İngiliz ana akım medyasının, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısını açık biçimde “işgal” olarak nitelendirirken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları için daha yumuşak bir dil kullandığı belirtildi.
YDH- İngiltere merkezli araştırmacı gazetecilik portalı Declassified UK, İngiliz ana akım medyasının askeri güç kullanımını ele alış biçiminin, bu gücü kimin kullandığına bağlı olarak değiştiğini ortaya koyan bir analiz yayımladı.
Medyada “sert güç” söylemi kime göre değişiyor?
Analizde, İngiltere medyasının askeri müdahaleleri tanımlarken kullandığı dilin çifte standart içerdiği ifade edildi.
Rusya’nın Şubat 2022’de Ukrayna’ya yönelik saldırılarının başından itibaren İngiliz medyasında açık biçimde “Ukrayna’nın işgali” olarak nitelendirildiği kaydedildi.
Nexis veritabanına göre savaşın ilk haftasında İngiltere medyasında yayımlanan 12 bin 700 haberin Rusya’nın “Ukrayna’yı işgali” olarak tanımlanan olaylara odaklandığı belirtildi.
İlk savaş gecesinde Clive Myrie’nin sunduğu BBC News at Ten bülteninde ekran boyunca “Russia invades Ukraine” başlığının yer aldığı ve Myrie’nin bunu “büyük bir Rus askeri saldırısı” olarak tanımladığı aktarıldı.
Aynı akşam Tom Bradby tarafından sunulan ITV News at Ten programında ise olayların “Rus hükümeti için utanç, milyonlarca Ukraynalı için dehşet günü” olarak nitelendirildiği belirtildi.
Bradby’nin, dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Liz Truss’un sözlerini yineleyerek saldırıyı “egemen ve demokratik bir devlete yönelik kışkırtılmamış, önceden planlanmış bir saldırı” olarak tanımladığı ifade edildi.
İran saldırısı için farklı dil
Analize göre, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a düzenlediği önleyici saldırıya ilişkin yayınlarda ise benzer ifadelerin “kullanılmadığı” kaydedildi.
Haberde, televizyon yayınlarında hiçbir gazetecinin saldırıları “emperyal fetih” olarak tanımlamadığı ve İran’ın egemenliği konusuna değinmediği belirtildi.
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı ilk haftada 2 bin 336 haberde “kışkırtılmamış saldırı” olarak tanımlanırken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanı için aynı ifadeye yalnızca 390 haberde yer verildiği aktarıldı.
Analizde, bunun NATO’nun genişlemesinin Rusya’nın kararında rol oynadığına dair değerlendirmelere rağmen yaşandığı, ayrıca bombardıman başlamadan önce ABD ile İran arasında nükleer program konusunda “önemli ilerleme” kaydedildiği iddialarının bulunduğu ifade edildi.
BBC başlıklarında farklı yaklaşım
Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik saldırısı için tek bir “işgal” başlığının kullanıldığı hatırlatılan analizde, BBC’nin İran savaşıyla ilgili haberlerinde ise “ABD-İsrail İran’a saldırdı”, “İran karşılık verdi” ve “Orta Doğu’da savaş endişesi” gibi farklı başlıklar kullandığı bildirildi.
İlk haftada Rusya’nın saldırısını konu alan haber sayısı ile İran’a yönelik saldırıları konu alan haberler arasında büyük fark bulunduğu da kaydedildi. Rusya’nın saldırısının ilk haftasında 12 binden fazla haber yayımlanırken, İran’a yönelik saldırılar hakkında yalnızca 1.785 haber yayımlandığı ve bunun önceki sayının yaklaşık %14’üne denk geldiği belirtildi.
Ayrıca, Rusya’nın eylemleri ilk haftada 251 haberde “yasadışı işgal” olarak tanımlanırken, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik bombardımanının “yasadışı saldırı” olarak nitelendirildiği haber sayısının 82’de kaldığı ifade edildi.
Bu haberlerin çoğunun gazetecilerin kendi değerlendirmelerinden ziyade, parlamentodaki Yeşiller ve Liberal Demokrat milletvekillerinin açıklamalarına dayandığı kaydedildi.
