Ateşkes yok, temas var: Lübnan dosyasında asimetri derinleşiyor

img
Ateşkes yok, temas var: Lübnan dosyasında asimetri derinleşiyor YDH

İsrail’in kara operasyonunu genişletmesi ve Washington’dan gelen sert açıklamalar, Lübnan-İsrail arasında olası müzakereleri sahadaki askeri denkleme bağladı.




YDH - İsrail, Savaş Bakanı Yisrael Katz’ın açıklamasıyla Lübnan’a yönelik kara harekâtını başlattığını duyurdu ve operasyonun hedefler tamamlanana kadar süreceğini bildirdi.

Enerji Bakanı Eli Cohen ise “Güney Lübnan’a güçlü biçimde girdik ve Litani’ye kadar bir tampon bölge oluşturmayı hedefliyoruz” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump da “Hizbullah büyük bir sorun ve çok hızlı biçimde ortadan kaldırılıyor” ifadelerini kullandı. Trump, direnişin uzun süredir Lübnan’da sorun teşkil ettiğini iddia etti.

Bu açıklamalar, Lübnan ile İsrail arasında doğrudan müzakere ihtimalinin konuşulduğu bir döneme denk geldi. Batılı kaynaklar bu temas ihtimalini “tahmin düzeyinde” nitelendirirken, dikkat çeken unsurun Lübnan yönetiminin bu yöndeki hızlı yönelimi olduğu belirtildi.

Aynı kaynaklara göre İsrail, sahada istediği sonucu elde etmeden kısa vadede müzakereye sıcak bakmıyor; askeri kazanımları siyasi zemine taşımayı hedefliyor.

Dış baskı kanalları, Lübnan’ı daha fazla taviz vermeye yönlendirmeyi sürdürüyor. ABD ve Fransa’nın, Meclis Başkanı Nebih Berri ile temas kurarak müzakere heyetine bir Şii temsilcinin dahil edilmesini ve sürecin siyasi olarak desteklenmesini istediği aktarıldı.

ABD’nin Beyrut Büyükelçisi Lisa A. Johnson ile Fransa’nın Beyrut Büyükelçisi Hervé Magro’nun Ayn et-Tine’de gerçekleştirdiği görüşmelerde bu önerinin gündeme geldiği belirtildi. Diplomatik temaslarda ayrıca Berri’nin Baabda Sarayı’nı ziyaret ederek Cumhurbaşkanı’nın girişimine destek açıklaması yapması önerildi.

Berri ise bu önerilere “girişimi desteklediğini ancak ateşkes olmadan müzakereyi kabul etmeyeceğini” belirterek yanıt verdi. İsrail’in ilerleyişi sürerken müzakere masasına oturmanın, Tel Aviv’in savaş yoluyla dayatmak istediği sonuçları zımnen kabul anlamına geleceğini ifade etti.

Aynı değerlendirmede İsrail’in de sahadaki gelişmeler sonuçlanmadan anlaşmaya yönelmediği vurgulandı.

El-Ahbar gazetesine konuşan Berri’ye yakın kaynaklar, Meclis Başkanı’nın ateşkes sağlanmadan hiçbir diyalog sürecine girmeme tutumunu koruduğunu ve bu mesajı Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres aracılığıyla Batılı başkentlere ilettiğini aktardı. Mesajda 27 Kasım 2024 tarihli anlaşmaya geri dönülmesi ve “mekanizma” olarak tanımlanan çerçevenin temel alınması gerektiği belirtildi.

ABD ve İsrail’in tutumu karşısında diplomatik ağırlığı sınırlanan Fransa’nın ise sürece dahil olma ısrarını sürdürdüğü, bu kapsamda Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot’nun önümüzdeki hafta Beyrut’a gitmesinin planlandığı kaydedildi.

Hükümet kararları müzakere zeminini etkiliyor

Siyasi temasları izleyen kaynaklar, Lübnan hükümetinin aldığı kararların olası müzakere sürecinde belirleyici olacağını ifade etti. Kaynaklara göre hükümetin direniş yapısının meşruiyetini reddeden ve silahsızlandırılmasını öngören yaklaşımı, müzakere masasında Lübnan tarafının pozisyonunu sınırlıyor.

Aynı çerçevede, bazı milletvekillerinin Hizbullah ile olası bir iç çatışmanın maliyetinin İsrail ile savaşın maliyetinden daha düşük olacağını kamuoyuna açık biçimde dile getirmesinin, hükümet çizgisiyle uyumlu bir yaklaşım olarak görüldüğü aktarıldı.

Bu değerlendirmeye göre, olası bir müzakere oturumunda İsrail tarafının Lübnan hükümetinin aldığı bu kararları referans göstererek, “önce bu taahhütlerin uygulanmasını” talep etmesi bekleniyor. Bu durum, müzakerenin çerçevesinin sahadaki askeri gelişmelerle birlikte Beyrut’un kendi kararları tarafından da belirlendiğine işaret ediyor.

Siyasi kaynaklar, hükümetin orduyla ilişkilerinin de bu çerçevede şekillendiğini belirtti. Karar alma sürecinin yalnızca siyasi tavizlerle sınırlı kalmadığı, iç dengeleri doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurduğu ifade edildi.

Aynı kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri’ye hükümetin direniş yapısına yönelik kararlarına verilen desteğin geri çekilmesi çağrısında bulunulduğunu aktardı. Bu adımın atılmaması halinde ordunun kritik bir konumda kalabileceği ve bunun güvenlik dengeleri açısından risk yaratacağı değerlendirildi.

Ordu komuta kademesinin mevcut pozisyonunu koruma eğiliminde olduğu ve Cumhurbaşkanı Jozef Aun'un da bu yaklaşışı dikkate aldığı ifade edildi. Kaynaklara göre Aun, ordu içinde değişiklik yapılmasına ve kurumun iç çatışmaya sürüklenmesine karşı mesafeli duruyor.

Cumhurbaşkanı askeri çözüm görmüyor

Baabda Sarayı’nda ise dış temasların sınırlı kaldığı bir dönemde Cumhurbaşkanı Jozef Aun, “süregelen kaybın durdurulması” çağrısında bulundu.

Aun, başlattığı girişimle günlük kayıpların önüne geçmeyi hedeflediğini ve askeri bir çözüm perspektifi görmediğini söyledi.

Aun, “Başka aktörlerin savaşı yeniden topraklarımıza taşındı. Bu savaşla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantımız yok” ifadelerini kullandı ve gecikmenin maliyetinin arttığını belirtti.

Siyasi kaynaklar, Aoun’un dış aktörlerle temas kurarak Berri üzerinde dolaylı baskı oluşturduğunu ve bu yaklaşımın iç kamuoyunda da destek bulduğunu aktardı.

Maruni Patriği Beşara er-Rai’nin Baabda ziyaretinde Cumhurbaşkanı’nın girişimine destek vermesi, bu iç siyasi zeminin bir göstergesi olarak değerlendirildi.