Rambo'nun düşüşü

img
Rambo'nun düşüşü YDH

"Belki Hollywood yakında bugün yaşananlar üzerine gerçek ya da kurgu hikâyeler üretir. Ancak şimdiden görünen gerçek şu: Trump’ın Rambo’su Batı Asya’da düştü."




Zehra Ebu Hammade

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Zehra Ebu Hammade, Donald Trump’ın siyaset tarzını ve kişiliğini ele alıyor. Trump’ın kendisini güçlü bir stratejist olarak sunmasına rağmen gerçekte tutarsız ve narsisistik özellikler gösterdiğini vurgulayan Hammade, İran’a karşı yürütülen askeri baskının ABD ve İsrail’i çıkmaz bir duruma sürüklediğine dikkat çekiyor. Hammade, sonunda Trump’ın kendisini “yenilmez Rambo” gibi gördüğünü, ancak Batı Asya’daki gelişmelerin bu imajın çöktüğünü kaydediyor.

Trump İran’ı ele geçirmek istedi, fakat Batı Asya’yı kaybetti.

Donald Trump gerilim ve sürprizi seviyor. Bundan kuşku yok. Görünüşe göre profesyonel güreşteki (WWE) “şov” mantığı, onun siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler anlayışının da temel yöntemi.

Bu nedenle kendisi ve çevresi hakkında mutlak ve peşin hükümler içeren sloganlar üretti. Bunlardan biri “onu öngöremezsiniz”, bir diğeri “ne olduğunu yalnız Trump bilir”, bir başkası ise “ne yapacağını bilmek ya da tahmin etmek imkansızdır”.

Oysa bunların tamamı hayal ürünü abartılar. Hatta belki de tam tersi geçerli: Bu, en açık ve planı en kolay okunabilen Amerikan başkanlarından biri; çizgisini ve hedeflerini anlamak mümkün.

Trump anlık ve düzensiz davranan, kurumları tanımayan biri olduğu için siyaset ya da stratejiyle ilgisi olmayan ruh halleri doğrultusunda görüşünü değiştirebiliyor.

Trump yönetiminde Ulusal Güvenlik Danışmanı olan John Bolton, “Her Şeyin Yaşandığı Oda: Beyaz Saray’dan Hatıralar” adlı kitabında bunu şöyle anlatıyor: “Başkan için günlük gündemi hazırlayan bir ekip var. Fakat herkesin şaşkınlığına yol açan şey şu oluyor: Başkan kimseye danışmadan attığı bir tweet ile her şeyi değiştiriyor.”

Trump 1987’de, iş dünyasında başarı elde ettikten sonra “Anlaşma Sanatı” adlı kitabını yayımladı. Başlığın bilinçli biçimde seçildiği açık.

İlham kaynağı, Çinli asker ve filozof Sun Tzu’nun 2500 yıl önce yazdığı “Savaş Sanatı”. Trump yeni bir yaklaşımın referansı olmayı hedefleyerek Tzu’yu taklit etmek istedi.

Çinli düşünürün kitabı bugün hâlâ strateji ve çatışma yönetimi alanında en etkili eserlerden biri kabul ediliyor. Güçlüler ve zayıflar için şu sorulara cevap veriyor: Rakiple ne zaman yüzleşmeli, ne zaman geri çekilmeli?

Abartıya kaçmadan nasıl özgüven geliştirilir? Savaşı başlatmadan önce maliyeti nasıl hesaplanır? Rakibin güçlü yönleriyle nasıl baş edilir ve zayıf noktalarından nasıl yararlanılır?

Trump kitabında kendisini ticari müzakere alanında sıra dışı bir uzman gibi sunmaya çalışıyor ve başarı için beş ilke sıralıyor: Büyük düşünmek, kaybetmemeyi garanti altına almak, baskı araçlarını kullanmak, anlatıyı ve kamu algısını kontrol etmek ve saldırgan davranmak.

Trump’ın pratikteki davranışlarına bakıldığında ise aynı konuşma içinde bir şeyin hem kendisini hem de tersini söyleyebildiği görülüyor.

Bir an sonra kendi sözünü yalanlaması da mümkün. Bunun sayısız örneği var. Daha da önemlisi, yenilgiyi kabul etmiyor. Her yenilgiyi ince bir “tissue” kâğıdına sarıp hediye gibi sunuyor ve böylece kayıp, dünyanın en iyi anlaşmasına dönüşüyor.

