ABD ve İsrail'in nükleer tuzağı

img
ABD ve İsrail'in nükleer tuzağı YDH

"İki ülkenin nükleer olay tetikleme tehdidiyle karşılıklı restleştiği, ürkütücü bir tırmanışa tanıklık ediyoruz. Bu, savaş aklının çözülmesidir."




Patricia Marins

YDH - Brezilyalı araştırmacı ve analist Patricia Marins, ABD ve İsrail’in İran’ın nükleer tesislerine yönelik saldırısının nükleer bir felaketi tetikleyebileceği uyarısını yapıyor. Tarafların karşılıklı olarak nükleer tesisleri hedef alabilecek kapasiteye sahip olması, çatışmayı son derece tehlikeli bir eşeğe taşıyor. İran’ın denetimsiz geçen süre içinde nükleer silah geliştirmiş olabileceği ihtimali, riskleri daha da büyütüyor.

Küresel ölçekte yoğun ekonomik baskı altında ve içeride enflasyon kriziyle karşı karşıya kalan Başkan Trump, İsrail ile eşgüdüm içinde, 21 Mart’ta İran’ın Natanz’daki nükleer tesisini bombalama yönünde sonuçları ağır olacak karar aldı. İran, bu saldırıyı koalisyonun kasıtlı biçimde felaket boyutunda nükleer olay tetikleme girişimi, çevresel ve insani yıkım üzerinden “kestirme” bir zafer arayışı olarak yorumladı.

Bu bombardıman, yalnızca birkaç gün önce Buşehr reaktörü çevresine düşen bir merminin ardından geldi; olay geniş çaplı protestoları tetikledi. Dün ise İran karşılık verdi ve İsrail’in en kritik nükleer reaktörüne ev sahipliği yapan Dimona’yı ağır biçimde vurdu.

İran’ın en modern cephaneliğinde, Dimona reaktörünü hedef alabilecek hassas güdümlü füzeler bulunduğu konusunda şüphe yok; aynı durum ters yönde de geçerli.

İki ülkenin nükleer olay tetikleme tehdidiyle karşılıklı restleştiği, ürkütücü bir tırmanışa tanıklık ediyoruz. Bu, savaş aklının çözülmesidir.

Durumu karmaşıklaştıran bir diğer unsur, İran’ın yaklaşık dokuz aydır denetlenmemesi; bu süre, gizli biçimde nükleer silah geliştirmek için fazlasıyla yeterli.

Teknik açıdan bakıldığında İran zaten muğlak bir nükleer güç konumunda; gerekli kimyasal malzemeye, teknolojik imkâna, zamana ve nükleer başlık taşıyabilecek en az dört ila altı modern çift amaçlı füze modeline sahip.

Peki bu süreç nükleer bir karşılıklı saldırıyla sonuçlanırsa? Bu anlamsız savaşın bizi sürüklediği çıplak akıl dışılığı görmek zorundayız. Çatışma hiçbir aşamada gerilemedi; tersine, İran’ın füze saldırılarının menzili ve niteliği genişlemeyi sürdürüyor.

Koalisyonun mühimmatı azalıyor, İran ateşi kesmiyor; savaşın maliyeti taşınamaz düzeye çıkıyor; ABD’de ve dünyada enflasyon yükseliyor; Körfez ülkeleri milyarlarca dolarlık kayıplarla karşı karşıya; Asya’daki müttefikler yetersiz tedarikle mücadele ediyor; boğaz kapalı kalmayı sürdürüyor; bombardımanlar ise hedeflenen sonucu vermedi. Savaşa verilen desteğin gerilemesi, Trump için yaklaşan seçimler ve Netanyahu’nun yargı sürecinden çıkış arayışı baskıyı artırıyor.

Bu baskı, nükleer tırmanış için elverişli bir zemin oluşturuyor; birkaç saat içinde tüm sorunları çözecek “sihirli mermi” inancı güç kazanıyor.

Oysa İran söz konusu olduğunda bu, yer altındaki güçlendirilmiş silolardan gelecek yıkıcı bir karşılığı davet edebilir; temel düzeyde bir nükleer silahın bir hafta içinde bir araya getirilebilmesi ihtimali de buna eşlik ediyor.

Koalisyon, Natanz’ı hedef alarak Cenevre Sözleşmeleri Ek Protokol I’in 56. maddesini ihlal etti; bu madde, “tehlikeli güçlerin açığa çıkması” riski nedeniyle askeri hedefler söz konusu olsa bile nükleer tesislere saldırıyı yasaklıyor.

Açılan bu nükleer kapı beklenenden hızlı aralanıyor; şimdi kontrol altına alınmazsa ortaya çıkacak sonuçlar kimsenin öngördüğünden daha ağır olacak.

Çeviri: YDH