İran’a karşı savaşta Afrika neden tepkisiz?

img
İran’a karşı savaşta Afrika neden tepkisiz? YDH

Afrika ülkeleri ve Afrika Birliği, ABD-İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarına karşı “temkinli” dururken, Tahran kıtanın sessizliğini İsrail’in diplomatik nüfuzuna bağlıyor.




YDH- Middle East Eye’in (MEE) aktardığına göre, Afrika’nın ABD-İsrail savaşına karşı “sessizliği”, İran’ın İsrail’i Ortadoğu’daki saldırılarına yönelik eleştirileri savuşturmak için kıta genelindeki “diplomatik nüfuzunu” kullanmakla suçlamasına yol açtı.

İran, savaşın şubat ayı sonundan bu yana başlamasının ardından, çoğu Afrika devletinin ve kıtasal örgütlerin, özellikle Afrika Birliği’nin (AU) krize “büyük ölçüde” uzak durduğunu belirtti. Bu ülkeler genel olarak “gerilimin düşürülmesini” talep ederken, Körfez’deki ABD-İsrail hedeflerine karşı İran’ın misillemelerini “kınadı.”

Analistler, kıtanın bu temkinli tutumunu “sınırlı” jeopolitik etkisi ve küresel ekonomik şoklara maruz kalmasıyla açıklarken, Tahran ise Afrika’nın bu yaklaşımının “siyasi baskılar, özellikle İsrail’in etkisiyle” şekillendiğini belirtti.

İran büyükelçisinden sert eleştiriler

İran’ın Pretoria Büyükelçisi Mansur Şekib Mihr, MEE’ye yaptığı açıklamada, “İsrail rejimi, Afrika ülkeleriyle ilişkileri aracılığıyla, 70 yıldır süren suçlarını ve Filistin ile Batı Asya halkına yönelik işgalini aklamayı amaçlıyor gibi görünüyor.” dedi.

Mihr somut örnekler sunmasa da İsrail’in yaklaşımını “zalim ve mağdur rollerini tersine çevirmeye çalışmak” olarak tanımladı ve “Afrika’daki kardeşlerimiz bu gerçeğin farkında” ifadelerini kullandı.

Mihr ayrıca, “İran, Filistin halkını desteklediği ve İsrail’in işgaline ve soykırımına karşı çıktığı için bedel ödüyor.” dedi.

İsrail’in Afrika’daki diplomatik genişlemesi

İsrail'in Afrika ile ilişkilerini takip eden akademisyenler, Tahran'ın iddialarının “siyasi açıdan yüklü olmakla birlikte tamamen temelsiz olmadığını” söylüyor.

“Filistin İçin Yükseliş: Sömürgecilikten Kurtuluş ve Özgürlük İçin Dayanışma İçindeki Afrikalılar”  adlı kitabın yazarlarından Rauf Ferah, İsrail’in son 20 yılda Afrika’daki “diplomatik ve siyasi varlığını istikrarlı biçimde artırdığını” söyledi.

Ferah, “Gazze’deki soykırımın ardından kıta çapında halkın harekete geçmesine rağmen bu ivme yavaşlamadı. Tam tersine, Somaliland’daki gelişmeler ve 2023’te Afrika Birliği’nde gözlemci statüsü elde etme girişimi gibi çabalar, İsrail’in Afrika’ya daha iddialı bir şekilde dönmeye devam ettiğini gösteriyor.” dedi.

Ferah, açıkça “İsrail yanlısı” pozisyonların genellikle Fas, Ruanda ve Kamerun gibi Tel Aviv ile yakın ilişkileri olan ülkelerden geldiğini ekledi.

Ağustos ayında İsrail, Zambiya’nın Lusaka kentinde bir büyükelçilik açtı. İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, açılışta “İsrail Afrika’ya geri dönüyor.” ifadelerini kullandı.

ABD etkisi ve “stratejik belirsizlik”

Ferah, Afrika ülkelerinin temkinli duruşunu ABD’den gelebilecek olası yaptırımlar ve cezai önlemlerle ilişkilendirdi. Dijital altyapı ve sağlık veri sistemleri gibi hassas sektörlerde yapılan yeni anlaşmaların, Afrika ülkelerinin egemenlik alanlarındaki yapısal bağımlılıkları derinleştirdiğini ve diplomatik riskleri artırdığını belirtti.