Saldırıların hukuki boyutu
BBC’de yayımlanan bir programda sunucu Laura Kuenssberg’in İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’a saldırıların hukuki dayanağını sorduğu, Herzog’un ise bu soruyu “inanılmaz sorular” diyerek reddettiği aktarıldı.
Haberde, saldırıların uluslararası hukuka uygunluğu konusunun sınırlı sayıda tartışmada ele alındığı ifade edildi. Örneğin “Kanal 4 News” tarafından düzenlenen bir tartışmada ve bazı haberlerde bu konu gündeme getirildi.
Buna karşın analizde, BBC’nin “İran Savaşı” sayfasındaki 152 haberden yalnızca ikisinin, Sky News’un İran sayfasındaki 257 haberden ise yalnızca birinin saldırıların yasal olup olmadığı sorusuna değindiği belirtildi.
İngiltere’nin rolü ve “savunma” söylemi
Analizde, İngiliz medyasının çoğu zaman İngiltere’nin rolünü “savunma amaçlı” olarak vurguladığı ve ilk hafta içinde “savunma saldırıları” ifadesinin yaklaşık 715 haberde kullanıldığı ifade edildi.
Ancak gazetecilerin, Başbakan Keir Starmer’ın İran’daki füze tesislerine yönelik “sınırlı ve belirli savunma eylemlerine destek” kararının sonuçlarını ayrıntılı biçimde incelemediği belirtildi.
Saldırıların ilk gecesinde ITV muhabiri Jasmine Cameron-Chileshe’nin Starmer’ın “İngiliz uçakları bugün halkımızı, çıkarlarımızı ve müttefiklerimizi korumak için koordineli savunma operasyonlarının parçası olarak havada” sözlerini aktardığı ifade edildi.
BBC’nin hafta sonu bülteninde ise siyasi muhabir Chris Mason’ın Starmer’ın açıklamasını “İngiliz uçaklarının bölgede savunma kapasitesiyle görev yaptığı ve bunun uluslararası hukuk çerçevesinde müttefikleri korumaya yönelik olduğu” sözleriyle tekrarladığı kaydedildi.
Analize göre, bu yayınlarda farklı bir değerlendirmeye yer verilmedi.
Gazze ve Lübnan haberlerinin geri plana düşmesi
Analizde ayrıca medya gündeminin İran saldırılarına odaklanmasıyla birlikte Gazze’de devam eden İsrail saldırılarının manşetlerden “düştüğü” ifade edildi.
Bu durumun İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim faaliyetlerini artırmasına ve Lübnan’daki askeri faaliyetlerini “savunma operasyonu” olarak sunmasına alan açtığı belirtildi.
İngiliz medyasının İsrail birliklerinin Güney Lübnan’a girişini çoğu zaman “incursion” (sızma) olarak tanımladığı, “işgal” ifadesinin ise çok daha az kullanıldığı kaydedildi.
İlk hafta İsrail’in Lübnan’daki “sızma operasyonu” hakkında 242 haber yayımlanırken, “Lübnan’ın işgali” ifadesini kullanan haber sayısının 41’de kaldığı belirtildi.
Kamuoyu ile medya arasındaki fark
Analizde, İngiliz medyasının yaklaşımının kamuoyunun görüşleriyle de “çeliştiği” ifade edildi.
Ankete göre, İngiliz kamuoyunun %59’unun ABD’nin İran’a karşı askeri eylemine karşı çıktığı, yalnızca %25’inin destek verdiği kaydedildi.
Ayrıca %50’nin, Starmer’ın ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonlarında İngiliz hava üslerini kullanmasına izin verme kararına karşı çıktığı, destek oranının ise %32’de kaldığı belirtildi.
Analiz, ana akım medyanın bu görüşleri yansıtmak yerine mevcut dış politika çizgisini destekleyen bir yayın çizgisi izlediğini vurgulayarak, bunun “meşruiyeti tartışmalı ve ciddi biçimde istikrarsızlaştırıcı bir savaşta sadık yardımcılar gibi davranmak” anlamına geldiğini ifade etti.