İsrail medyasında Lübnan cephesi paniği

img
İsrail medyasında Lübnan cephesi paniği YDH

İsrail, Hizbullah ile Lübnan cephesinde süren çatışmaların seyri karşısında derin bir belirsizlik yaşıyor. İsrail basınında, Lübnan’daki devam eden çatışma sürecinin nasıl ele alınacağına dair hâlâ net bir yaklaşım ortaya konabilmiş değil.




YDH- İsrail medyası, Lübnan’da süregelen çatışma sürecini nasıl konumlandıracağı konusunda derin bir belirsizlik ve kafa karışıklığı yaşamaya devam ediyor. 

Gazeteciler, ordunun kamuoyundan gizlemek istediği ayrıntılar üzerine askeri sansür mekanizmasından aldıkları mükerrer talimatları artık saklama gereği duymuyorlar. 

Bölgedeki bir yerleşimcinin sızdırdığı herhangi bir fotoğraf ya da video karesi üzerinden bilgi toplamaya çalışan askeri muhabirler, yabancı basın mensupları gibi sahadaki gerçek durumu raporlayamamaktan şikayet ediyorlar.

Ancak uygulanan bu sıkı sansür, Lübnan sahası ve Hizbullah’ın hamlelerine dair bilgi akışını ve yorumların yayılmasını engelleyemedi. 

İsrail hükümetinin, güvenlik bürokrasisinin ve askeri kurumların Hizbullah’ın kapasitesine dair tüm uyarılara kayıtsız kalması kamuoyunda şaşkınlık yaratıyor. 

Örgütün İsrail’i kendi stratejisiyle şaşırtması üzerine olaylar hızla evrildi; yaklaşık iki haftalık görevin ardından sahadan çekilen yüzlerce subay ve askere dair haberler gelmeye başladı. 

Medyaya yansıyan bilgilere göre bu geri çekilme süreci, mahiyeti tam anlaşılamayan yaralanma ve bayılma vakalarına dayandırılırken, on askerin "kuzey cephesindeki aşırı soğuk ve don" nedeniyle yaralandıkları gerekçesiyle tahliye edildikleri bildirildi.

İsrail medyasında yer alan analizler, Hizbullah’ı tamamen tasfiye etmenin oldukça güç bir görev olduğuna işaret ediyor. 

Güney Lübnan’daki direnişin ardı ardına gelen saha başarıları ve beklenmedik manevraları, İsrail’in hem siyasi hem de askeri kademelerinde yoğun bir baskı ve kafa karışıklığı yarattığı gerçeğini artık saklanamaz hale getirdi. 

Son 48 saat içinde toplanan Güvenlik Kabinesi, rekor seviyeye ulaşan füze saldırıları ve yoğunlaşan askeri operasyonlar gölgesinde, kuzey cephesine dair oldukça sert tartışmalara ev sahipliği yaptı.

Bu tartışmalar kapsamında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, askeri liderliği "tereddüt içinde olmakla" ve "kağıt üzerinde başarılı görünen ancak pratikte halkı mülteci konumuna düşüren" planlar sunmakla itham etti. 

Smotrich, "Kuzeyde ayak sürüyorsunuz ve süreci Hizbullah yönetiyor; tam ölçekli bir savaştan korkmayı bırakıp Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi kurmalıyız" ifadelerini kullandı. 

Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise bu suçlamalara, ordunun siyasi direktifleri uygulamakla yükümlü olduğunu hatırlatarak yanıt verdi: 

"Eğer tam ölçekli bir savaş istiyorsanız kararı verin, biz de uygulayalım; ancak ordunun geciktiği iddialarıyla gelmeyin."

Askeri ve siyasi kulislerdeki bu karmaşaya paralel olarak, kuzeydeki yerleşimciler artan roket trafiği nedeniyle yeni bir göç dalgasının eşiğinde olduklarını belirterek endişelerini dile getiriyor. 

Benyamin Netanyahu hükümetinin kendilerini güvenlikten ve ekonomik destekten yoksun bıraktığını savunan bölge sakinleri, ihtiyaçlarına acil yanıt verilmemesi ve gerekli korumanın sağlanmaması durumunda hükümete olan siyasi desteklerini çekeceklerini duyurdular.

Maariv gazetesi tarafından paylaşılan son anket verileri, İsrail toplumunun %53’ünün hükümetin Hizbullah politikasından memnun olmadığını ortaya koyuyor. 

Kiryat Şimona yerleşiminin kurucularından olan 63 yaşındaki Şimon Cohen, evinin çok yakınına düşen bir roketin ciddi maddi hasara yol açtığını belirterek, durumun değişmemesi halinde bölgenin tamamen boşalacağı uyarısında bulunuyor. 

