Columbia Üniversitesi'nden Prof. Jeffrey D. Sachs, İran'a yönelik ABD-İsrail operasyonunun rejim değişikliği hedefini tutturamadığını ve Washington'ın derin bir stratejik kargaşa içinde olduğunu söyledi.
YDH - Columbia Üniversitesi'nden ekonomist ve küresel kalkınma uzmanı Prof. Jeffrey D. Sachs, Norveçli siyaset bilimci Glenn Diesen'e verdiği kapsamlı röportajda İran'a yönelik ABD-İsrail operasyonunu, BM sisteminin tasfiyesini ve Avrupa'nın stratejik iflasını tüm boyutlarıyla ele aldı.
Diesen'in "rejim değişikliği operasyonu planlandığı gibi gitmiyor; Washington'ın şimdiki stratejisi ne?" sorusuna Sachs, doğrudan bir yanıt verdi:
"Trump söz konusu olduğunda 'strateji' büyük bir kelime. Gerçek anlamda bir stratejinin varlığından söz edemeyiz."
Sachs, mevcut tablo için "muazzam bir kargaşa" ifadesini kullandı; "beklentiler, savaş hedefleri ve sahadaki gerçek durum konusunda tam bir kafa karışıklığı var" dedi.
Trump'ın Truth Social paylaşımlarını tek kamuoyu kanalı olarak niteleyen Sachs, bunları "aklını yitirmiş birinin saçmalıkları" olarak tanımladı ve şunu ekledi: "Büyük tehlike ve karmaşıklık taşıyan bir savaşın ortasında, benim gözümle zihinsel dengesi bozulmuş bir cumhurbaşkanımız var."
"Muhtemelen Üçüncü Dünya Savaşı'nın ilk günlerindeyiz"
Diesen'in çatışmanın küresel bir savaşa dönüşüp dönüşmediğine ilişkin sorusuna Sachs, çarpıcı bir tespit ile yanıt verdi: "Muhtemelen Üçüncü Dünya Savaşı'nın ilk günlerindeyiz; soru bunun kontrol altında tutulup tutulamayacağı."
Sachs'a göre dünya zaten küresel bir savaşın içinde: Batı Yarımküre'de aktif çatışma sürüyor; Trump, ABD'nin Küba'yı ele geçireceğine ilişkin mesajları açık biçimde veriyor; Ukrayna savaşı devam ediyor; Ortadoğu'daki çatışma tüm bölgeye yayılmış durumda; Pakistan-Afganistan gerginliği de bu tabloyla ilişkili görünüyor.
Buna ek olarak Hindistan kıyılarında bir İran deniz gemisi batırıldı. "Tüm bu çatışmalar en azından gevşek bir şekilde birbirine bağlı" diyen Sachs, ABD stratejisinin özünü "enerji piyasalarını köşeye sıkıştırmak ve kontrol etmek" olarak nitelendirdi; ancak "enerji kaynakları saatler içinde havaya uçurulduğu için bu strateji pek işe yaramıyor" dedi.
Sachs, yaklaşan enerji krizini de gündemine aldı:
"Piyasalara henüz tam olarak yansımamış olsa da son derece ağır bir enerji kriziyle karşı karşıyayız. Bu, Avrupa'yı ciddi biçimde sarsacak, Asya ülkelerini derinden tehdit edecek ve savaşın yayılması anlamına gelecek."
Çin ve Rusya'nın İran'ı destekleyip desteklemediğine ilişkin soruyu ise doğrudan yanıtladı:
"Rusya ve Çin İran'ı desteklemiyorsa bütün ders kitaplarımızı çöpe atmamız gerekir. ABD esasen Çin ile savaş halinde ve yapılanların büyük bölümü gerçekte Çin'e yönelik. Çin'in İran petrolüne bağımlı olduğunu, ABD'nin Venezüella, Rusya ve İran'ın Çin'e yönelik petrol arzını kesmeye çalıştığını görmezden gelmek mümkün değil."
"ABD, BM'yi yok etmeyi hedefliyor"
Diesen'in uluslararası hukukun tasfiyesine ilişkin sorusu üzerine Sachs, Trump yönetiminin BM'ye bakışını şu sözlerle özetledi:
"ABD hükümeti, Trump döneminde ama daha genel bir çerçevede de BM'den nefret ediyor, onu öldürmek istiyor; hem bin küçük kesikle hem de tek bir yıkıcı darbeyle."
Sachs'a göre bu yıl ABD, 30'dan fazla BM ajansından çekildi; temel BM antlaşmalarını reddetti; nükleer silah kontrol anlaşmalarına sırt çevirdi ve BM'ye olan mali yükümlülüklerini yerine getirmedi.
Hesapladıkları "BM uyumlu çok taraflılık endeksine" atıfta bulunan Sachs, ABD'nin bu savaştan önce bile 193 BM üyesi arasında BM süreçleriyle en az uyumlu ülke konumunda yer aldığını belirtti ve "ABD, Genel Kurul oylamalarında neredeyse her zaman İsrail, Paraguay ve birkaç küçük ülkeyle birlikte dünyanın geri kalanına karşı azınlık oyuyla oy kullanıyor" dedi.
