeki operasyonların sıklığına dikkat çeken yetkili, Hizbullah ile İran arasında saldırı zamanlamasına dair henüz doğrudan bir koordinasyon teyit edilemese de, her iki aktörün de bölgedeki tırmanışı sürdürdüğünü belirtti.
Hizbullah’ın kapasitesini henüz tam olarak kullanmadığı konusunda uyaran subay, İsrail ordusunun Yemen kaynaklı tehditleri de yakından izleyerek çok daha şiddetli saldırı senaryolarına karşı hazırlıklarını artırdığını vurguladı.
İsrail askeri ve siyasi karar alıcıları, Lübnan’ın güneyini insansızlaştırma planları yaparken; İsrail medyası, ordunun içine düştüğü derin güvenlik açmazını "ikinci bir 7 Ekim" korkusuyla dışa vuruyor.
Siyonist rejimin ana akım medya organlarından Kanal 12’nin son raporları, Lübnan’ın güneyine iki tümen yığan İsrail ordusunun, aslında sahada kontrolü sağlamaktan çok uzak olduğunu ve Hizbullah’ın elit Rıdvan Gücü karşısında savunma pozisyonuna çekildiğini itiraf ediyor.
Beyrut’u bombalayan uçaklar, kuzeydeki yerleşimcilerin "esir alınma" kabusunu sona erdirmeye yetmiyor.
Siyasi kademeden gelen "güçleri takviye edin" talimatı, rejimin mevcut askeri yığınağının bir direniş sızmasını durdurmaya yetmeyeceğine dair derin bir inançsızlığı yansıtıyor.
İsrail ordusu Lübnan içine asker sokmuş olmasına rağmen, Radwan Gücü’nün sınırı geçip rehineler alarak yerleşim yerlerini kontrol altına alma kapasitesinin hâlâ masada olduğu vurgulanıyor.
"7 Ekim dersleri" vurgusu, İsrail istihbarat ve askeri birimlerinin Hizbullah’ın kapasitesi konusunda tam bir belirsizlik ve korku içinde olduğunu teyit ediyor.
İsrail medyasındaki bu panik havası, sadece askeri bir başarısızlık değil, aynı zamanda kuzey yerleşimlerinin kalıcı olarak boşalması anlamına gelen ekonomik bir yıkımı da beraberinde getiriyor.
İsrail medyası: Hizbullah konusunda 'çok fena' yanıldık
İsrail rejimi, Lübnan’a yönelik saldırganlığını "Hizbullah’ı bitirme" vaadiyle meşrulaştırmaya çalışırken; işgalin merkezinden gelen itiraflar, Siyonist savaş makinesinin içine düştüğü derin bataklığı gözler önüne seriyor.
Kanal 13’e konuşan üst düzey İsrailli yetkililerin, "Hizbullah’ın bu denli yoğun ve bu menzillerde ateş açacağını düşünmemiştik" şeklindeki beyanları, Direniş’in operasyonel kapasitesinin İsrail istihbaratı tarafından bir kez daha yanlış okunduğunu kanıtlıyor.
İşgal varlığının Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in "Hizbullah silahsızlanana kadar devam" şeklindeki maksimalist hedefleri, sahadaki gerçeklikle (13 stratejik operasyon, düşürülen İHA’lar ve imha edilen Merkavalar) taban tabana zıt bir tablo çiziyor.
