ABD’nin İran’a karşı başlattığı haydutluk eylemi sonrası Washington’un Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çağrısı, Avrupa başta olmak üzere müttefiklerde karşılık bulmadı. Liderler, istişare eksikliğine ve operasyonun hedeflerine dair belirsizliğe işaret ederek askeri katkıdan kaçınıyor.
YDH - Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Washington ile Berlin arasına mesafe koydu. ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çağrısına yanıt vermedi. Daha ileri giderek, İran’a karşı başlatılan saldırganlık eyleminin kendisini hedef aldı.
Merz, çarşamba günü Alman parlamentosunda yaptığı konuşmada, operasyonun başarıya ulaşmasına dair ikna edici bir plan bulunmadığını söyledi. Reuters’ın aktardığına göre Merz, “Bugüne kadar bu operasyonun nasıl başarıya ulaşabileceğine dair ikna edici bir plan yok” dedi. Aynı konuşmada Washington’un Avrupalı müttefiklerle istişare yürütmediğini vurguladı. “Washington bizimle istişare etmedi ve Avrupa desteğinin gerekli olduğunu söylemedi. Bu yolun izlenmemesi gerektiğini söylerdik” ifadelerini kullandı.
Bu çıkış, Almanya’nın sadece askeri katkıdan kaçındığını değil, operasyonun stratejik çerçevesine de mesafe koyduğunu gösterdi.
Fransa ve İngiltere geri durdu
Trump’ın çağrısı Avrupa genelinde karşılık bulmadı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı günü kabine toplantısında ülkesinin mevcut çatışma sürerken Hürmüz Boğazı’nı açmaya yönelik girişimlere katılmayacağını söyledi. Macron, “Çatışmanın tarafı değiliz” dedi.
Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer kamuoyuna daha temkinli açıklamalar yaptı. Buna rağmen Trump’ın eleştirilerinin hedefi oldu. Başkan, Starmer’ın İngiliz savaş gemilerini bölgeye gönderme konusundaki isteksizliğini açık biçimde eleştirdi.
Normal koşullarda dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran’ın bölgedeki sevkiyatı kısıtlaması fiyatları yükseltti. Bu artış, Trump üzerindeki iç siyasi baskıyı da artırdı.
Avrupa dışı aktörler de mesafeli
ABD-İsrail ortak saldırısına yönelik çekinceler Avrupa ile sınırlı değil. 28 Şubat’ta başlayan çatışmaya diğer müttefikler de mesafe koydu.
Avustralya Ulaştırma Bakanı Catherine King, ülkesinin Hürmüz’e gemi göndermeyeceğini açıkladı. “Böyle bir talep gelmedi ve katkı sunmuyoruz” dedi.
Gözler şimdi Japonya Başbakanı Sanae Takaichi’ye çevrildi. Takaichi’nin perşembe günü Beyaz Saray’da Trump ile görüşmesi planlanıyor. Başbakan, çarşamba günü parlamentoda yaptığı konuşmada ziyaretin “son derece zor” geçmesini beklediğini söyledi.
Takaichi, Japonya’nın askeri sınırlamalarını belirleyen anayasal çerçeveye işaret etti. Bu sınırlamalar İkinci Dünya Savaşı sonrasına uzanıyor. Bloomberg’in aktardığına göre Takaichi, “Bu noktaları açık biçimde ileteceğim. Tarihimiz nedeniyle ABD tarafının bu yasaları anladığını düşünüyorum” dedi.
Trump tonunu yükseltti
Trump’ın müttefiklerin çekincelerine anlayış gösterip göstermeyeceği belirsizliğini koruyor. Başkan, son günlerde destek eksikliğini sert ifadelerle eleştirdi.
Salı günü sosyal medya paylaşımında, ABD’nin dünyanın en güçlü ülkesi olduğunu vurguladı. “KİMSENİN YARDIMINA İHTİYACIMIZ YOK!” dedi.