Avrupa'nın tutumunu ise sert bir ifadeyle nitelendirdi:
"Avrupa bu konuda tamamen suç ortağı. Avrupa, BM şartının özüne, yani devletlerin birbirine karşı kuvvet kullanma ve kuvvet tehdidini yasaklayan 2. Madde'nin 4. Paragrafı'na tek bir kırıntı destek göstermiyor."
Sachs, Trump'ın emperyal tutumunu tarihsel bir perspektife oturttu:
"Koşulsuz teslimiyeti talep eden, İran'ın yeni liderini bizzat seçeceğini açıklayan bu anlayış, Hitler ya da Napolyon gibi yönetici olabileceğini sanan hezeyan içindeki aktörlerin kalıbına uyuyor. Ancak onlar bile dünyayı yönetebileceklerini sanmıyordu; kendi coğrafyaları ya da Avrupa için hâkimiyet arıyorlardı. Trump'ın retoriği ve davranışları ise dünyayı bizzat yönettiğine inandığını gösteriyor. Bu megalomani, azamet ve narsisizmin tüm özelliklerini barındırıyor. Abartmıyorum."
Avrupa, tarihin en zayıf liderliğiyle sahneye çıktı
Diesen'in Almanya ve Fransa'nın tutumuna ilişkin sorusu üzerine Sachs, Avrupa'nın stratejik özerklik yerine "ABD'nin uydusu" konumuna gerilediğini savundu. "Avrupa kimliğini ve sağduyusunu tamamen yitirdi. AB projesi parçalanıyor; nesiller içindeki en zayıf liderlikle yüzleşiyoruz" dedi.
Alman şansölyeler üzerinden somut bir değerlendirme yapan Sachs, Willy Brandt, Helmut Schmidt, Helmut Kohl, Gerhard Schröder ve Angela Merkel'i öne çıkardı:
"Bunlar karakterdi; Almanya'nın çıkarlarını kavradılar, ama yüzyıllarca süren yıkıcı Avrupa savaşlarının ardından Avrupa'yı bir barış projesi olarak görme idealini de benimsediler."
Mevcut Şansölye Friedrich Merz'i ise çok daha sert bir dille değerlendirdi:
"Merz'de Almanya militarizminin geri dönüş isteğini görüyorsunuz. Saldırgan, modern tarihin farkında değil, bir yandan ABD'ye yaltaklanıyor, öte yandan savaş çığırtkanlığı yapıyor; ne Almanya'nın ne de Avrupa'nın çıkarına en ufak bir katkısı yok. Birinci günü görevi, Rusya Cumhurbaşkanı Putin'i arayıp Almanya ile Rusya arasındaki hayati ilişkiyi ele almak ve kıtada ortak güvenliği yeniden inşa etmek olmalıydı. Bunu hiç aklına bile getirmedi."
BM Güvenlik Konseyi'nde bizzat tanıklık ettiği bir sahneyi de aktaran Sachs, ABD ve İsrail'in İran'a saldırdığı günün hemen ardından Avrupalı büyükelçilerin art arda söz alarak İran'ı kınadığını, çoğunun İsrail-ABD saldırısından hiç söz etmediğini anlattı. Danimarkalı büyükelçiyi özellikle örnek gösterdi:
"Danimarka, Greenland üzerinden Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgale çok yüksek ihtimalle yakın bir ülke. Uluslararası hukukun önemli olabileceğini kavramaları gerekirdi; çünkü bir gün dünyaya 'Bak, Emperyal Donald bize ne kadar haksız davranıyor' diye yalvaracaklar. Ama o büyükelçi, İsrail ve ABD'nin başlattığı savaşı tek kelimeyle anmadan tam gaz İran'a yüklendi. Sonra endişelerimi paylaşmak için yanına gittim; bana baktı ve döndü gitti."
"CIA, Kennedy'i öldürdü; ABD Cumhuriyeti 1963'te sona erdi"
Hukuk devletinin erozyonuna ilişkin soruya yanıt verirken Sachs, ABD dış politikasının onlarca yıldır CIA liderliğinde yürütüldüğünü, bu kurumun "gizli kara para orduları" işlevi gördüğünü ifade etti:
"Trump, bunları daha yüksek sesle ve daha çılgın bir üslupla söylüyor; ama bu, yıllardır uygulanan ABD politikasının ta kendisi. Fark şu: Obama bile 'Suriye'nin ve Libya'nın liderini ben belirleyeceğim' dedi; sadece görgü kurallarına uygun biçimde söyledi. Trump'ın görgüsü yok, megalomanisi var. Ama özü aynı."
