"Sonuç olarak Körfez’deki 'enerji savaşı', düşük yoğunluklu senaryolardan tam ölçekli yıkıma kadar uzanan bir spektrum içeriyor."
Hasan Haydar
YDH - El-Ahbar gazetesi yazarı Hasan Haydar, İran’ın Hark Adası üzerinden kurduğu enerji merkezli caydırıcılık stratejisini ve bunun Körfez’deki jeopolitik rekabeti nasıl dönüştürdüğünü inceliyor. Suudi Arabistan ve BAE’nin Hürmüz’e alternatif boru hatları geliştirmesi, İran açısından yeni hedefler yaratıyor. Tahran, kendi alternatif hatlarını kurarken aynı zamanda rakip enerji altyapısını denkleme dahil eden karşılıklı tehdit mimarisi kuruyor.
İran, tarih boyunca coğrafyasını caydırıcılık, savunma ve strateji politikalarının hizmetine sokmayı başardı. Bu yaklaşımın merkezinde, Hürmüz Boğazı’ndaki kilit konumu yer aldı.
Hark Adası ile Mekran kıyısı, deniz geçişlerini bölgesel boru hatlarına bağlayan iki ana petrol düğümü olarak öne çıkıyor. Bu yapı, Tahran’a boğazdan Körfez’deki enerji ağına ve petrol güzergahlarına uzanan çok katmanlı caydırıcılık senaryoları kurma imkanı veriyor.
İran’a karşı savaşın başlamasıyla birlikte Körfez’deki jeopolitik rekabetin niteliği kademeli biçimde değişti. Geleneksel olarak deniz geçişlerine, özellikle de Hürmüz Boğazı’na odaklanan rekabet, giderek daha karmaşık hale geldi ve petrol altyapısı merkezli bir mücadeleye evrildi.
Bu bağlamda İran’ın Hark Adası, karşılıklı caydırıcılık denkleminde bir odak noktası olarak öne çıktı. Enerji güvenliği kaygıları ile bölgesel ve küresel aktörlerin askeri ve stratejik hesapları bu noktada kesişiyor.
ABD’ye göre Hark’ın hedef alınması ya da devre dışı bırakılması, petrol akışını güvenceye almak ve Hürmüz’ü açık tutmak açısından doğrudan İran’ın ihracat kapasitesini zayıflatır. Ancak İran’ın yaklaşımı bundan kökten farklı.
Tahran, yalnızca bu kritik tesisin korunmasını esas almıyor; onun güvenliğini rakip bölgesel altyapının güvenliğiyle birlikte ele alıyor. Bu çerçevede şekillenen denklem açık: Hark’a yönelik her saldırı, Körfez ülkelerinin Hürmüz’ü by-pass etmesini sağlayan boru hatlarını hedef alan karşılıkla karşılaşır.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz’e bağımlılığı azaltmak için alternatif altyapılar geliştirdi. Bu çabaların merkezinde yüksek kapasiteli boru hatları yer alıyor.
Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı hattı, Abkayk’tan başlayıp Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu’ya kadar yaklaşık 1200 kilometre uzanıyor. Günlük yaklaşık 5 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olan hat, acil durumlarda 7 milyon varile kadar çıkarılabiliyor. Bu hat, petrolün doğrudan Kızıldeniz üzerinden Avrupa ve ABD pazarlarına ulaşmasını sağlıyor.
İkinci hat, BAE’deki Habşan-Fuceyra hattı. Yaklaşık 360 ile 380 kilometre uzunluğundaki bu hat, günlük 1,5 milyon varil kapasiteye sahip ve 1,8 milyona kadar artırılabiliyor. Hat, Abu Dabi’deki kara sahalarını Umman Denizi kıyısındaki Fuceyra Limanı’na bağlıyor ve Hürmüz Boğazı’nı devre dışı bırakıyor.
Bu hatların stratejik değeri, boğazın kapanması riskine karşı alternatif oluşturmalarından geliyor. Ancak aynı özellik, İran açısından onları hassas hedeflere dönüştürüyor.
Tahran, şimdiye kadar Yenbu ve Fuceyre’ye yönelik sınırlı saldırıları baskı unsuru olarak kullandı, fakat kapsamlı bir kesintiye gitmedi. Bu nedenle boru hatlarının etkinliği, daha geniş deniz güvenliği bağlamından bağımsız değerlendirilemez.
Doğu-Batı hattı Hürmüz’ü aşsa da, küresel pazarlara erişim için Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğine, özellikle de Babülmendep Boğazı’na bağlı. Bu geçitte yaşanacak bir tehdit, hattın stratejik değerini doğrudan zayıflatır.
İran, caydırıcılık yaklaşımına paralel olarak kendi ihracat alternatiflerini de geliştirdi. Bu çerçevede öne çıkan Gore-Cask hattı, yaklaşık 1000 kilometre uzunluğunda ve İran’ın güneybatısından Mekran kıyılarına, Hürmüz’ün doğusuna uzanıyor.
Günlük yaklaşık 1 milyon varil kapasiteye sahip bu hat, Körfez dışından ihracat imkanı sağlayarak Hürmüz’e bağımlılığı azaltmayı hedefliyor.
Buna ek olarak Güney Pars sahasından başlayan İran-Pakistan doğalgaz hattı, Pakistan’a gaz taşımayı ve ileride Asya pazarlarına uzanmayı amaçlıyor. Proje sınır bölgesinde durmuş olsa da, kara güzergahlarını güçlendirme yönündeki stratejik eğilimi yansıtıyor.
Sonuç olarak Körfez’deki “enerji savaşı”, düşük yoğunluklu senaryolardan tam ölçekli yıkıma kadar uzanan bir spektrum içeriyor.
Daha sınırlı senaryolarda taraflar doğrudan tesisleri hedef almadan, siber operasyonlar ve sınırlı saldırılarla baskı kuruyor. İran’ın Hark’a yönelik askeri baskı durumunda boru hatlarındaki pompa istasyonlarını ve Babülmendep’i hedef alabileceğini dile getirmesi bu çerçevede okunmalı.
En ağır senaryoda ise Hark ve Cask’ın hedef alınması, İran’ın Fuceyre ve Yenbu hatlarını devre dışı bırakacağı, Hürmüz ile birlikte Babülmendep’i kapatacağı geniş çaplı karşılıkla sonuçlanır. Böyle bir durumda küresel piyasadan günde yaklaşık 12 ile 15 milyon varil petrol çekilir; bu da tedarik zincirlerinde ani ve derin bir kırılmaya yol açar.
Çeviri: YDH