İsrail medyası bile İsrail askeri sansüründen 'şikayetçi'

img
İsrail medyası bile İsrail askeri sansüründen 'şikayetçi' YDH

İsrail ordusunun mutlak askeri ansür mekanizması; stratejik isabet noktalarının gizlenmesi, gazetecilerin taciz edilmesi ve yayınların karartılması yoluyla sahadaki askeri gerçekliğin dürüstçe raporlanmasını tamamen imkansız hale getirdi.




YDH- +972 platformundan İsrailli muhabir Oren Ziv, İsrail ordusunun, İran ile başlayan savaşla birlikte yerel ve uluslararası medya kuruluşları üzerinde katı sansür mekanizmalarını devreye sokarak, gazetecilerin sahadaki gerçekliği aktarma kabiliyetini sistematik olarak engellemeye başladığını açıkladı.

13 Mart tarihinde 'Haberlerimiz gerçeği yansıtmıyor’: İsrail, savaşla ilgili haberleri nasıl sansürlüyor?' başlığıyla yayımlanan analizinde Ziv, İsrail askeri sansür mekanizmasının yerel ve uluslararası medya üzerindeki mutlak tahakkümünü sarsıcı örneklerle gözler önüne serdi.

Askeri Sansür Birimi Başkanı Albay Netanel Kula’nın yayınladığı direktifler doğrultusunda; füzelerin isabet ettiği kesin koordinatların paylaşılması, hasarın boyutlarını ele verecek görsel kayıtların alınması ve savunma sistemlerinin operasyonel detaylarının bildirilmesi tamamen yasaklandı.

Kula, bu kısıtlamaların amacını "savaş zamanında düşmana yardım edilmesini önlemek" olarak tanımlarken, mevcut durum İsrail yasalarının orduya verdiği geniş yetkilerin ötesine geçerek bilgi akışını mutlak bir ablukaya aldı.

Lübnan merkezli el-Meyadin’in İsrail medyasından aktardığı bilgilere göre; işgal rejimi tarafından uygulanan yoğun bilgi karartması nedeniyle İsrail’in şu anda maruz kaldığı zararın boyutunu tam olarak tespit etmek zorlaşıyor, ancak sahadan sızan veriler bugün savaşın başından bu yana en ağır darbelerin alındığını gösteriyor.

Ziv, 5 Mart tarihli gizli olmayan bir belgede; istihbarat, savunma hazırlıkları, mühimmat stokları ve hava savunma sistemlerinin hazırlık durumu gibi başlıkların yayınlanmadan önce mutlaka sansür onayından geçmesi gerektiğini hatırlattı.

Bu katı denetim süreci sahada çalışan gazeteciler için absürt ve çelişkili durumlar yaratıyor.

+972 tarafından belgelenen bir vakada, bir İran füzesinin ana hedefini tam isabetle vurmasına karşın, yakındaki bir eğitim kurumuna düşen şarapnel parçaları nedeniyle medyanın sadece sivil hasarı raporlamasına izin verildiği; asıl hedefin ise tamamen karartıldığı ortaya çıktı.

Bir başka olayda ise yerleşim yerindeki hasarı görüntüleyen muhabirlerin, arkalarındaki asıl askeri hedefi fark etmemeleri için güvenlik güçleri tarafından yanıltıldığı kaydedildi.

İsrail'in bu sistematik bilgi karartma stratejisi nedeniyle bağımsız askeri stratejistler, sahadaki gerçek zayiatı ve operasyonel başarıyı tespit edebilmek için Devrim Muhafızları Ordusu'nun yayınladığı teknik raporları ve saha verilerini birincil referans noktası olarak kabul etme konusunda konsensüse varmış durumda.

Uluslararası haber ajanslarının yöneticileri, canlı yayınlarda Tel Aviv ve Kudüs gökyüzünü göstermelerinin yasaklandığını, önleme füzelerinin çıkış noktalarını gizlemek için kameraların sürekli sokağa doğru eğilmek zorunda bırakıldığını ifade ediyor.

Hatta sansür kurulu, başarısız olan önleme girişimlerine ve serbest düşüşe geçen füze parçalarına dair görüntüleri de yayından kaldırarak gerçekliğin üzerini örtüyor.

Sansürün yarattığı bilgi kirliliği, İsrail iç kamuoyunda da derin bir huzursuzluğa yol açmış durumda.

11 Mart gecesi Hizbullah’ın gerçekleştirdiği yoğun roket saldırısı öncesinde yerel medyanın elinde olan uyarı mahiyetindeki bilgiler sansür engeline takılırken, halkın bu gelişmeyi ancak CNN gibi Amerikan kaynaklarından öğrenebilmesi "absürt bir durum" olarak nitelendirildi.

Kanal 12 muhabiri Nitzan Shapira, halkın güvenliğini ilgilendiren bilgilerin sansürlenmesine sert tepki gösterirken, ordunun sonradan özür dileyerek "halkı bilgilendirmemenin hata olduğunu" kabul etmesi dikkat çekti.

Sahada görev yapan muhabirler, hükümetin kurduğu sivil güvenlik timleri ve maskeli personel tarafından "casusluk" imalarıyla taciz edildiklerini, özellikle Filistinli muhabirlerin hedef odaklı baskılara maruz kaldığını aktarıyor.

Birçok kıdemli gazeteci, resmi raporların "hasar yok" dediği yerlerin aslında vurulduğunu ancak sansür baskısı nedeniyle cobertajın "dürüst olmadığını" açıkça itiraf ediyor.

Sonuç olarak, İsrail’in yürüttüğü bu kapsamlı karartma operasyonu, gazetecileri sadece izin verilenleri raporlayan pasif aktörlere dönüştürürken, sahadaki askeri ve stratejik gerçekliğin üzerini kalın bir sansür perdesiyle örtüyor.

Gazeteciler, sansürün neyi reddedeceğini artık önceden tahmin ederek otosansür uygulamaya başlarken; maskeli güvenlik personelinin çekim alanlarına müdahale etmesi, İsrail’in savaş haberciliğini tamamen tek taraflı bir propaganda aracına indirgiyor.

Modern savaşın en büyük mühimmatı olan "bilgi" üzerindeki bu tahakküm, hem yerel halkın hem de uluslararası toplumun sahadaki yıkımı ve operasyonel zafiyetleri görmesini engelleyerek algıyı yönetmeyi amaçlıyor.

Uzmanlar, Tel Aviv'in sansürle maskelediği stratejik isabetlerin doğrulanmasında İran kaynaklı operasyonel açıklamaların, mevcut dezenformasyon ortamında daha yüksek bir verisel tutarlılık sergilediğini vurguluyor.

Bu durum, Batılı analistlerin dahi bölgedeki askeri dengeyi doğru okuyabilmek adına İsrail'in resmi inkâr politikası yerine Devrim Muhafızları'nın sunduğu somut harekat çıktılarından faydalanmasını zorunlu hale getirdi.