Hürmüz için uluslararası güç arayışı erken aşamada

img
Hürmüz için uluslararası güç arayışı erken aşamada YDH

İngiltere ve Fransa öncülüğünde Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için uluslararası temaslar sürüyor. Askeri uzman İlyas Hanna, yaklaşık 30 ülkeden oluşacak bir gücün kısa sürede kurulamayacağını, askeri seçeneğin ise yüksek maliyet ve karmaşıklık taşıdığını belirtiyor.




YDH - İngiltere ve Fransa’nın öncülük ettiği temaslar çerçevesinde Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin yeniden "güvence altına alınması" için uluslararası bir koalisyon kurulması gündemde. İran, boğaza askeri girişin gerilimi artıracağı uyarısında bulunuyor.

Gelişmeler, ABD ile İran arasında olası müzakerelere ilişkin beklentilerle eş zamanlı ilerliyor. El-Cezire kanalına konuşan askeri uzman Tuğgeneral İlyas Hanna, yürütülen temasların henüz başlangıç safhasında olduğunu, yaklaşık 30 ülkeyi kapsayacak bir gücün oluşturulmasının uzun zaman gerektirdiğini ifade ediyor.

Hanna, söz konusu gücün niteliğine ilişkin belirsizliğe dikkat çekerek, barışçıl bir görev tanımının bu ölçekte bir yapılanmayı gerektirmediğini, askeri seçeneğin ise hem maliyet hem de operasyonel zorluklar barındırdığını belirtiyor.

1988 deneyimi referans alınıyor, koşullar farklılaşıyor

Hanna, 1988 yılında ABD’nin Körfez’i güvenlik bölgelerine ayırarak gemilere refakat sağladığı uygulamayı hatırlatıyor. Bu modelde mayın tarama gemileri, deniz unsurları ve hava desteği birlikte kullanılmıştı.

Ancak mevcut koşulların farklılaştığını vurgulayan Hanna, İran ile Washington arasında doğrudan gerilim bulunduğunu, bu nedenle benzer bir senaryonun bugün daha zor uygulanabileceğini kaydediyor. Buna rağmen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü içinde boğazın açılmasına destek verilmesi yönünde çağrılar gündeme geliyor.

İngiltere teknik kapasiteye sahip, Fransa temkinli

Askeri kapasite açısından İngiltere’nin mayın temizleme ve deniz operasyonları alanında ileri imkânlara sahip olduğu belirtiliyor. Buna karşılık Fransa’nın doğrudan askeri angajmana mesafeli yaklaştığı, gerilimin düşürülmesini öncelediği ifade ediliyor. Bu durum, olası koalisyon içinde yaklaşım farklılıklarına işaret ediyor.

Deniz mayınları bağlamında mayın tarama gemileri kritik unsur olarak öne çıkıyor. Düşük manyetik iz ve sınırlı akustik gürültüyle tasarlanan bu platformlar, metal dışı malzemelerle inşa ediliyor.

Operasyonlar, sonar sistemleriyle mayınların tespiti ve sınıflandırılmasıyla başlıyor; ardından robotik araçlar veya dalgıçlar aracılığıyla etkisiz hale getirme ya da kontrollü imha aşamasına geçiliyor.

Egemenlik tartışması ve hukuk boyutu belirleyici

Hanna, hukuki ve egemenlik boyutunun da temel bir sorun alanı olduğunu belirtiyor. İran, Hürmüz üzerinde tam egemenlik ve geçiş yapan gemilerden ücret talep edilmesini gündeme getiriyor. Bu yaklaşımın, boğazın uluslararası geçiş rejimine tabi olması nedeniyle deniz hukuku ile uyumsuz olduğu ifade ediliyor.

Batılı ülkeler, Hürmüz’ün uluslararası su yolu statüsünün korunmasını savunuyor. Hanna, İran’ın boğazı fiilen kontrol ettiği, geçişleri seçici biçimde yönettiği değerlendirmesini aktarıyor.

İran’ın Büyük Tunb, Küçük Tunb ve Ebu Musa adaları ile Keşm adasındaki varlığının deniz trafiği üzerinde etkili olduğu belirtiliyor. Bu konumlanma, boğazdan geçen gemilerin potansiyel risk altında bulunduğuna işaret ediyor.

ABD askeri varlığı sınırlı kapasite sunuyor

Hanna, bölgede konuşlu yaklaşık 7 bin Amerikan deniz piyadesi ve paraşütçünün temel işlevinin diplomatik müzakere sürecine destek sağlamak olduğunu ifade ediyor. Bu kuvvetin, geniş çaplı askeri harekatlar için yeterli olmadığı belirtiliyor.

ABD Başkanı Donald Trump, NATO ülkelerinin Hürmüz’ün güvenliğine katkı sunmaması halinde ittifakın geleceğinin olumsuz etkilenebileceği uyarısında bulundu.

İran, 2 Mart’ta boğazdaki deniz trafiğini kısıtladığını açıklamış ve koordinasyon olmadan geçiş yapacak gemilerin hedef alınabileceğini duyurmuştu. Bu adım, ABD ve İsrail’e yönelik saldırılara yanıt olarak değerlendirildi.

Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol taşınıyor. Geçişlerin aksaması, sigorta ve nakliye maliyetlerinde artışa ve küresel petrol fiyatlarında yükselişe yol açtı; küresel ekonomi açısından risk algısını artırdı.