Kırk yıllık emlakçı olan Cohen, ekonomik hayatın durduğunu, alıcı bulunamadığını ve tazminat ödemeleri yapılmadığı için borçlanmak zorunda kaldığını ifade ediyor.

İsrail medyasındaki verilere göre Kiryat Şimona, yoğun roket saldırıları altında kalarak Tel Aviv ve Holon gibi merkezi şehirleri ilk kez "siren sayısı" listesinde geride bıraktı. 

Kiryat Şimona'da 153, Misgav Am'da ise 145 kez siren sesleri yükseldi. 

KAN kanalı, "Hizbullah’ın bu seviyede bir saldırı trafiğini yönetmesi, evlerinden çıkamayan sakinler için dayanılması zor bir gerçekliktir" değerlendirmesinde bulundu.

Maariv gazetesinin askeri analisti Avi Ashkenazi, Hizbullah’ın saldırılarını yoğunlaştırarak yerleşimciler üzerindeki baskıyı maksimuma çıkarmayı hedeflediğini savunuyor.

Ashkenazi’ye göre Savunma Bakanlığı, her ev için güçlendirilmiş sığınaklar sağlayarak sınır kasabalarını çok daha önceden hazırlamalıydı.

İran ve Hizbullah’ın, İsrail’in toplumsal direncini kırmaya yönelik taktiksel adımlar attığını belirten Ashkenazi, hükümetin mevcut politikasını "çok gürültü, az eylem" olarak nitelendirerek Lübnan’da henüz gerçek bir savaş yürütülmediğini savundu. 

Analist, hükümetin orduya net hedefler, göstergeler ve bir takvim belirlemesi gerektiğini vurgularken; ordunun Hizbullah’ı destekleyen çevrelere ve Lübnan hükümetine baskı uygulayacak şekilde hızlı ve güçlü hareket etmesi gerektiğini, mevcut ileri savunma hattı stratejisinin Hizbullah’ı bulunduğu bölgeden çıkarmaya yetmeyeceğini ifade etti.

Strategic Research adlı internet platformunda yayımlanan bir raporda ise Hizbullah’ı tamamen ortadan kaldırma hedefinin "çok büyük" olduğu ve mevcut turda bu sonucun alınamayacağı tespiti yapıldı. 

Rapora göre şu anki gerçekçi hedef; Litani Nehri’ne kadar olan bölgenin kontrol altına alınması, sınır hattındaki onlarca kilometrelik alandan örgüt varlığının silinmesi ve kuzeyin kısa menzilli füzeler ile kara saldırılarından korunmasıdır.

Yazar Oriel Lynn, Maariv gazetesindeki makalesinde, Hizbullah’a karşı savaşı genişletme isteğini "tipik bir İsrail hatası" ve "iktidar sarhoşluğu" olarak tanımladı. 

Lynn, Hizbullah’ın sahip olduğu 10 bin ila 15 bin arasındaki roketin kuzeyde hayatı yıllarca felç edebileceğini hatırlatarak, hava kuvvetlerinin Hizbullah ile İran arasında bölünmesi yerine tamamen İran’a yönlendirilmesinin daha stratejik olacağını savundu. 

Ayrıca Lynn, Fransa’nın Lübnan hükümetiyle yürüttüğü müzakere fırsatlarının kaçırılmaması gerektiğini ve devletin kuzey sakinlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmekte başarısız olduğunu belirtti.

Walla haber sitesine konuşan üst düzey bir güvenlik kaynağı, Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Lübnan stratejisine dair yeni detaylar paylaştı. 

Buna göre temel plan; Hizbullah’ın kuzey kasabalarını keskin nişancı, tanksavar füzeleri ve havan toplarıyla tehdit edemeyeceği, karadan sızmaları engelleyen bir "güvenlik bölgesi" tesis etmektir.

Kaynak, tedarik hatlarının kesilmesiyle ordunun hareket özgürlüğünün artırılmasının, Lübnan hükümeti ve Hizbullah üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığını belirtti. 

Kara operasyonunun, örgütün ülke genelindeki silahlarını tasfiye etmek için bir "uluslararası baskı taktiği" olarak kurgulandığı ifade edildi. 

Ayrıca Katz tarafından formüle edilen mevcut politikanın, Şii sakinlerin güney Lübnan’a dönüşünü engelleyerek, kış koşullarının da etkisiyle Hizbullah üzerinde konut ve lojistik krizi yaratmayı amaçladığı vurgulandı.

Son olarak, Askeri İstihbarat bünyesindeki Lübnan Masası sorumlusu Binbaşı (Ş), Hizbullah’ın tavrını şu sözlerle özetledi: 

"Hizbullah silahlarından vazgeçmeyecek; bunu, Kerbela’daki gibi bir savaşı göze almak anlamına gelse bile açıkça dile getiriyorlar."