İran’ın Azerbaycan büyükelçisi, İsrail’in Hazar Denizi’ndeki saldırılarının çatışmayı coğrafi olarak genişletme girişimi olduğunu belirterek, bunun bölgesel güvenlik, ekonomi ve ulaşım hatları açısından ciddi riskler oluşturduğunu söyledi.
YDH- İsrail’in Hazar Denizi’ndeki İran füze botlarına düzenlediği saldırılar, bölgesel güvenlik tartışmalarını bir kez daha gündemin ön sıralarına taşıdı. İran ile İsrail arasında artan gerilim ortamında, Hazar yönünde yaşanan olaylar, çatışmanın coğrafi kapsamının genişleme ihtimalini gündeme getiriyor.
Bu süreç, yalnızca askeri açıdan değil, aynı zamanda ekonomik ve ulaştırma güvenliği açısından da riskler oluşturuyor. Sivil altyapıya yönelik potansiyel etkiler ve uluslararası güzergâhlardaki değişimler, bölge için ek zorluklar teşkil ediyor.
News.Az analitik portalının, bu meseleyi daha derinlemesine analiz etmek amacıyla İran İslam Cumhuriyeti’nin Azerbaycan büyükelçisi Mücteba Demirçilu ile gerçekleştirdiği söyleşiyi tam metin istifadenize sunuyoruz:
***
Sayın Büyükelçi, Hazar Denizi geleneksel olarak istikrar bölgesi ve askeri operasyonlardan uzak bir alan olarak kabul edilmekteyken, Tahran, İsrail’in Hazar Denizi’ndeki İran gemilerine yönelik saldırılarını nasıl değerlendiriyor?
28 Şubat’tan itibaren İsrail, İran’a karşı askeri saldırı başlattı. Bu adımın temel amacı, bölgede gerilim oluşturmak ve bu çerçevede stratejik hedeflerine ulaşmaktır.
Plan, ilk darbeyle İran’ın üst düzey yönetimini ve kilit yetkililerini ortadan kaldıracak, sistemin parçalanmasına ve ülkenin kendini savunma kabiliyetini kaybetmesine yol açacak şekilde tasarlanmıştı. Ancak saldırıdan sadece iki saat sonra İran’ın savunma tedbirleri almaya başladığını gözlemledik.
Bu doğaldır, çünkü uluslararası uygulama gereği saldırıya uğrayan her devletin meşru müdafaa hakkı vardır.
Bu çerçevede İran, saldırıların gerçekleştirildiği askeri tesisleri hedef alarak karşılık verdi. Savaşın seyri, saldırgan tarafın ana hedeflerine ulaşamadığını gösterdi.
Bunun ardından, askeri olmayan ve sivil tesislerin hedef alındığına tanıklık ettik. Okullar, hastaneler, kurtarma ekipleri, ambulanslar ve hatta sağlık personeli saldırıya uğradı. Daha sonra enerji altyapısı da hedef olarak seçildi. Bu, askeri alanda sonuç alınamayınca dikkatin diğer alanlara, sivil sektörler de dahil olmak üzere, kaydırıldığını göstermektedir.
Şu anda yaklaşık üç haftadır İran direniş göstermekte ve karşı taraf hedeflerine tam olarak ulaşamamaktadır. Bu nedenle yeni cepheler açma girişimleri gözlemlenmektedir. Özellikle kuzey İran’da, Hazar Denizi istikametindeki saldırı haberleri dikkat çekicidir. Son olaylarda sadece askeri tesisler değil, gümrük noktaları, denizcilik sektörü ve ticari tesisler gibi sivil altyapı hedef alınmıştır.
Bu durum, çatışmanın hem coğrafi hem de işlevsel olarak genişletilme girişimleri olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda bölge ülkelerinin bu sürece dahil edilme riski artmaktadır. Askeri olmayan sektörlerin hedef alınması, çatışmanın boyutlarını daha da genişletebilir.
Bir diğer önemli husus hava sahasıyla ilgilidir. İran hava sahasının kapatılmasının ardından birçok uluslararası uçuş güzergâhı değiştirilmiştir. Şu anda bazı uçuşlar Orta Asya’dan Avrupa’ya Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden gerçekleştirilmekte ve bu güzergâhlar Hazar Denizi üzerinden geçmektedir. Bu koşullar altında bölgedeki askeri operasyonlar sivil havacılık için ciddi riskler oluşturmaktadır.
