Lübnan hükümetinin 'tarafsızlık' arayışı

img
Lübnan hükümetinin 'tarafsızlık' arayışı YDH

"Oysa Lübnanlıların, bunu engelleyecek uçurumlar yaratmak ve aynı zamanda Lübnan'ın egemenliğini ve birliğini tehdit eden Siyonist düşmanın taleplerine boyun eğmek yerine, eşi benzeri görülmemiş bir milli dayanışmaya ihtiyacı var."




Muhammed Raad

YDH - Hizbullah'ın Lübnan meclisindeki grubu Direnişe Vefa Bloku Başkanı Muhammed Raad, el-Ahbar gazetesinde kaleme aldığı köşe yazısında, Lübnan toplumundaki çeşitliliğin ve bu çeşitliliğin yarattığı siyasi kırılmaların ülkenin bağımsızlık ve egemenlik anlayışı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Raad, Taif Anlaşması'nın getirdiği ulusal uzlaşı zemininin, iç ve dış siyasi baskılar ile grupsal çıkarlar yüzünden nasıl zedelendiğine ve "Arap kimliği" gibi aidiyetlerin nasıl araçsallaştırıldığına vurgu yapıyor. Hükümetin Ağustos 2025 ve Mart 2026'da aldığı tartışmalı kararların direniş hakkını kısıtlayarak bu mutabakata ağır bir darbe vurduğunu kaydeden Raad, son olarak İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesini de bu yapay ve kaprisli "tarafsızlık" anlayışının bir sonucu olarak değerlendiriyor.

Çeşitlilik, Lübnan toplumunun yapısında ayırt edici özelliktir. İmam Musa el-Sadr bir keresinde bunu; kökenlerin, eğilimlerin, deneyimlerin, mizaçların, bilimlerin, kültürlerin, insani ve ahlaki davranış kurallarının, sanatların, edebiyatın, geleneklerin, göreneklerin ve yeteneklerin etkileşimini barındırması bakımından milli servet olarak değerlendirmişti.

Lübnanlılar, gerek birbirlerine gerekse başkalarına karşı içlerinde besledikleri duygu ve düşünceleri dışa vurma hususunda kendi aralarında rekabet etmede oldukça usta.

Bu samimiyet; nesilden nesle, bölgeden bölgeye, inançtan inanca veya mezhepten mezhebe farklılık gösteriyor.

Bu farklılığın temelinde, kişinin kendine ve içini rahatlatan şeylere duyduğu özgüven seviyesi, özgürlük hissi ve bunu koruyan güvencelerin boyutu yatar.

Birlikte yaşamanın şeffaflık ve dürüstlük gerektirdiğine dair inanç düzeyi ile hem kriz ve gerilim anlarında hem de huzur ve istikrar dönemlerinde açıkça fikir beyan etme cesareti de bu durumu etkiler.

Tüm bu etkenlerden daha önemlisi ise; farklı Lübnanlı unsurların bir arada yaşama, ortak kader ve hukukun üstünlüğüne duydukları bağlılık ile Lübnan'daki anayasa ve yasaların dayandığı Ulusal Mutabakat'ın ilke, dayanak ve maddelerine yönelik ortak anlayışa dair içsel inanç seviyesi.

Lübnanlılar veya onların bir kısmı, her tarihi dönemeçte durup geçmişlerinin sayfalarını karıştırır, istikrar dönemlerinde fiiliyata dökülemeyen geçmiş mutabakatlarının sonuçları üzerinde durur ve bir arada yaşamı kör eden dış etkenleri derinlemesine düşünürler.

Ardından, dönemin ruhuna, Lübnan'ın iç işlerine müdahale edenlerin çıkarlarına ve gerek iç gerekse dış çatışma tarafları arasında çekişme konusu olan hedeflerin gereklerine uygun olarak, yenilikçi başlıklar ve yorumlar etrafında yeniden bölünürler.

Nihayetinde yerel düzeyde anlayış ve uzlaşı seviyesinin arttığını gözlemlediğimiz doğru. Ancak hakim güç dengelerinin her aşamada bu uzlaşıların çerçevesini çizdiği de gerçek. Asıl dikkat edilmesi gereken husus ise, Lübnan'ı belirlenen mutabakatlar doğrultusunda idare edenlerin, üzerinde uzlaşılan konulara sıkı sıkıya bağlı kalmayı giderek ihmal etmeleri.

Bu ihmal bazen nezaket gereği, bazen sonuçların yanlış hesaplanması nedeniyle, bazen de iktidarı devralan bazı kişilerin, mutabakatların lafzına harfiyen uyma zorunluluğunun önüne geçen kişisel mizaçları yüzünden gerçekleşiyor; üstelik bu durum, hileye, göz ardı etmeye veya keyfi, uydurma yorumlara mahal vermeksizin yaşanıyor.

Lübnanlıların her kriz döneminde öne sürdükleri sloganlara hızlıca göz atmak bile, bu sloganların içerik, hedef, ayrıca sahiplerinin renkleri ve şekilleri değişse de özü ve tadı aynı kalan kaygı ile taleplerini ifade etme konusunda ne kadar birbirine benzediğini anlamak için yeterli.

Örneğin "bağımsızlık" kavramı, her grubun dünyadaki herhangi bir devletten veya eksenden gördüğü himayeye bağlı olarak tüm Lübnanlılar için aynı anlamı taşımaz.

Bu himayelerin çeşitlenmesiyle birlikte milli bağımsızlık eğilimi zayıflarken, grupsal veya mezhepsel bağımsızlık ve ayrışma eğilimi giderek güçleniyor. Böylece milli birlik, bölgedeki veya dünyadaki herhangi bir nüfuz gücünün sahip olduğu farklılık ve ayrıcalık hissi uğruna eriyip gidiyor.

Maddi çıkarcılık menfaatleri belirleyen yegane ölçüt olduğundan; ilişkilerin etrafında şekillendiği temel eksen, mezhebin, partinin veya inanç grubunun çıkarı haline geliyor. İşte o zaman milli çıkar, Lübnanlılar için süresi bazen uzayan bazen de kısalan, geçici ve mevsimlik bir misafire dönüşüyor.

Arap aidiyeti veya Arap kimliği meselesine yaklaştığımızda bu durum daha da belirginleşiyor. Mezhepsel veya dinsel aidiyet kılıçları hızla çekiliyor ve Arap coğrafyasının temel olarak Müslümanları kucakladığı algısı yaratılıyor.

Bu kimliğin Lübnan'da kabul görmesi için şekli bazı nezaket gösterilerine ve çeşitli kazanımlar sunulmasına ihtiyaç duyuluyor; böylece gayrimüslimler, özden ziyade şekilsel olarak Arap saflarında yer almayı kabul ediyorlar.

Aynı zamanda onlara yapay bir arabuluculuk rolü biçiliyor; amaç, Araplar ile özel kâr veya şahsi menfaat ölçütü dışında hiçbir aidiyet tanımayan, elde edeceği şahsi çıkarlar sürdüğü müddetçe dini veya mezhebi ne olursa olsun herkesle hiçbir kompleks duymadan ilişki kurmaktan çekinmeyen, ilkesel veya ahlaki değerleri sadece ek kâr veya menfaat sağlamasına katkısı oranında umursayan Batı arasında siyasi ve pragmatik hizmet çıkarlarının takas edildiği bir kapı işlevi görmeleri.

Uluslararası alanda tanınan coğrafi sınırları çizilmiş bir ülkede, makul ölçüde bütünleşmiş ve kenetlenmiş bir Lübnan toplumu inşa etmenin önündeki engelleri aşmak, ancak farklılık hakkını dışa bağımlılığı engelleme çatısı altında koruyan anayasal ve yasal mekanizmaların benimsenmesiyle mümkün.