Psikolojik açıdan bakıldığında, “Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı” ölçütlerine göre ABD başkanı narsisistik kişilik özellikleriyle örtüşüyor: Aşırı büyüklük duygusu, güç ve dış görünüşe aşırı takıntı, kendisini benzersiz görme eğilimi, yoğun hayranlık ihtiyacı, empati eksikliği, üstünlük hissi, başkalarına karşı kıskançlık ve kibirli tavırlar.

İsrail ordusunda kriz yönetimi birimi komutanı Doron Hadar da bu değerlendirmeyi hatırlatarak Donald Trump’ın psikolojik bir rahatsızlık yaşadığını belirtiyor.

Trump’ın yeğeni Mary Trump ise amcasında “narsisizm, zorbalık ve sorunlu bir yetişme sürecinden kaynaklanan büyüklük hezeyanı belirtileri” bulunduğunu ifade ediyor.

Mary klinik psikoloji alanında uzman olsa da amcasıyla yaşadığı kişisel deneyimler ona beklenmedik izlenimler kazandırdı. Kendi anlatımına göre bir keresinde mayo giydiği sırada Trump’ın sözlü tacizine maruz kaldı.

Bu olayı “Çok Fazla ve Asla Yeterli Değil: Ailem Dünyanın En Tehlikeli Adamını Nasıl Yarattı?” adlı kitabında anlatıyor. Mary ayrıca Trump’ın Pensilvanya Üniversitesi Wharton Okulu’na kabulünün tamamen hak edilmiş olmadığını söylüyor.

Ona göre amcası akademik performansının kabul sürecini etkilemesinden endişe ediyordu ve bu nedenle SAT sınavına kendi yerine girmesi için Joe Shapiro adlı, sınavlarda başarıyla tanınan zeki bir öğrenciyi ayarladı.

Mary Trump, Donald’ın yetişmesinden dedesini sorumlu tutuyor. “Annesinin onu en az bir yıl boyunca terk etmesi ve güven ya da şefkat göstermeyen bir baba tarafından büyütülmesi, hayatı boyunca iz bırakacak derin bir yoksunluk yarattı” diyor.

Babası Fred Trump’ı ise “psikolojik sorunları olan fakat yüksek kapasiteye sahip biri” olarak tanımlıyor ve yetiştirme tarzının sertlik ve duygusal soğuklukla karakterize edildiğini anlatıyor.

Kitabında, amcasının kitaplarından birini yazmasına geçici olarak yardım etmekle görevlendirildiğini ve bu sırada Trump’ın kendisini reddeden kadınlardan şikâyet ettiğini tesadüfen duyduğunu da aktarıyor.

Mary Trump, Daily Beast podcast’inde yaptığı açıklamada amcasında bazen babasında gördüğü belirtileri fark ettiğini söylüyor. Fred Trump’a 1991’de “hafif yaşlılık bunaması” teşhisi konmuştu.

Mary, “Ona baktığımda dedemi görüyorum. Aynı şaşkın bakışı görüyorum. Bazen zamanın ve mekânın farkında değilmiş gibi görünüyor. Kısa süreli hafızasının zayıfladığı izlenimi veriyor” diyor.

  • **

Mary Trump son eleştirilerinde amcasının İsrail ile birlikte İran’ı hedef alan ortak bir askeri operasyon başlatma kararını sert biçimde kınadı. Ona göre “bu askeri operasyonun İran halkını desteklemekle ilgisi yok, gizli kişisel motivasyonlardan kaynaklanıyor.”

Mary sözlerini şöyle sürdürdü: “Donald için tek bir gerekçe var. Başının belada olduğunu biliyor. Bu yalnızca gündemi değiştirmekle ilgili değil; bu bile başlı başına kötü olurdu. Asıl mesele onun bir dolandırıcı, başarısız ve ahlaki açıdan çökmüş biri olduğu gerçeğini gizlemek.”

Trump ailesindeki sorunlardan bağımsız olarak artık kesin olan şu: ABD başkanı hedeflerine ulaşmak için askeri güç de dahil her türlü azami baskı aracını kullanıyor.

Fakat rakibi tereddüt göstermeden karşısında durursa onu diplomatik yollarla kazanmayı deniyor. Kanada ve Vladimir Putin ile ilişkilerde bu durum görüldü.

Hatta Putin’i Alaska’ya davet etti ve Amerikan hayalet savaş uçakları onu selamladı. Grönland meselesinde de Avrupalılar sert bir tavır alınca geri adım attı.

