İmam Sadık Üniversitesi öğretim üyelerinden el-Ezher’in İran kınamasına yanıt

img
İmam Sadık Üniversitesi öğretim üyelerinden el-Ezher’in İran kınamasına yanıt YDH

İmam Sadık Üniversitesi’nden akademisyenler, el-Ezher’in İran’ın ABD hedeflerine yönelik saldırısını kınayan açıklamasına karşı kapsamlı bir metin yayımladı. Metinde, söz konusu askeri eylem doğrudan saldırıya verilmiş meşru müdafaa olarak tanımlandı ve Sünni fıkhına dayandırıldı.




YDH - Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nin İran’ın bölgede ABD askeri üslerine yönelik saldırısını kınayan açıklamasına karşılık, İmam Sadık Üniversitesi’nden akademisyenler dört maddelik kapsamlı bir bildiri yayımladı.

Akademisyenler, El-Ezher’in ilmi konumuna saygı gösterdiklerini belirtirken, İran’ın eylemlerinin hem şer’i hem hukuki açıdan meşru olduğunu vurguladı.

“Her mümin için hakkı savunmak zorunludur” başlığıyla yayımlanan bildiride, İran’ın hiçbir zaman İslam ülkelerine ya da Arap halklarına karşı girişimde bulunmadığı ifade edildi.

Metinde, gerçekleştirilen saldırının ABD’nin İran halkına, çocuklara, askeri unsurlara ve çıkarlarına yönelik doğrudan askeri müdahalesine verilen sınırlı ve meşru karşılık olduğu belirtildi.

Ayrıca İmam Nevevi, İbn Teymiyye ve Şatibi gibi Sünni alimlerin görüşlerine atıf yapılarak, Müslüman topraklarının saldırıya uğraması halinde imamın iznine gerek olmaksızın savunmanın dini yükümlülük olduğu ifade edildi.

Bildirinin ikinci bölümünde, “işgale karşı direniş” ile “İslam ülkelerine saldırı” arasında ayrım yapıldı. Metinde, bölgedeki ABD askeri üslerinin Irak’tan Filistin’e kadar Müslüman toplumlara yönelik işgal ve saldırı altyapısı oluşturduğu belirtildi.

“Def’u’l-adu es-sail” olarak bilinen fıkhi ilkeye atıf yapılarak, Gazali ve İbn Kudame gibi alimlerin eserlerinde de yer alan bu ilkeye göre saldırganın askeri yöntemlerle dahi püskürtülmesinin zorunlu olduğu ifade edildi. Bu çerçevede İran’ın eyleminin işgale karşı müdafaa kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kaydedildi.

Üçüncü bölümde, Sünni fıkhında kolektif savunma ve ümmet sorumluluğu ele alındı. İmam Maverdi ve İbn Aşur’un düşüncelerine atıf yapılan metinde, işgal ve zulme karşı ortak müdafaa “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker” kapsamında değerlendirildi.

Açıklamada, İslam topraklarına yönelik saldırılar karşısında sessiz kalmanın, zulümle dolaylı iş birliği anlamına geldiği belirtildi.

Dördüncü ve son bölümde, akademisyenler el-Ezher’i “fıkhu’l-makasid” ve adalet temelli ilmî bir diyaloga davet etti. Medya kaynaklı siyasi değerlendirmelere dayanarak açıklama yapılmaması gerektiği ifade edildi.

Metinde, meşru müdafaa eylemlerinin kınanmasının, şeriatın dinin, canın ve İslam topraklarının korunmasına yönelik amaçlarının göz ardı edilmesi anlamına geldiği belirtildi.

Bu kapsamda, İslam dünyasının entelektüel çevreleri arasında işgal, sivil ölümler ve askeri müdahaleler konusunda kapsamlı bir tartışma başlatılması çağrısı yapıldı. Gençlere ise alimler ve yöneticilerden hesap sormaya yönelik bilinç geliştirme çağrısında bulunuldu.

Bildirinin sonuç kısmında, İran’ın her zaman Müslüman halkların ve bölgesel güvenliğin savunucusu olduğu ve hiçbir zaman saldırıyı başlatan taraf olmadığı ifade edildi. Mısır’daki din alimlerine, el-Ezher’in akli mirasına bağlı kalarak adalet, şer’i metinler ve ümmet dayanışması doğrultusunda tutum almaları çağrısı yapıldı.