Diğer bir deyişle, bireyin veya azınlık grubunun kendi özgünlüğünü koruma hakkını, milli egemenliği koruma çatısı altında güvence altına almakla sağlanır.

Taif mutabakatı sonucunda ortaya çıkan Ulusal Mutabakat Belgesi, mükemmel olmasa da Lübnan'ın sorunlarını çözme yolunda ileri düzey bir çerçeve çizdi.

Egemenlik etrafında yaşanabilecek ve tüm uzlaşı yapısını temelden sarsabilecek her türlü sıcak gerilime veya ihlale karşı önlem olarak, Lübnan'ın mevcut tüm imkanlarla işgalden kurtarılmasına dair özel bir madde ayırarak esnek bir alan bıraktı.

Ayrıca, milli egemenliğin korunmasına yönelik yaklaşım ve dayanakların farklılaşmasından doğabilecek uyuşmazlıkların, yaşanan gelişmeler ve Lübnan'ın bir arada yaşama tecrübesinin olgunlaşmasıyla aşılabileceğine dair umut taşıdı.

Çünkü bazı Lübnanlılar ABD yönetiminin diktelerine boyun eğmenin ülkenin egemenliğini başkalarının yıkıcı müdahalelerinden koruduğuna inanırken, diğerleri ise dışarıdan bir uluslararası güce boyun eğmenin dahi tek başına Lübnan'ın egemenliğinden taviz vermek, istikrarını bozmak ve birliğini tehdit etmek anlamına geldiğini düşünüyor.

Bazı Lübnanlıların, ülkenin bir bölümündeki İsrail işgaliyle bir arada yaşamanın, milli egemenliği koruma, uluslararası hukuka ve insan hakları sözleşmelerine bağlılık ve saygı gösterme konularında daimi itici güç olan milli birlik ve ruhu geliştirip güçlendirmek ile Lübnanlıların işgale karşı direnme yönündeki meşru haklarını kullanmalarından daha güvenli olduğunu düşünmesiyle birlikte tablo çok daha net bir hal alıyor.

Mevcut dönemde Lübnan yönetiminin işlediği en büyük günah, bu esnekliğin önemini yanlış değerlendirmesi ve Siyonistlerin Lübnan'a yönelik saldırgan tutum sergilediği bir dönemde bunu ortadan kaldırmaya yönelmesi.

Oysa Lübnanlıların, bunu engelleyecek uçurumlar yaratmak ve aynı zamanda Lübnan'ın egemenliğini ve birliğini tehdit eden Siyonist düşmanın taleplerine boyun eğmek yerine, eşi benzeri görülmemiş bir milli dayanışmaya ihtiyacı var.

5 Ağustos 2025 tarihinde alınan hükümet kararı, en yanlış zamanda Ulusal Mutabakat Belgesi'nin tamamına indirilmiş ağır bir darbedir.

Gerekli onarım süreci, bu karardan ve ulusal uzlaşının gövdesini çok daha derinlemesine parçalayan, beraberinde çeşitli yaptırımlar ve sarsıntılar getiren 5 Mart 2026 tarihli direniş faaliyetlerini yasaklama kararından kesin olarak geri adım atılmasını zorunlu kılıyor.

Taif'e ve onun sonucunda ortaya çıkan mutabakat belgesine bağlılık iddiası, eski düzenin aynen tesis edilmesini ve ulusal uzlaşıyı sağlama gereklerine uygun olarak hukuk ve egemenlik devleti inşa etme çabaları kapsamında kurulan yapının yıkılması konusunda kurnazlık yapılmamasını zorunlu kılıyor.

Son olarak, tam bu satırları yazmayı bitirdiğim sırada, Dışişleri Bakanının İran büyükelçisi hakkındaki kararının haberi ulaştı... Kendi kendime şöyle dedim: Bu durum, vesayetlerin kaprisli pazarındaki arz-talep dengesine göre ülkemizdeki bazılarının dilinden düşürmediği tarafsızlık kavramının Lübnan'daki yansımalarından biri.

Çeviri: YDH