Hazar Denizi şu ana kadar barış ve işbirliği bölgesi olarak kabul edilmiştir. Kıyıdaş devletler arasında işbirliği vardır ve bu alanda üçüncü tarafların varlığının olmaması bölgesel istikrarı sağlayan ana faktörlerden biri olmuştur. Ancak dış aktörlerin bu bölgedeki artan faaliyetleri bu istikrarı bozabilir. Bu durum sadece güvenlik için değil, aynı zamanda ekonomik faaliyetler, enerji projeleri ve bölgenin genel geleceği açısından da ciddi riskler oluşturmaktadır.
Askeri operasyonların artık Azerbaycan ve diğer kıyıdaş devletler için stratejik öneme sahip Hazar bölgesini etkilemesi göz önüne alındığında, İran-İsrail çatışmasının yeni bir aşamaya girdiği söylenebilir mi?
Bu durum, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin çatışmanın coğrafyasını genişletmeye ilgi duyduğunu, bu çatışmaya yeni alanların dâhil edilme ihtimalini artırdığını göstermektedir. Ancak bizim perspektifimizden böyle bir senaryo kesinlikle arzu edilmemektedir ve biz buna şiddetle karşıyız.
Özellikle kuzey sınırlarımız boyunca yeni bir askeri cephe açılması bölge için ciddi bir tehdit oluşturmakta ve kabul edilemez görülmektedir. Dolayısıyla doğal olarak bu tür gelişmeleri engellemek için tüm imkânlar kullanılmalıdır. Ancak olayların gidişatı büyük ölçüde İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bu bölgedeki askeri faaliyetlerini sürdürüp sürdürmeyeceğine bağlıdır. Eğer bu istikamette saldırılar devam ederse, İran’ın savunma yanıtı kaçınılmaz olacaktır. Bu, fiilen çatışmanın bölgeye taşınması ve daha geniş ölçekte yayılması anlamına gelecektir.
Böyle bir senaryo, bölge ülkeleri için ciddi güvenlik ve ekonomik riskler oluşturmakta ve genel istikrarı sarsabilmektedir. Bu bakımdan, mevcut aşamada bölge devletlerinin birincil önceliği, tırmanışı önlemek, gerilimin yayılmasını sınırlandırmak ve mümkün olduğunca diplomatik çözümleri teşvik etmek olmalıdır.
Bu olayların ardından İran, Hazar Denizi’ndeki deniz güvenliği, enerji projeleri ve altyapıya yönelik riskler görüyor mu ve tırmanışı önlemek için ne gibi tedbirler planlanmaktadır?
Bence bu süreç devam ederse, bölge kaçınılmaz olarak ciddi tehditlerle karşı karşıya kalacaktır. Eğer bölgede istikrarı korumak istiyorsak, sadece bekleyip İran’ın ne adımlar atacağını görmek yeterli değildir.
Bölge ülkeleri daha aktif bir pozisyon almalıdır. Hem bu saldırganlığa karşı protestolarını açıkça dile getirmeli hem de İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’ne resmî olarak başvurarak gerilimin yayılmasının kabul edilemez olduğunu vurgulamalıdır.
Temel hedef, çatışmanın bölgeye sıçramasını engellemek olmalıdır. Aynı zamanda bölgede faaliyet gösteren uluslararası ve bölgesel örgütlerin potansiyelinden yararlanmak önemlidir. Bu platformlar nezdinde koordinasyon güçlendirilmeli, ortak bir pozisyon oluşturulmalı ve ortak adımlar atılmalıdır.
Ayrıca, bölge ülkeleri kendilerini sadece dış aktörlere başvurmakla sınırlamamalı, kendi aralarında da istişareler yapmalı, olası riskleri değerlendirmeli ve somut bir eylem planı geliştirmelidir. Amaç, bu tür saldırganlığın etkisini en aza indirmek ve olası tırmanışı engellemektir.
Nihayetinde, yalnızca koordineli, ilkeli ve proaktif bir yaklaşım bölgede istikrarı koruyabilir.
Askeri faaliyetin bölgeyi ilk kez etkilediği bir durumda, İran Azerbaycan ve diğer Hazar kıyıdaş devletleriyle diyaloğu nasıl kurmayı planlıyor?
