Neocon'lar Tucker Carlson'a hapis mi istiyor?

img
Neocon'lar Tucker Carlson'a hapis mi istiyor? YDH

Anayasa hukukçusu Robert Barnes, CIA’in gazeteci Tucker Carlson’ın İranlı yetkililerle yaptığı görüşmeleri yasa dışı şekilde izlediğini ve bu durumun muhalif sesleri sindirmeye yönelik sistematik bir yıldırma operasyonu olduğunu söyledi.




YDH - Anayasa hukukçusu ve 1776 Hukuk Merkezi (1776 Law Center) kurucusu Robert Barnes, Tom Woods'a yaptığı açıklamalarda, CIA’in gazeteci Tucker Carlson’ın iletişim kanallarına müdahale ettiği yönündeki iddiaları ele aldı.

Carlson’ın 2025 yazında İran Cumhurbaşkanı ile röportaj yapma girişimi sırasında mesajlarının ve yazışmalarının CIA tarafından takip edildiğine dair haberlere değinen Barnes, bu eylemin CIA’in kendi tüzüğünü ve ABD vatandaşlarının anayasal haklarını ihlal ettiğini belirtti.

Barnes, CIA’in ABD toprakları içinde kendi vatandaşlarını izleme yetkisi olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:

"Eğer CIA gerçekten bu iletişimleri kestiyse ve casusluk yaptıysa, bu Tucker Carlson'ın değil, CIA'in suç işlediği anlamına gelir. Kendi yetki alanlarının dışına çıkarak anayasal hakları çiğnemişlerdir." Barnes ayrıca, Carlson’a yönelik olası bir Yabancı Acenta Kayıt Yasası (FARA) ihlali suçlamasının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, zira yasanın gazetecilik faaliyetlerini açıkça muaf tuttuğunu ifade etti.

"Savaş makinesi devreye girdiğinde sansür başlar"

Barnes, Carlson’ın karşı karşıya kaldığı bu durumun münferit bir olay değil, savaş dönemlerinde tırmanan sistematik bir yıldırma politikasının parçası olduğunu savundu.

"Haber toplama faaliyeti yürüten bir gazetecinin FARA kapsamında yargılanması anayasal olarak mümkün değildir" diyen Barnes, asıl amacın diğer muhalif isimlere "başınızı eğin ve sesinizi kesin, yoksa sıradaki siz olursunuz" mesajı vermek olduğunu ifade etti.

İran ile yaşanan savaşın "resmi bir savaş ilanı" olmadan yürütülmesinin hukuki boyutlarına da değinen Barnes, Trump yönetiminin "özel çatışma operasyonu" gibi kavramlar kullanarak Orwellvari bir dil benimsediğini belirtti.

Barnes, "Vatana ihanet yasaları ancak resmi bir savaş ilanı olduğunda geçerlidir. Medyayı savaşın başarısızlıklarını ifşa ettiği için ihanetle suçlamak anayasal bir sapmadır" şeklinde konuştu.

"Washington yönetimi İsrail lobisi tarafından kuşatıldı"

Robert Barnes, Carlson’a yönelik saldırıların ve Trump yönetimindeki dış politika değişiminin altında yatan temel dinamiğin İsrail lobisi olduğunu dile getirdi.

Barnes, Trump’ın ikinci döneminde kabineye seçilen isimlerin ortak özelliğinin "önce İsrail" anlayışına sahip olmaları olduğunu savundu.

Barnes analizinde şu ifadelere yer verdi: "Hükümetin dış bir güç tarafından ele geçirildiği iddia ediliyor. Bu güç Katar, Suudi Arabistan, İran ya da Rusya değil; bu güç İsrail lobisidir. Trump yönetimi, dış politika önceliklerinden Epstein dosyalarına kadar her konuda bu lobinin tam boyunduruğu altına girmiştir."

Barnes ayrıca, Brandon Weisser ve Dan Caldwell gibi Trump destekçisi uzmanların, sadece İsrail’e tam biat etmedikleri gerekçesiyle yönetimden dışlandıklarını iddia etti.

"Trump gerçeklikten kopmuş, 'Kral Lear' gibi"

Yönetim içindeki kaynaklarına dayandırarak Trump’ın zihinsel durumuna dair çarpıcı iddialarda bulunan Barnes, Başkan’ın giderek gerçeklerden koptuğunu ve çevresinin sadece dalkavuklarla çevrili olduğunu savundu.

Barnes, "Duyduğuma göre Susie Wiles, kabine üyelerine Trump’a olumsuz algılayabileceği hiçbir bilgiyi iletmemeleri talimatını vermiş. Trump şu an hayali bir evrende yaşıyor" dedi.

JD Vance’in İran savaşına karşı çıktığı için yönetimde marjinalize edildiğini ve yetkilerinin tırpanlandığını belirten Barnes, "Trump artık yanında 'katilleri' (doğruyu söyleyen sert isimleri) değil, sadece dalkavukları istiyor. Bu durum ülkeyi nükleer silah kullanımı gibi geri dönülemez felaketlerin eşiğine getirebilir" uyarısında bulundu.

"2028'de iki partili duopol yıkılabilir"

Siyasi geleceğe dair öngörülerini de paylaşan Barnes, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin mevcut yapılarının halkın taleplerine yanıt vermediğini belirtti.

Birleşik Krallık’taki siyasi dönüşümün ABD için de bir emsal teşkil edebileceğini söyleyen Barnes, 2028 seçimlerinde Thomas Massie gibi isimlerin bağımsız bir üçüncü parti seçeneği olarak ciddi bir karşılık bulabileceğini vurguladı.

Barnes, "1776 Hukuk Merkezi olarak yaptığımız anketler, Thomas Massie’nin daha ülkenin yarısı onu tanımazken bile yüzde 20 bandında oy alabileceğini gösteriyor. İnsanlar artık bu savaş yanlısı ve banka odaklı iki partili yapıdan kurtulmak istiyor" diye konuştu.