Uzmanlara göre, alternatif rotanın bulunmaması ve İran’ın mobil silah sistemleri, boğazda askeri üstünlüğü belirleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor.
YDH- Hürmüz Boğazı yaklaşık dört haftadır fiilen kapalı durumda. CNN International’da yayımlanan bir analizde, bu durumun küresel petrol piyasalarında “kaosa” yol açtığı ve net bir “çözüm öngörüsünün bulunmadığı” belirtiliyor.
Dünya enerji ticaretinin kalbinde darboğaz
Analizde, İran’ın Körfez’de gemilere yönelik tehdit ve operasyonlarının, dünya petrol ve doğal gazının yaklaşık %20’sinin ile küresel tarım için hayati önem taşıyan gübrelerin geçtiği bu dar su yolunda neredeyse tüm trafiği durma noktasına getirdiği ileri sürülüyor.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (IISS) Deniz Kuvvetleri ve Deniz Güvenliği Kıdemli Araştırmacısı Nick Childs’ın analizde yer alan değerlendirmesine göre, boğaz “darboğaz” olarak tanımlanıyor.
Childs, “Dünyada çok sayıda darboğaz olduğu söylenir. Ancak bunun eşsiz derecede zorlayıcı olduğu söylenebilir, çünkü alternatifi yok.” ifadelerini kullandı.
Coğrafya ve asimetrik savaş: İran’ın avantajları
Analizde, İran’ın boğaz üzerindeki üstünlüğünü korumasının ardında coğrafi konumu ve asimetrik savaş yöntemlerinin etkili olduğu belirtiliyor.
Kraliyet Birleşik Hizmetler Enstitüsü (RUSI) dergi editörü ve Birleşik Krallık Kraliyet Donanması Stratejik Araştırmalar Merkezi eski başkanı Kevin Rowlands’ın analizde aktarılan görüşlerine göre, boğazın dar yapısı gemilere manevra kabiliyeti bırakmıyor.
Rowlands, “Açık okyanusta her zaman rota değiştirme seçeneği vardır; bir darboğazda veya dar bir denizde bu imkânsızdır.” dedi ve ekledi:
“Bu, İran’ın hedeflerini arayıp bulması gerekmediği anlamına geliyor. Oturup bekleyebilir.”
Rowlands’a göre, bu durum etkili bir şekilde bir “ölüm bölgesi” oluşturuyor. Analizde, bu bölgede bir saldırı için uyarı süresinin saniyelerle ifade edilebileceği vurgulanıyor.
Analizde ayrıca, İran’ın yaklaşık 1.600 kilometrelik kıyı şeridi boyunca seyyar gemi savar füzeleri konuşlandırabildiği, bu füzelerin imhasının zor olduğu ve İran’ın boğazın çok ötesinden de saldırı kapasitesine sahip bulunduğu belirtiliyor.
Rowlands’ın analizde aktarılan değerlendirmesine göre: “Kuzeyde, İran tarafında düz bir ova bulunmuyor. Tepeler, dağlar, vadiler, yerleşim alanları ve açık deniz adaları var. Bunların tümü, yaklaşan bir tehdidin tespitini zorlaştırıyor ve İran’ın seyyar silah sistemlerini gizlemesini kolaylaştırıyor.”
“Risk sıfırlanamaz”: Mayınlar, İHA’lar ve intihar botları
İran’ın ticari gemilere zarar verme kapasitesinin savaşın başlamasından bu yana azaldığı iddia edilen analizde, bununla birlikte, Rowlands’ın şu değerlendirmesine yer veriliyor:
“Ancak riski sıfıra indirmek neredeyse imkânsız. Gemilerin öngörülebilir süre boyunca bu sistemlerin bir kısmından ya da tamamından kaynaklanan art düzeyde bir tehditle karşılaşmasını bekleyebiliriz.”
Childs’ın analizde aktarılan görüşüne göre, en büyük tehdit hâlâ İran’ın insansız hava araçları, hücumbotlar ve patlayıcı yüklü insansız deniz araçları gibi asimetrik silahlarından kaynaklanıyor.
Childs, “İranlılar mayın döşemeye karar verirse, bunları aksi halde masum görünen bir yelkenli geminin arkasından yuvarlayabilirler.” ifadelerini kullandı.
