Irak'taki direniş örgütleri, saha komutanlarına yönelik olası suikastlara karşı "görünmezlik" ve "yüksek teyakkuz" stratejisi uygulamaya başladı.
YDH - Amerika ve İsrail'in İran'ı hedef alan haydutluk eyleminin Irak'ı en sıcak cephelerden birine dönüştürmesiyle birlikte, sahadaki silahlı gruplar son günlerde alışılagelmişin dışında güvenlik tedbirleri uygulamaya başladı.
El-Ahbar gazetesine konuşan kaynaklar, direniş gruplarının "düşmanın mevcut aşamada sahada etkili saha komutanlarını hedef alacağına" dair güçlü istihbarat aldıklarını belirtti.
Bu durum, ABD çıkarlarını ve askeri üslerini hedef alan saldırıların ardından bir karşılık süreci olarak değerlendiriliyor.
Direniş gruplarından bir yetkili, el-Ahbar'a verdiği demeçte süreci "açık bir çatışma aşaması" olarak tanımladı.
Yetkili, "Bu süreçte çoğu grupta güvenlik teyakkuzunu en üst seviyeye çıkardık. Komutanlar artık çok sıkı güvenlik prosedürleriyle hareket ediyor, hatta birçoğu kamuoyu önüne çıkmayı bıraktı" ifadelerini kullandı.
Bu önlemlerin temel amacının, "nokta atışı" operasyonların önlenmesi ve saha komutanlarının takip edilmesini zorlaştırmak olduğu vurgulandı.
"Siyasi ve askeri süreçleri yönetmek zorundayız"
Koordinasyon Çerçevesi üyesi Ali Hüseyin, grupların aldığı bu sert önlemlerin Irak ve bölgenin içinden geçtiği hassas dönemin bir yansıması olduğunu ifade etti.
Hüseyin, el-Ahbar'a yaptığı değerlendirmede, "Saha komutanlarının korunması, operasyonların yönetimi ve karar alma süreçlerinin kesintisiz devam etmesi adına öncelikli bir konu" dedi.
Siyaset bilimci Muhammed el-Fehdavi ise lider kadroların hedef alınmasının şaşırtıcı olmayacağını, geçmişte bu yöntemin grupların kapasitesini daraltmak için kullanıldığını belirtti.
Ancak el-Fehdavi'ye göre bu tarz operasyonlar tansiyonu düşürmekten ziyade daha fazla tırmanmaya yol açıyor.
El-Ahbar'a konuşan el-Fehdavi, mevcut durumu "Irak'ı kendisinden daha büyük bir çatışma denklemine hapseden karmaşık bir bölgesel doğum sancısı" olarak nitelendirdi.
Direniş gruplarının kendilerini daha geniş bir bölgesel eksenin parçası olarak gördüğünü kaydeden el-Fehdavi, adımların Irak sahasının ötesindeki hesaplara dayandığına işaret etti.
"Stratejik yıpratma" taktikleri devreye girdi
Son günlerde Irak genelinde füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) gerçekleştirilen saldırılar, askeri noktaları ve kritik tesisleri hedef aldı.
Bağdat'taki Yeşil Bölge çevresindeki ABD Büyükelçiliği'ne ve Erbil'deki ABD varlıklarına yönelik saldırılar öne çıktı. Gruplara yakın kaynaklar, bu eylemlerin rastgele olmadığını, ABD hava savunma sistemlerini yıpratmayı ve şaşırtmayı hedefleyen, aynı zamanda askeri baskıyı sürekli kılan bir "yıpratma taktiği" olduğunu belirtti.
Saha kaynakları, şu anda Ketaib Hizbullah, Nuceba Hareketi ve diğer grupları içeren bir ortak koordinasyon mekanizmasının devrede olduğunu bildirdi.
Bu mekanizma, hedeflerin dağıtılması ve zamanlamanın belirlenmesi için kullanılıyor; böylece organizasyonel yapının tamamı deşifre edilmeden yüksek yoğunluklu saldırı temposu korunabiliyor.
Konuya vakıf bir kaynak, grupların hem saha hem de medya ve siyaset alanında birden fazla operasyonel planı olduğunu, uygulamanın değişen koşullara göre esneklik gösterdiğini vurguladı. Kaynak, "Direniş, geri adım atmayacak ve bir yatışma dönemine girmeyecek" diyerek pozisyonlarını netleştirdi.
Kataib Hizbullah sorumlularından Muhammed Hasan ise grupların çatışmaya girmediğini, zaten çatışmanın tam merkezinde olduklarını belirtti.
Hasan, el-Ahbar'a yaptığı açıklamada, "Direnişçiler, gerilimin ilk anından beri sahadaydı, şehitler ve yaralılar verdik. Son saldırılar karşılıksız kalmayacak. Gruplar saha seçeneklerini dikkatle inceliyor, önümüzdeki günlerde yanıt gelecektir" dedi.
Enerji sektörü krizin yükünü çekiyor
Bu askeri tırmanma, Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani hükümetini iki zorlu başlık arasına sıkıştırıyor: Bir yanda, diplomatik misyonların hedef alınmasının "ülke istikrarını bozduğu" gerekçesiyle bu eylemleri engelleme çabası, diğer yanda direniş gruplarına yakın güçlerin yarattığı iç baskı.
Güvenlik gerilimi, ekonomik istikrar üzerinde de doğrudan etki gösteriyor. Özellikle enerji sektöründe Körfez'deki deniz ulaşımının aksaması ve ihracat yollarındaki engeller, petrol üretiminde ciddi bir düşüşe yol açtı.
Mevcut krizin uzaması ve Körfez rotasının kapalı kalması durumunda, Irak toplam üretim kapasitesinin yarısına kadar kayıp yaşanabilir.