Çarşamba sabahı Truth Social’da yaptığı başka bir paylaşımda İran’a yönelik daha ileri adımların sonuçlarını tartıştı. “İslam Cumhuriyeti’ni tamamen bitirsek ve onu kullanan ülkelerin, bizim değil, sözde ‘Boğaz’dan sorumlu olmasına izin versek ne olur?” diye sordu. Ardından, “Bu, karşılık vermeyen ‘müttefiklerimizi’ hızla harekete geçirir” ifadelerini kullandı.
Ancak uzmanlar, bu yaklaşımın kısa vadede müttefikleri hizaya getirmesinin düşük ihtimal olduğunu belirtiyor.
İstişare eksikliği etkili
Analistler, Avrupa başkentlerinde teşviklerin ters yönde işlediğini vurguluyor. Trump zaten kıta genelinde sınırlı destek görüyor. İran’a yönelik saldırılar öncesinde İsrail dışında müttefiklerle kapsamlı istişare yürütülmemesi, bu mesafeyi artırdı.
New Hampshire Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında görev yapan Elizabeth Carter, Avrupalı liderlerin sürece dahil edilmemesinin belirleyici olduğunu söyledi. Carter, “Birçok Avrupa lideri, kendilerine danışılmadan yürütülen bir operasyona destek vermekte isteksiz. ABD’nin tek taraflı hareket ettiği ve şimdi sonuçları yönetmek için müttefiklerden yardım istediği yönünde güçlü bir algı var” dedi.
Carter, bu tutumun kısmen Irak Savaşı’na dair hafızayla da bağlantılı olduğunu ekledi.
Gerilim yalnızca İran’la sınırlı değil
Müttefikler ile Washington arasındaki görüş ayrılığı sadece İran başlığıyla sınırlı kalmadı.
İrlanda Başbakanı Micheal Martin, salı günü geleneksel Aziz Patrick Günü ziyareti sırasında Trump ile aynı ortamda göç ve Ukrayna savaşı konularında farklı pozisyon aldı.
Daha önce yaşanan tartışmalar da ilişkileri etkiledi. Trump’ın Kanada’yı “51. eyalet” olarak tanımlaması Ottawa’da tepkiyle karşılandı. Avrupa’da ise Danimarka’ya bağlı Grönland’ı kontrol altına alma fikrini gündeme getirmesi daha derin bir kırılma yarattı; daha sonra bu söylemden geri adım attı.
Ocak ayında NATO bağlamında yaptığı açıklamalar da tepki çekti. Trump, ABD dışındaki NATO birliklerinin Afganistan’da cephe hattından uzak kaldığını söyledi. Oysa Birleşik Krallık silahlı kuvvetleri Afganistan’da 450’den fazla kayıp verdi. ABD dışındaki ülkeler toplam kayıpların yaklaşık üçte birini oluşturdu. Starmer, bu sözleri “hakaret içeren ve açık biçimde kabul edilemez” diye niteledi.
Carter, bu tabloyu daha geniş bir çerçevede değerlendirdi. Trump’ın yaklaşımının Avrupa’da ABD’nin güvenilir ve öngörülebilir bir ortak olup olmadığına dair kaygıyı derinleştirdiğini söyledi. “Sorun yalnızca Grönland, Kanada ya da Afganistan’a ilişkin tekil açıklamalar değil; genel tutarsızlık deseni” değerlendirmesini yaptı.
Kamuoyu baskısı sınırlı
Trump ise müttefiklerin ABD’den faydalandığını savunuyor. Ülkelerin savunma yükünü daha fazla üstlenmesi gerektiğini dile getiriyor. İran konusunda ise başkalarının adım atmadığı yerde kendisinin karar aldığını vurguluyor.
Bu yaklaşımın destekçileri var. Ancak Avrupa’da kamuoyu eğilimi farklı seyrediyor.
YouGov’un ocak ayında Danimarka, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Birleşik Krallık’ta yaptığı ankete göre Trump’a olumlu bakanların oranı hiçbir ülkede yüzde 20’yi aşmadı. Almanya’da bu oran yüzde 11, olumsuz görüş bildirenlerin oranı yüzde 84 olarak ölçüldü.