ABD Başkanı Trump yönetiminin müzakere söylemleri zayıflarken İran’ın tavizsiz koşulları ve sahadaki askeri baskısı Washington’u stratejik bir çıkmaza sürüklüyor.
YDH- ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırganlığını nihayete erdirmek adına dile getirdiği müzakere söylemleri seyrekleşirken; Tahran’ın savaşı sonlandırmak için sunduğu koşullarda tavizsiz bir tutum sergilemesi süreci farklı bir boyuta taşıyor.
Bu tabloda Trump ve müttefiki İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, kendi stratejileri doğrultusunda hareket etmeyi sürdürerek mevcut "başarılarından" söz ediyor ve hedeflerine ulaşabilmek için birkaç haftalık ek süreye ihtiyaç duyduklarını ifade ediyorlar.
Geçtiğimiz Pazartesi gününden bu yana Trump’ın müzakere çıkışları karşısında resmi sessizliğini koruyan İran, bu süreçte İslam Cumhuriyeti’nin enerji altyapısına yönelik saldırıları kapsayan 5 günlük ateşkesi önce uygulamaya koydu, ardından süreyi on gün daha uzattığını duyurdu.
CBS News’in ABD’li kaynaklara dayandırdığı habere göre, Trump yönetimi dün itibarıyla İran’ın 15 maddelik öneri paketine vereceği yanıtı beklemeye koyuldu.
Öte yandan Reuters’a konuşan İranlı bir yetkilinin, “ABD’nin bir yandan İran’a yönelik saldırılarını sürdürüp diğer yandan müzakere çağrısında bulunması kabul edilemez,” şeklindeki ifadeleri Tahran’ın tepkisini ortaya koydu.
Aynı yetkili, Tahran’ın altyapı tesislerini hedef alan Amerikan önerisine yanıt verip vermeme konusundaki değerlendirmesinin sürdüğünü belirterek; söz konusu cevabın Cuma (dün) veya Cumartesi (bugün) netleşmesinin beklendiğini sözlerine ekledi.
Diplomatik kanatlardan gelen açıklamalarda ise Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, ABD ile İran arasındaki dolaylı temasları “olumlu bir işaret” olarak nitelendirdi.
Türk Dışişleri Bakanlığı kaynakları da Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın; İranlı, Pakistanlı ve Mısırlı mevkidaşlarının yanı sıra Amerikalı yetkililerle de savaşı sonlandırma girişimleri kapsamında yoğun bir diplomasi trafiği yürüttüğünü bildirdi.
Savaşın başlamasının üzerinden dört hafta geçmesine rağmen ABD, hedeflerine ulaşamadığı gibi dünya genelini ve bizzat Amerika’yı sarsan bir dizi krize de kapı araladı.
Buna karşın Trump, ülkesinin İran’da “çok iyi bir iş” çıkardığını iddia etmeyi sürdürürken, kendi yönetim ekibi içerisinde de çatlaklar baş göstermeye başladı.
Axios’un güvenilir kaynaklara dayandırdığı habere göre; Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İsrail’in savaş öncesindeki o “iyimser” tablolarına şüpheyle yaklaşmakta ve çatışmaların en az birkaç hafta daha süreceğini öngörmektedir.
İran tarafının, müzakereler için Steve Witkoff ve Jared Kushner gibi isimler yerine J.D. Vance’i muhatap almayı tercih ettiği yönündeki bilgiler ışığında; Vance’in ülkeyi bu diplomatik çıkmazdan kurtarma çabalarına daha aktif bir şekilde dâhil olduğu görülüyor.
Bu kapsamda Vance, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman el-Sani ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede El-Sani, enerji güvenliğinin korunması ve seyrüsefer serbestisinin hayati önemine özellikle vurgu yaptı.
Diğer taraftan Washington’ın müttefikleri, Trump’ın bu savaştan somut bir kazanım elde edebileceği konusunda giderek daha kuşkulu bir tutum takınıyor.
Bu güvensizlik; ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun dün Paris’te düzenlenen G7 zirvesinde, mevkidaşlarını ülkesinin eylem planına destek vermeye ikna edememesinin ardından daha da derinleşmiş durumda.
Rubio, katılımcılara hitaben ABD’nin İran’da ulaşmaya çok yaklaştığı hedefleri olduğunu savunarak, "operasyonun aylar değil, planlandığı üzere haftalar içinde nihayete ereceğini" öne sürdü. Axios internet sitesi de Bakan’ın, savaşın "iki ila dört hafta daha süreceği" yönündeki öngörüsünü aktardı.
Fransız Dışişleri Bakanlığı, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un sükûneti sağlamak amacıyla İranlı mevkidaşı Mesud Pezeşkiyan ile yeniden bir görüşme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Bu sırada İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesinin "kendi çıkarlarına hizmet etmediği gerekçesiyle bu savaşa dâhil olmayı kabul etmeyeceğini" kesin bir dille ifade etti.
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ise ABD’nin İran’a yönelik savaşta İspanyol hava üslerini kullanma talebini reddettiklerini bir kez daha teyit ederek, "bu çatışmanın felaket düzeyinde ekonomik sonuçlar doğuracağı" uyarısında bulundu.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de "İsrail üzerinde sınırlı bir nüfuz kurmaya yönelik Avrupa eksenli çabalar olduğunu" belirtti.
Merz, "Savaşın sona ermesini her geçen gün ümitle bekliyorum; ancak görünen o ki Amerikalılar ve İsrailliler bu savaşın derinliklerine her geçen gün daha fazla çekiliyor. Üstelik bu savaşta net bir stratejileri de bulunmuyor," diyerek durumu eleştirdi.
Bu diplomatik trafiğe karşılık İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile yaptığı telefon görüşmesinde keskin bir mesaj verdi:
"Hürmüz Boğazı'nın Amerikan ve İsrail gemilerine kapatılması meşru bir önlemdir; gemilerin boğazdan geçişi ise doğrudan ilgili İran makamlarının koordinasyonuna tabidir."
Bu açıklama, dün izinsiz geçiş teşebbüsünde bulunan üç geminin püskürtülmesiyle birlikte, İran’ın boğaz üzerindeki fiili kontrolünün daha da pekiştiği bir dönemde gelmesi bakımından kritik önem taşımaktadır.
Arakçi, yaptığı diğer açıklamalarda; İsrail’in İran’daki en büyük iki çelik fabrikasını, bir elektrik santralini, sivil nükleer tesisleri ve diğer kritik altyapı birimlerini bombalamasının, bizzat Trump tarafından belirlenen süreyi ihlal ettiğini belirtti. Arakçi ayrıca, Tel Aviv’in tüm bu süreçte Washington ile tam bir eş güdüm içerisinde hareket ettiğini vurguladı.
Bu sırada, Amerikan yönetiminin içinde bulunduğu çıkmazı daha da derinleştiren bir diğer gelişme ise, İran’a yönelik (henüz doğrulanmamış olsa da) karadan çıkarma planlarından geri adım atıldığına dair sinyaller oldu.
Bloomberg’in güvenilir kaynaklara dayandırdığı haberine göre; Trump yönetimi müttefiklerine, bölgeye binlerce asker konuşlandırılmış olsa dahi İran topraklarına yönelik bir kara harekâtı planlamadığını iletti.
Aynı kaynaklar, "Başkan’ın her an fikir değiştirebileceği veya İran’a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlatabileceği" ihtimalini de saklı tuttu. İran Meclisi Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ise X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, ABD’nin düştüğü durumu şu sözlerle sorguladı:
"Körfez’deki üslerinde kendi askerlerini dahi koruyamayıp onları otellerde saklamak zorunda kalan bir ülke, bizim topraklarımızda askerlerini nasıl muhafaza edebilir?"
Nitekim İran, saldırılarını sürdürerek Körfez’deki İsrail ve ABD üslerini doğrudan isabetlerle sarsmaya devam etti.
Bu süreçteki en çarpıcı gelişme; dün İslam Devrim Muhafızları Deniz Kuvvetleri’nin, Kuveyt’teki Bubiyan Adası’nda bulunan Siyonist-Amerikan mevzilerine füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) sürpriz bir operasyon düzenlediğini duyurması oldu.
İlgili açıklamada, saldırıda çok sayıda ABD deniz piyadesinin hayatını kaybettiği, ölü ve yaralıların bölgedeki çeşitli hastanelere sevk edildiği iddia edildi.
Kesintisiz devam eden İran yaylım ateşleri karşısında bir ABD’li yetkiliden itiraf niteliğinde bir açıklama geldi.
Reuters’ın aktardığına göre söz konusu yetkilisi, ABD’nin İran’ın füze kapasitesini tam olarak ölçemediğini kabul ederek; "Yeraltı tesislerinde depolanan füze miktarına dair istihbarat eksikliği nedeniyle, bu alandaki değerlendirmeler şüphe uyandırıyor," ifadesini kullandı.
Öte yandan Washington Post, Pentagon yetkililerinin ciddi bir mühimmat kriziyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.
Habere göre yetkililer; çatışmaların henüz dördüncü haftasında ABD’nin stoklarından 850 adet Tomahawk füzesi fırlatıldığına, buna karşın yıllık üretimin sadece birkaç yüz adetle sınırlı kaldığına dikkat çekerek stokların tükenmesi konusundaki endişelerini dile getirdiler.