Tüm komşularla iyi komşuluk politikası temelinde ilişkilerin istikrarlı bir şekilde genişletilmesi her iki tarafın da yararınadır.
Bu çerçevede ana hedef, ortaya çıkan sorunların hızla çözülmesi ve ilişkilerin sürdürülebilir gelişiminin sağlanmasıdır. Şu ana kadar herhangi bir ciddi sorun yaşanmamıştır ve ilişkiler doğal bir seyirle gelişmektedir. Bu olumlu dinamiğin gelecekte de devam edeceğini umuyoruz.
Olumlu yönlerden biri, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin resmi yapılarının, ülke topraklarının İran’a karşı kullanılmadığını ve kullanılmayacağını açıkça ifade etmiş olmasıdır. Bu, bölgesel istikrarın korunması açısından ilkeli ve önemli bir tutumdur.
Böyle bir politikanın devamı, tırmanışın önlenmesine önemli ölçüde katkı sağlayabilir. Çünkü saldırgan güçler, İran ile komşuları arasında gerilim oluşturmaya çalışmaktadır. Bu bakımdan Azerbaycan’ın, topraklarının herhangi bir üçüncü tarafça İran’a karşı kullanılmasına izin vermeyeceğine ilişkin ilkeli duruşu, bölgesel istikrarın korunmasında önemli bir faktördür.
Sonuç olarak, bu politikanın tutarlı bir şekilde devam ettirilmesi, bölgede gerilimin azaltılmasına, karşılıklı güvenin güçlendirilmesine ve genel güvenlik ortamının korunmasına katkıda bulunacaktır.
İran, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in olası bir kara harekâtını püskürtmeye hazır mı ve Tahran, Avrupa ülkelerinin bu çatışmaya dâhil olmak istemediklerine yönelik açıklamaları dikkate alındığında, Avrupa ülkelerinin pozisyonunu nasıl değerlendiriyor?
İran, defalarca resmi olarak savaş istemediğini ve savaşa karşı olduğunu açıklamıştır. Buna rağmen, müzakereler devam ederken Haziran ayında kendisine karşı askeri saldırı gerçekleştirilmiştir. Yine de İran müzakerelere geri dönmüştür; bu, çatışmanın askeri yollarla değil, siyasi ve diplomatik yollarla çözülmesine ilgi duyduğunu göstermektedir.
Ancak geçmiş deneyimler göstermektedir ki, bazı durumlarda müzakereler gerçek sonuçlar elde etmek için değil, zaman kazanmak ve aynı anda askeri hazırlıklara devam etmek için kullanılmaktadır.
Bu nedenle İran da savunma kabiliyetlerini güçlendirmak zorunda kalmıştır. Son üç haftadaki gelişmeler, İran’ın önemli bir savunma kapasitesine ve bu alanda kayda değer bir potansiyele sahip olduğunu göstermiştir.
Denizcilik alanındaki durum özellikle dikkat çekicidir. İran, stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü etkin bir şekilde güçlendirmiş ve kendisine karşı askeri operasyonlarda bulunan ülkelere ait gemilerin geçişine kısıtlamalar getirmektedir.
Aynı zamanda, çatışmaya katılmayan ülkelerin gemilerinin geçişine izin verilmektedir. Bu, İran’ın seçici ve stratejik yaklaşımını göstermektedir.
Öte yandan, karşı taraf koalisyonlar oluşturma ve diğer ülkelerden destek arayışı gibi çeşitli girişimlerle bu kısıtlamaları aşmaya çalışsa da, bu çabalar henüz önemli sonuçlar vermemiştir. Bu durum, belirli alanlarda iddia edilen avantajların pratikte tam olarak yansımadığını göstermektedir.
Aynı zamanda, binlerce kilometre öteden geniş çaplı askeri operasyonlar yürütmek ciddi teknik ve stratejik riskler taşımaktadır. Bu tür operasyonlar yüksek kayıp olasılığı içerebilir ve bu riskler söz konusu ülkeler tarafından iyi bilinmektedir.
Sonuç olarak, mevcut durum, İran diplomatik çözümleri açık tutarken, aynı zamanda olası askeri senaryolara yönelik hazırlıklarını da güçlendirdiğini göstermektedir. Bu, çatışmanın hem siyasi hem de askeri boyutlarda paralel olarak devam ettiğine işaret etmektedir.
Çeviri: YDH