Ferah, “ABD-İran çatışmasında güçlü bir kamuoyu pozisyonu almak yerine birçok ülke, olası diplomatik veya ekonomik yaptırımlardan kaçınmak için stratejik belirsizliği tercih ediyor.” dedi.

Afrika Birliği’nin “çekimserliği”

Afrika Birliği Komisyonu da bu “temkinli” yaklaşımı yansıttı. Komisyonu’nun Başkanı Mahmud Ali Yusuf, ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla ilgili “endişeli olduğunu” belirterek, gerilimin azaltılmasını ve uluslararası hukuka uyulmasını talep etti.

Ancak İran’ın Körfez’deki ABD-İsrail hedeflerine karşı misillemesi sonrası Yusuf tonunu değiştirerek, İran’ın füze ve insansız hava araçlarıyla düzenlediği saldırıları “şiddetle kınadı.”

Komisyonu sözcüsü Nur Şeyh, komisyonun her zaman “temkinli olmayı ve uluslararası hukuka uyulmasını” vurguladığını belirtti.

Afrika Birliği Komisyonu’nun, “çatışmadaki tüm taraflara derhal gerilimi azaltma çağrısı yapan ve endişelerini dile getiren ilk çok taraflı organ” olduğunu belirtti.

Ayrıca, Komisyonu’nun “bölgesel veya küresel tüm çatışma durumlarında tutarlı davrandığını ve tüm aktörlerin itidal göstermesi ile uluslararası hukuka tam olarak uyması gerektiğinin altını çizdiği.” sözlerine eklerdi.

Analistler, İran’ın daha fazla Afrika ülkesinden veya Afrika Birliği genelinden güçlü bir tavır beklemesi halinde muhtemelen hayal kırıklığına uğrayacağını belirtiyor.

Yapısal bağımlılık ve üye ayrışmaları

Pretoria Üniversitesi’nde yönetişim uzmanı Tendai Mbanje, Afrika Birliği’nin daha güçlü bir pozisyon almasının olası “olmadığını” belirterek, “Afrika Birliği’nin kurumsal ve mali olarak Batılı bağışçılara, özellikle ABD ve Avrupa’ya bağımlılığı, manevra alanını kısıtlıyor” dedi.

Washington veya İsrail’e açıkça karşı çıkmanın “kritik ortaklıkları tehlikeye atabileceği” konusunda uyardı.

“Ayrıca üye devletler arasında bir uzlaşma yok.” ifadelerini kullanan Mbanje, “Bazıları, Güney Afrika gibi, İsrail’in eylemlerini kınarken, diğerleri ABD veya İsrail ile iş birliğinden fayda sağlıyor ve sessiz kalmayı tercih ediyor.” diye ekledi.

Mbanje şöyle devam etti: “Bu görüş ayrılığı, tarafsızlığı varsayılan pozisyon haline getiriyor, çünkü Afrika Birliği birleşik bir yanıt oluşturamaz; aksi takdirde iç bölünmeler veya dış tepkiler riski ortaya çıkar.”

Uygulamada, “Afrika Birliği’nin temkinli diplomasisi hem yapısal bağımlılığı hem de üyelerinin parçalanmış çıkarlarını yansıtıyor.” dedi.

Bu parçalanmış yapının, Afrika Birliği’nin ötesinde de kendini gösterdiği kaydedildi.

Dış İlişkiler Konseyi’nden (CFR) Ebenezer Obadare, Afrika’nın tepkisinin “ekonomik çıkarlar, siyasi hesaplar ve ABD, İsrail ve İran ile ikili ilişkilerin gücüyle” şekillendiğini belirtti.

BRICS’e çağrı

Mihr, eleştirisini BRICS blokuna da genişleterek, grubun İran’a karşı “daha net” bir duruş sergilemesi gerektiğini ifade etti.

Mihr, “Birleşmiş Milletler üyesi bir devlete yönelik işgale ve uluslararası hukukun açık ihlaline sessiz kalmak, tehlikeli bir emsal oluşturur.” dedi.

Mihr, “Dünyanın, güvensizlik ve savaşın yayılmasına karşı uygun şekilde tepki vermesi gerekiyor. Yarın aynı yaklaşım kendilerine uygulanabilir. Hiç kimse gücünü başkalarına dayatmak için kullanmamalı.” ifadelerini kullandı.