Trump açısından plan şu: Önümüzdeki haziranda yapılacak Dünya Kupası finalleri öncesinde Venezuela, İran ve Nijerya petrolünü kontrol altına almak ve Küba üzerinde hâkimiyet kurmak. Amaç küresel enerji dosyasını elinde toplamak ve nisan ayında Çin Devlet Başkanı ile görüşürken bunu masaya koymak.

Fakat İran’ın direnci ve askeri girişimi, Trump’ı, ordusunu, yönetimini ve onlarla birlikte Benyamin Netanyahu ile İsrail ordusunu çıkmaz bir bataklığa sürükledi. Geri çekilirlerse tamamen kaybedecekler; ilerlerlerse daha derine batacaklar. Peki ne yapacaklar?

Trump medya zaferi ilan ederek geri çekilmeyi düşündü: İran’ın nükleer ve füze projelerini, askeri fabrikalarını yok ettiğini ve İran’ın şartlarını kabul etmeden hedeflerine ulaştığını söylemek.

Ardından saldırıyı tek taraflı başlattığı gibi tek taraflı ateşkes ilan etmek. Ancak bu seçenek karara dönüşürse İran’ın, Batı Asya’daki tüm Amerikan güçleri ve üsleri çekilene kadar mücadeleyi sürdürme kararıyla karşılaşabilir.

  • **

ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü operasyon odasını Amiral Brad Cooper yönetiyor. Cooper, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı.

Özgeçmişine bakıldığında hem başarılar hem de başarısızlıklar görülüyor. Dikkat çeken nokta şu: Üç önemli görevde başarısız oldu, Afganistan, Gazze ve Yemen.

Cooper 2021’de ABD’nin Afganistan’dan çekildiği sırada Kabil’de danışman ve güvenlik yetkilisiydi. Washington’un “müttefiklerinin” uçaklara tutunarak kaçmaya çalıştığı görüntüler herkesin hafızasında.

Gazze’de ise soykırım sürerken sahil açıklarında kurulan yüzer iskelenin sabitlenmesini başaramadı; dalgalar yapıyı parçaladı.

Yemen’de de “İran ve Husilerin faaliyetleriyle mücadele” için çeşitli saha operasyonlarını yönetti. Bunlar arasında 2023’teki “Prosperity Guardian” ve 2025’te Güney Kızıldeniz’de yürütülen “Poseidon Archer” operasyonları bulunuyor.

Cooper Şubat 2024’te “Husilere karşı yürütülen eylemler II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD donanmasının gerçekleştirdiği en büyük ve en yoğun operasyon” dedi.

Buna rağmen ateşkes ilan etmek zorunda kaldı ve uçak gemisi geri çekildi. Üstelik gemiden en az iki F-18 savaş uçağı düştü. Donald Trump da sonunda “Husiler cesur ve güçlü savaşçılar” dedi; oysa Yemen’e saldırının başında onlara “zamanınız tükendi” diye seslenmişti.

Cooper şimdi İran’a yönelik saldırıyı yönetiyor. Onun geçmişi göz önüne alındığında, özellikle bölgemizde başarısızlık ihtimali başarı ihtimalinden daha yüksek görünüyor.

  • **

Amerikalılar John Rambo adlı kurgu karaktere büyük yatırım yaptı. Vietnam yenilgisinin izlerini silmek için onu yenilmez bir Amerikan sembolüne dönüştürdüler.

Rambo ilk kez David Morrell’in 1972’de yayımlanan “İlk Kan” romanında ortaya çıktı ve Sylvester Stallone’un başrolünü oynadığı film serisiyle dünya çapında ün kazandı. Gerçek dünyada ise Trump kendisini Rambo sanıyor.

Belki Alman kökenleri nedeniyle böyle düşünüyor. Oysa gerçekte o, tartışmasız biçimde yüzyılın Adolf Hitler’i. Rambo filmlerinden bir alıntı şöyle: “Hepsini öldürebilirdim, seni de öldürebilirdim. Şehirde yasa sensin, ama burada yasa benim. Daha ileri gitme, yoksa inanamayacağın bir savaş başlatırım.”

Bu sözler Trump’ın söylemlerine uyarlanabilir; anlam ve üslup şaşırtıcı biçimde benziyor.

İlginç olan şu ki Rambo Vietnamlıları, Afganları, Taylandlıları, Birmanyalıları ve Meksikalıları öldürdü; fakat ABD’nin bölgemizdeki suçlarını örtmek için onun maceralarını anlatan bir film yapılmadı.

Belki Hollywood yakında bugün yaşananlar üzerine gerçek ya da kurgu hikâyeler üretir. Ancak şimdiden görünen gerçek şu: Trump’ın Rambo’su Batı Asya’da düştü.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel