Amerika'nın aşamalı geri çekilişi: Trump bir zafer anlatısı arıyor

img
Amerika'nın aşamalı geri çekilişi: Trump bir zafer anlatısı arıyor YDH

"Görece net hedeflerle başlayan savaş, önce yıpratma sürecine, ardından enerji merkezli bir çatışmaya ve nihayet itibar sınavına dönüştü."




Yahya Debbuk

YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Yahya Debbuk, ABD ile İran arasındaki savaşın askeri düzlemden enerji ve ekonomik alanlara kaydığını, bu değişimin savaşın doğasını dönüştürdüğünü ortaya koyuyor. Trump’ın tehdit ve geri adımları, askeri seçeneklerin sınırlılığı ve müzakere arayışıyla bağlantılı. Yazara göre Hürmüz Boğazı, hem stratejik hem sembolik bir düğüme dönüşerek tarafların itibar mücadelesinin merkezine yerleşiyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’daki enerji tesislerini hedef alma tehdidini hayata geçirip geçirmemesi ya da İran tarafıyla uzlaştığını söylediği müzakere sürecine alan açmak için bu saldırıları ertelemesi, değişmeyen temel bir gerçeği ortadan kaldırmıyor:

Savaş, başlangıçta başvurulan araçlarla çıkış yolu bulunması güç yeni bir evreye girdi. Artık savaşın dengesi yalnızca askeri güçle değil, çatışmanın ekonomik ve siyasal maliyetini kimlerin yönetebildiğiyle belirleniyor.

Bu dönüşümün en belirgin tezahürü, doğrudan askeri çatışmadan enerji ve sivil altyapı savaşına geçişte, en azından bu yöndeki tehditlerin yükselmesinde görülüyor.

Elektrik, petrol ve gaz tesislerinin hedef alınacağı tehdidine İran’dan Körfez’deki benzer tesisleri vurma yönünde açık bir karşılık geldi. Bu durum, karşılaşmanın küresel ekonominin merkezine taşındığını gösteriyor.

Böyle bir değişim büyük riskler barındırırken aynı zamanda çıkış ihtimali de yaratıyor. Trump’ın tehditleriyle geri adımı arasındaki, şimdilik geçici olan gerilim, bu çelişkinin en belirgin örneklerinden biri.

Trump geri adımını ilan etmeden önce de en güçlü ve olası değerlendirme şuydu: İran’ın enerji tesislerini hedef alma tehdidi yalnızca tehdit eden tarafın gücünü değil, kapasitesinin sınırlarını da açığa çıkarıyor. Bu durum, ABD’nin doğrudan askeri seçeneklerinin belirleyici sonuç üretmediğini, hatta kısmi bir askeri yetersizliğin kabulünü ima ediyor.

İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak savaşın yönünü değiştirmeyi başardı ve burayı ABD açısından yalnızca güçle çözülemeyecek stratejik bir düğüme dönüştürdü. Dahası bu düğüm, rejim değişikliği gibi ulaşılamaz olduğu görülen hedeflerin geri plana düşmesiyle birlikte, Washington açısından savaşın başlıca hedefi haline geldi.

Trump açısından sorun artık yalnızca Hürmüz’ü nasıl açacağı değil; boğazın, zafer anlatısının ayrılmaz parçasına dönüşmüş olması. En azından bu anlatının kurulabilmesi için ön koşul niteliği taşıyor. İçeride ve dışarıda ikna edici bir başarı hikâyesi, boğaz açılmadan kurulamaz.

Bu çerçevede Trump’ın son tehditleri, başarısız olduğu görülen askeri seçeneklerin sınırlılığını telafi etmeye ve daha elverişli şartlarda müzakere zemini oluşturmaya dönük hesaplı bir baskı aracı olarak okunuyor.

Tehditten geri çekilmesi de güç mantığından bütünüyle vazgeçmek anlamına gelmiyor; hassas bir aşamada kullanılan müzakere enstrümanı işlevi görüyor.

Ancak burada da Trump’ın yanılıyor olma ihtimali var. İran tarafı, enerji tesislerine yönelik saldırının özellikle ABD içinde doğuracağı maliyetlerden duyduğu kaygının Trump’ı geri adım atmaya yönelttiğini fark etmiş durumda.

Bu süreç, Ortadoğu petrolünden bağımsızlaşma fikrinin ve Hürmüz’ün ABD stratejisindeki önceliğinin azaldığı yönündeki varsayımın geçersizliğini de ortaya koydu.

Boğazın kapanması petrol fiyatlarını hızla yükseltti ve ABD büyük bir enerji üreticisi olmasına rağmen doğrudan ekonomik baskıyla karşı karşıya kaldı. Bu durum, enerji piyasasının doğası gereği küresel olduğunu ve damarlarından birindeki tıkanmanın herkesi etkilediğini yeniden gösterdi.

Bununla da sınırlı değil; Hürmüz etrafındaki mücadele aynı zamanda itibar ve caydırıcılık sınavına dönüştü. ABD yalnızca İran’ı kırma kapasitesini değil, bölge ve dünya nezdindeki caydırıcılığının güvenilirliğini de test ediyor.

İran ise bu karşılaşmayı geri adımın mümkün olmadığı varoluşsal bir mücadele olarak görüyor. Bu nedenle verilecek her taviz, konum, meşruiyet ve caydırıcılık açısından stratejik kayıp sayılacak. Trump’ın son açıklamalarına kadar iki tarafın da taktik düzeyde dahi geri çekilmek istemediği açıktı. Bu bağlamda Trump’ın zorunlu geri adımı, elinde alternatif seçeneklerin daraldığı şeklinde yorumlanıyor.

Sonuç olarak sahadaki gelişmeler bütünlüklü bir stratejik çıkmazı yansıtıyor. Trump, sahada elde edemediği sonucu müzakere masasında üretmek zorunda kalırken İran tarafı da ABD başkanının kolayca karşılayamayacağı talepler ileri sürmeye hazırlanıyor.

Görece net hedeflerle başlayan savaş, önce yıpratma sürecine, ardından enerji merkezli bir çatışmaya ve nihayet itibar sınavına dönüştü. Bu noktada savaşı başlatan taraf için temel sorun, yenilmiş görünmeden nasıl geri çekileceği; Trump’ı asıl zorlayan mesele de bu.

Çeviri: YDH