Sachs, 1953 İran darbesine atıfta bulundu: "CIA, İran'ın demokratik hükümetini devirdi ve yerleştirdiği polis devletini 1979'a kadar destekledi. İran Devrimi de böyle doğdu; yoktan değil, ABD destekli bir polis devletinin üzerine."
Daha da ileri giderek şunu söyledi:
"CIA'nın 1963'te Kennedy'i öldürdüğüne dair kanıtlar son derece güçlü. Bu abartılı bir açıklama ya da komplo teorisi değil; açıklayıcı bir tespit. Kennedy'den bu yana hiçbir Amerikan cumhurbaşkanı güvenlik devletiyle gerçekten yüzleşmedi."
Eisenhower'ın 1961 tarihli veda konuşmasına da ayrıca değindi:
"Eisenhower halka şunu söylüyordu: Bu zaten oldu. ABD artık askeri bir devlet. Kurumlar temelden sarsıldı. Romalıların cumhuriyetten imparatorluğa geçişi gibi, ABD Cumhuriyeti'nin de Kasım 1963'te, Kennedy'nin suikastiyle sona ermiş olabileceğini düşünüyorum."
"İran savaşının fitilini ateşleyen İsrail'dir"
Sachs, bugünkü krizin baş sorumlusu olarak İsrail'i gösterdi:
"İsrail, siyasi liderliğinin yarısı MÖ 5. yüzyılın zihniyetinde olan, kural tanımaz bir devlet. Dünyayı hem muhtemelen Üçüncü Dünya Savaşı'na hem de olağanüstü bir ekonomik krize sürükledi. Bu krizin zamanlaması ve fitilini ateşleyen İsrail'dir."
ABD Büyükelçisi Mike Huckabee'nin yakın tarihli açıklamalarına da dikkat çekti:
"Huckabee iki hafta önce 'Evet, İsrail Nil'den Fırat'a kadar olan toprakların sahibidir' dedi. Tucker Carlson 'Peki bu toprakları alabilirler mi?' diye sorduğunda 'Elbette, tabii ki alabilirler' yanıtını verdi. Bu, İsrail'in çılgınlığının ABD'nin çılgınlığıyla örtüştüğünün açık göstergesi."
Konuşmanın son bölümünde Sachs, çok kutupluluk fikrinin hem 1945'te doğup hem de aynı yıl öldüğünü ileri sürdü. Roosevelt'in çok kutuplu işbirliği vizyonuna, Stalin ve Churchill ile kurduğu koalisyona ve BM'nin kuruluş felsefesine ayrıntılı biçimde değindi.
Sachs, "Roosevelt güç dengesini kavramış, pragmatik bir devlet adamıydı; ideolojik etiketleri önemsemezdi. Ama 12 Nisan 1945'te öldü ve onunla birlikte Amerika'nın çok kutuplu vizyonu da yok oldu" ifadesini kullandı.
Truman'ın ise çok daha dar kadrolu ve deneyimsiz biri olduğunu, Sovyetlere karşı küresel hâkimiyet savaşını hemen benimsediğini vurguladı; atom bombalarının Japonya'ya iki kez atılmasını "Stalin'i etkilemek için" yapıldığı şeklinde nitelendirdi.
Sachs, hegemonya ideolojisinin felsefi köklerini Thomas Hobbes'a dayandırdı:
"Doğa halinde yaşam 'yalnız, yoksul, acımasız, vahşi ve kısa'dır diyen Hobbes, düzeni sağlamak için bir Leviathan önerdi. ABD ve İngiltere bu mantığı uluslararası düzene uyguladı: 'Biz Leviathan'ız; biz olmazsak herkes herkesle savaşır.' Ama başka bir yol var: Beş yaşındaki çocuklara öğrettiğimiz şey, yani kurallar koymak, kumluğu paylaşmak, birlikte geçinmek. Bunu anlayan tek Amerikalı Roosevelt'ti; sonra Kennedy. Kennedy de muhtemelen bu inancı yüzünden öldürüldü."
Sachs, son olarak Hindistan'a da seslendi:
"Hindistan kendi çıkarlarını açık seçik görebilseydi bu süreçte belirleyici bir rol oynayabilirdi. Ama şimdilik ABD projesine eklemlenmiş görünüyor. Oysa Hint liderlerin yüzyıllarca süren Britanya İmparatorluğu deneyiminden öğrendikleri bir şey olmalı: Bu tür imparatorluk çılgınlığının peşinden gitme."
Röportajı, temkinli ama kararlı bir uyarıyla kapatan Sachs şunları söyledi:
"Trump İran'ın bir sonraki liderini belirleyeceğine ve koşulsuz teslimiyeti dayatacağına inanmaya devam ederse, her şey askeri sonuçlara bağlı kalacak. Ama gerçekçi bir ihtimal de var: İsrail ve ABD tarafından tetiklenen, uzun zamandır görmediğimiz boyutlarda küresel bir ekonomik kriz. Nükleer çağda daha önce hiç bu kadar tehlikeli bir anla yüzleşmedik. Dünya, tarihinin en tehlikeli noktasında."