ABD, İran karşısında Vietnam’dakinden daha zayıf bir tablo çiziyor

img
ABD, İran karşısında Vietnam’dakinden daha zayıf bir tablo çiziyor YDH

"Bu noktada altını çizmek gerekir: 1960’ların ABD’si ile bugünün ABD’si aynı ülke değil. O yılların Amerika’sı, kalabalık beyaz ailelerin yaşadığı, tek maaşın bir haneyi rahatlıkla geçindirdiği, iki hatta üç çocuklu, banliyöde ev ve iki otomobil sahibi bir toplumdu."




Andrey Medvedev

YDH - Amerikan siyasi ve ekonomik gücünün zirvesinde olduğu 1960'lı yıllarda dahi Vietnam'da ağır bir kırılma yaşayan ABD, günümüzde çok daha zayıf bir toplumsal ve sınai altyapıyla İran karşısında benzer bir çıkmazla yüzleşiyor. Rusya'nın önde gelen diplomasi yayınlarından Vzglyad'da yazan Rus gazeteci Andrey Medvedev, Vietnam sürecinde Washington'ın taşıdığı rasyonel tereddütlerin ve açık tutulan müzakere kanallarının aksine, bugünkü yönetimlerin İran'ın askeri kapasitesini yanlış değerlendirerek hızlı bir zafer yanılgısına düştüğünü söylüyor.

Epstein koalisyonunun İran’da yürüttüğü savaş, şimdiden Vietnam savaşıyla karşılaştırılıyor. Ancak bu benzetme tam karşılığını bulmuyor.

Bugün Amerikan siyasi çevrelerinde çok sayıda isim, İran’a karşı yürütülen savaşın ciddi çıkmazlara sürüklendiğini görüyor. İstihbarat, İran’ın askeri kapasitesini ve direnme iradesini yanlış değerlendirdi.

Oysa Vietnam savaşı sırasında tablo bütünüyle farklıydı. Savaşın arzu edilen bir seçenek olmadığı daha baştan biliniyordu. Robert McNamara bunu anılarında açıkça dile getirir. Güney Vietnam’ı yöneten kadroların yetersizliği ve Hanoi’nin güneydeki güçlü desteği herkesin malumuydu.

Herkes bu bataktan çıkmanın zor olacağını görüyordu. Buna rağmen Washington’daki karar alıcılar, en küçük bir zafiyet işaretinin bile Çin ve Sovyetler Birliği’nin Doğu ve Güneydoğu Asya’daki etkisini artıracağından çekiniyordu.

Bu yüzden kimse savaşı başlatmak istemedi, fakat süreç geri dönülmez noktaya sürüklendi. Amerikalı karar alıcılar, art arda askeri danışmanlar ve birlikler göndererek gidişatı öyle bir yere taşıdı ki, duvarda asılı duran silah sonunda ateş aldı. Kastedilen, Tonkin Körfezi olayı.

Her şeye rağmen savaşın ilk günlerinden itibaren Amerikan yönetimi, Hanoi ile bu süreci nasıl sonlandırabileceklerini görüşüyordu. Görüşmeler sürsün ya da sürmesin, sahadaki çatışmalar giderek yoğunlaştı.

Bu noktada altını çizmek gerekir: 1960’ların ABD’si ile bugünün ABD’si aynı ülke değil. O yılların Amerika’sı, kalabalık beyaz ailelerin yaşadığı, tek maaşın bir haneyi rahatlıkla geçindirdiği, iki hatta üç çocuklu, banliyöde ev ve iki otomobil sahibi bir toplumdu. 1960’lar, Amerikan siyasi ve ekonomik düzeninin zirveye ulaştığı dönemdi. İmparatorluğun altın çağı.

Son derece güçlü sanayi altyapısı, devasa tesisler. Bugün “pas kuşağı” diye anılan bölgeler o dönemde üretimin kalbiydi. Dünya ekonomisine yön veren en güçlü ülke.

O yıllarda US Steel ya da Bethlehem Steel gibi şirketlerin küresel ekonomi üzerindeki etkisine bakmak yeterli.

1960’ların ABD’si, havacılıkta tartışmasız liderdi. Otomotivde, makine üretiminde de öyle. Neredeyse hiçbir sektörde geride değildi. Ancak uzay yarışında Sovyetler Birliği öne geçti.

Bu dönem aynı zamanda Amerikan ilaç sektörünün sıçrama yaptığı yıllardı. Özellikle ruh sağlığı alanında kaydedilen ilerlemelerle ülke genelindeki devasa akıl hastaneleri kapatıldı. Bugün korku filmlerinde gördüğümüz o kasvetli, terk edilmiş yapılar bu dönüşümün kalıntısı.

Böylesine güçlü bir Amerika bile Vietnam’da kırılma yaşadı. Washington’daki karar alıcılar bu ihtimali gördüğü için daha ilk günden müzakere kanallarını açık tuttu. Bombardımanların Vietnam’ı daha uzlaşmacı hale getireceğini düşündüler.

Bugün ise müzakere yürütülüp yürütülmediği belirsiz. Donald Trump’ın gerçekten karşı tarafla mı konuştuğu, yoksa yalnızca iç kamuoyuna mı seslendiği bilinmiyor. Dahası, bugünkü ABD yalnızca Vietnam ölçeğinde bir harekatı tekrarlamakta zorlanmıyor; 2003 Irak işgaline benzer bir operasyonu dahi aynı ölçekte gerçekleştirme kapasitesinden uzak görünüyor. Buna rağmen İran’la savaşa girilirken neredeyse kimse ciddi tereddüt taşımadı. “Bombalarız, yerle bir ederiz, üç günde zafer ilan ederiz” yaklaşımı hakim oldu.

İran’ın konumu, o dönemde Sovyetler Birliği’nin desteklediği Kuzey Vietnam’dan farklı. Bugün İran’a en yakın müttefiki Çin bile doğrudan destek vermiyor.

Buna rağmen Washington, Amerikan karar alıcıların en son düşmek isteyeceği bir tabloyla karşı karşıya. Bu tabloyu olumlu göstermeye çalışan tek isim ise Donald Trump.

Çeviri: YDH



Makaleler

Güncel