Analizde ayrıca, ABD’nin İran’ın büyük denizaltılarını etkisiz hâle getirmiş olabileceği ancak sığ sularda faaliyet gösterebilen “cüce denizaltıların” hâlâ dikkate alınması gereken bir unsur olduğu belirtiliyor.
Geçişler devam ediyor: “Dostane olmayan gemilere” yasak
Analizde, İran’ın Hürmüz Boğazı, Basra Körfezi ve Umman Denizi’nde en az 19 gemiye operasyon düzenlediği bildiriliyor.
Ancak analizde belirtildiğine göre, İran’ın hedefi enerji ticaretini aksatmak olduğu için gemileri tamamen batırması bile gerekmiyor; tehdidin yeterince yüksek kalması, nakliye şirketlerinin geçiş riskini almaması için yeterli görülüyor.
Analize göre, İran, İran, Çin, Hindistan ve Pakistan bağlantılı bazı gemilerin boğazdan geçişine izin verdi.
Lloyd’s List Intelligence’ın 23 Mart’ta yayımladığı bir rapora dayandırılan analizde, en az 16 geminin geçiş yaptığı, bunlardan birinin 2 milyon dolar ücret ödediği, birkaç “zombi” tankerin ise hurdaya ayrılmış gemilerin kimliklerini kullanarak geçtiği öne sürülüyor.
Analizde ayrıca, Uluslararası Denizcilik Örgütü’ne (IMO) atıfla, Fars Körfezi içinde yaklaşık 2.000 geminin mahsur kaldığı ve tüm tanker trafiğinin yeniden başlaması halinde bile birikmiş yükün temizlenmesinin zaman alacağı ifade ediliyor.
ABD’nin askeri yığınağı ve “pazarlık” söylemleri
Bu arada, Trump rejimi diplomatik ilerleme kaydedildiğini iddia ederken, İran ise ABD ile doğrudan müzakere yürütmediğini, ancak aracılar aracılığıyla mesaj alışverişi olduğunu söyledi.
Bu diplomatik söylemlerin, binlerce ABD deniz piyadesi ve denizcinin Ortadoğu’ya sevkiyatıyla eş zamanlı dile getirildiğine dikkat çekiliyor.
Analizde, 11. Deniz Piyadesi Birimi ve Boxer Amfibi Hazırlık Grubu’nun bölgeye doğru yola çıktığı aktarılıyor.
USS Tripoli saldırı gemisine bağlı Deniz Piyadesi Birimi’nin de Ortadoğu’ya gönderildiği, ancak tam olarak nerede konuşlandırılacağı ve hangi operasyonlarda kullanılacağının açıklanmadığı belirtiliyor.
Analizde, bu birliklerin tipik olarak tahliye ve amfibi operasyonlar gibi karaya çıkarma gerektiren görevlerde kullanıldığı, bunun da kara harekâtı olasılığına ilişkin spekülasyonları artırdığı belirtiliyor. Fakat Trump yönetiminin şimdiye kadar İran’da kara harekâtı yapılmayacağını açıkladığı ifade ediliyor.
Askeri analistlerin analizde dile getirilen görüşüne göre, ABD, sadece USS Tripoli ve diğer deniz unsurlarını bölgeye getirerek tehdit oluşturmanın, İran’ın hesaplarını değiştirmeye yetebileceğini umuyor olabilir.
Analizde ayrıca, Trump’ın İran’ın Hürmüz Boğazı’nı abluka altında tutmaya devam etmesi halinde İran’ın petrol ticaretiyle bağlantılı daha fazla noktayı vurmakla tehdit ettiği belirtiliyor.
Geçtiğimiz cuma günü ABD ordusunun, ülkenin ham petrol ihracatının yaklaşık %90’ının gerçekleştiği Hark Adası’ndaki askeri tesisleri vurduğu aktarılıyor.
Hükümet kontrolündeki adada petrol ticaretiyle ilgili tesislerin hedef alınmadığı, ancak Trump’ın sıranın onlara da gelebileceği uyarısında bulunduğu belirtiliyor.
Analizde bunun bir başka tırmanış adımı olacağı değerlendirmesine yer veriliyor.